
Korsan avı sektördeki firmalar için verimli bir spor mudur? Müzik sektörü yaratıcı endüstriler arasındaki ana karargahtır. Sinema, edebiyat, bilgisayar oyunları, grafik sanatları, sahne sanatları ve moda benzeri sektörlerin ortak besin kaynağıdır. Kimi zaman direkt bir sektörün iş ortağıdır kimi zaman da oradadır ama pasiftir, yancıdır.
Girdiği formatın şeklini alabilme yeteneğine sahip olan müzik, dijital iletişim kalitesi ve hızının artmasıyla doğru orantılı olarak, yayılımını arttırdı. Cep telefonuna bir parçanın nakaratı kesilip gönderiliyor. Diğer bir parça da bir televizyon dizisine satılıyor. Albümdeki sevdiğiniz tek parçayı cımbızla satın alabiliyorsunuz. Yanınızda daha hafif ve ufak bir şekilde taşıyorsunuz. Sevdiğiniz başka bir cihaz (buzdolabı?) mp3 çalabiliyor. Farkına varmasak da çoğumuz için farz olmuş müzik dinlemek. İster keyfi dinlerken, ister telefona cevap verirken. İyi bir yaratıcı virüsün [1] yapması gerektiği gibi geleneksel kullanım formatını evrimleşerek geride bırakıyor.
Korsan avı sektördeki firmalar için verimli bir spor mudur?
Müzik sektörü yaratıcı endüstriler arasında ekonomik değer olarak yükselişine devam ediyor. Müzik sektörünün içinde ise başka kulvar müzik sektörünün çalışma prensiplerini değiştiriyor: Dijital müzik piyasası.
İnternet ve yazılımların gelişmesiyle dijital formattaki tüm ürünler kayıpsız kopyalanabiliyor. Yani eskiden kasetten kasede kopyalarken kayıt kalitesi düşerdi. Böyle bir problemimiz yok. Dijital data kendi içeriğini sayısal kodlardan oluşturduğundan bir yerden bir yere kopyalandığında içerik kalitesi düşmüyor. Peer-to-Peer (p2p) programlar kişiler arası dosya paylaşımını basit ve hızlı kılıyor. Yaptığı kaydı internete koyan müzisyen tüketicinin beğenisini topluyorsa gün içinde farklı ülkelerde binlerce kişiye anında ulaşabiliyor. Bu klişeler hala şaşırtıcı. Özellikle sektörün temel paydaşlarının oturmuş sistemlerini bozması açısından anarşist yapısı da çoğu sanatçı için cezbedici. Yayıncılar, yapımcılar, dağıtımcılar, CD/DVD/Plak satışı yapan dükkanlar çalışma şekillerini değiştiriyorlar. Müziğin dijital olarak illegal dağıtımı asıl tüm sorunu çıkartan. Varolan pazarın geneline hakim prodüksiyon ve dağıtım firmaları dijital müziğin illegal dağılımından şikayetçi. Sadece 2008 yılında 290.8 milyon $ kaybı var müzik sektörünün. Bu illegal dağılımın içinde aktif korsanlar [2] da yer alıyor, eş dosttan dijital data alan pasif korsanlar [3] da.
Peki bu illegal dijital paylaşım müzik sektörünün genel satışlarını ne kadar etkiliyor? 2008 içinde fiziki (CD/DVD/plak/kaset) ve dijital satışların toplam değeri: 17,6 milyar $. Müzik sektörünün 2008’deki korsan paylaşımdan kaybı %0,16’dır. Yüzdenin bize gösterdiği yalnızca birimsel bir azlık. Asıl olan “emeğin çalınması” konusunda müzik sektörünün aldığı tavır. Müzik sektöründe hem kaliteli prodüksiyon yaparak hem de iyi bir dağıtım ağı ile pazarlamada başarılı firmalar olan Sony, EMI, Universal, BMG ve Warner ücretsiz paylaşıma karşılar. Sanatçının haklarının yenmesine karşılar. Bu naif karşı duruşun temelindeki nedenlerin başında müzisyenin çok uluslu firmalara ihtiyaç duymadan kendi kaydını, tanıtımını, menajerliğini,vs… artık yapabiliyor olması. Bağımsız label’lar (bağımsız müzik firmaları) elbette sanatçıya dünya çapında bir başarı ve zenginliği vaadetmiyor. Ancak bağımsız firmalarla çalışan sanatçıların bu tip beklentileri de yok. Onlar müziklerini direkt olarak ilgilenecek kişilere ulaştırmak istiyorlar. Büyük iddiaları olmayan bu firmalar bildiğimiz pop müzik camiasına da ürün sunmuyorlar. Her firmanın kendine has tadları var. Örneğin İzlanda’da birçok bağımsız label var. İlgilendiği branşlarda alt başlıklara ayrılıyor; acid-jazz, glitch, idm, ambient electronic,vs..vs… Bu tip bağımsız label’lar sayesinde müzikte “Nordic” sakinliğini sahiplenen, bu tarzda albümler bekleyen insanların sayısı artıyor.
Üretim bandında kayma oldu
Dönemin araçlarını iyi kullanan müzisyenler en nihayetinde geleneksel üretim yollarının dışına kendilerini çekebiliyorlar. Şekil 1’de gördüğünüz yapı, birbirine seri bağlı, linear bir düzeni tanımlıyor. Yapı içinde müzisyenlere bağımsızlık kazandıran teknoloji kullanım yöntemleri ise şöyle;

Şekil : Müzik Sektöründe Geleneksel Değer Yaratma Yapısı
1. Sanatçı: Devredilemez hakları her zaman sanatçıya aitti. Bunda elbette bir değişiklik olmuyor.
2. Menajer [4]: Müzisyenlerin tarzlarına uygun olarak seçtikleri ufak çapta firmalar mevcut. Kişiler de bu görevi üstlenebiliyor. Nitelikli kazanç elde ediyorlar. Bir web sayfası, bir telefon ve mail adresi bu işi götürmek için yetiyor.
3. Kayıt: Kayıt teknolojisindeki gelişmeler büyük firmalara bağımlılığı en aza indirdi. Optimum harcamayla evinizde kurduğunuz stüdyoda kaliteli kayıtlar yapabiliyorsunuz. Böyle bir stüdyo için ihtiyacınız olan 1 adet bilgisayar (800$), 8 kanallı 1 adet ses kartı (1500$), 3 adet dinamik mikrofon (300$), referans hoparlörleri (1000$), 3 adet kondansatör mikrofon (500$), 20 m2 alanın yalıtımı (m2’si 15$’dan 300$). Toplamda 4400$. Nitelik ve nicelik açısından rakamlarda oynama yaparsanız aralığınız 3500$ – 5500$’dır. Bu ekipmanlarla aldığınız kaydı Almanya’daki bir mastering [5] firmasına 100 euro vererek son haline getirtebilirsiniz. 10binlerce dolar harcanarak oluşturulan stüdyolara ihtiyacınız minimum seviyeye indirgenmiştir.
4. Baskı ve Paketleme: Dünya genelindeki yeni eğilimde bu etabı es geçenler de var. Birçok dinleyici, iTunes Store’a (Apple’ın online müzik satış sitesi) ya da beatport.com’a koyduğunuz parçaların örnek kısmı dinleyip, parçayı beğenirlerse satın alabiliyor. Diğer yandan müzisyenler de kendi web siteleri üzerinden tüm albümü ya da istediğiniz parçaları yüksek, orta, düşük kalite seçenekleriyle satışa sunuyor. Geleneksel yöntemin linear gidişatında başarı elde etmek yıllar alabilir. Fakat bu yolla ismini duyuran müzisyenlerin sayısı azımsanamayacak seviyelere çıktı. Bir de net-label’lar var. Bunlar da internet üzerinde mp3 formatında parçaları tutan ve genelde belirli tarz müzikleri yayınlayan web firmaları/sayfaları. Ücretsiz ya da cüzi bir miktara bu sitelerden mp3 formatında parçaları temin edebiliyorsunuz. Öte yandan bağımsız label’lar sınırlı sayıda CD ve plak basıyorlar. Kapak tasarımlarını da genelde yakın arkadaşları olan grafik sanatçıları yapıyor.
5. Pazarlama, Dağıtım ve Satış Noktaları [6]: Sosyal iletişim ve müzik ağları (facebook, soundcloud, last.fm, myspace, beatport, itunse store,vs…) üzerinde kurulan gruplar, web sayfaları, ilgili müzik tarzının takipçilerinin oluşturduğu alanlar sayesinde kendi çalışmalarınızı birkaç saat harcayarak dağıtıma sokmanız mümkün oluyor. Sistem aynı zamanda alışılagelmiş pazarlama süslemelerini içermediği için tüketici nitelikli bulduğu müziği yüceltiyor, yeni bir değer sistemi oluşmasında önemli rol üstleniyor.
Yıllardır büyük firmalarla çalışan iki önemli grubun son dönemde yaptığı hamleler internetin gücünü biraz daha iyi anlamamıza yardımcı olacak. Birinci grup Radiohead: İlk albümlerini çıkarttıklarından bu yana satış rakamlarını hep yükseltti. Platin plaklarını koyacak yerleri olmayabilir. Fakat bu grup en son albümünü internetten dinleyicilerine sundu. Fiyat olarak da dinleyicilerin uygun gördükleri ücreti vermelerini sağladı. İsterseniz bedava da temin edebiliyordunuz parçaları, fakat insanlar para verdi. Kısa zamanda yüksek meblağlar kazandılar. Bir diğer isim de Nine Inch Nails (NIN), endüstriyel metal müziğin en bilinen isimlerinden. Son albümlerinin ilk 10 parçasını ücretsiz olarak internet sayfalarından sundular. Ardından isterseniz geri kalan bir o kadar parçayı daha cüzi bir fiyata satın alabiliyordunuz. Promosyon olarak da ne kadar çok parça alırsanız o kadar değerli bir ürün size hediye ediliyordu. Kahve kupası, tişört, imzalı artwork,vs… En nihayetinde bu grup da ilk bir hafta içinde internet satışlarından bir milyon dolar kazandı. Şu an Radiohead ve NIN hiçbir şirkete bağlı olmadan müzik hayatlarını sürdürüyorlar.
Gördüğünüz gibi satış noktaları ve formatları değişiyor. Plak ve CD kalitesini yadırgamayan sistem, sınırlı sayıda albüm basmaya ve onları klasik dağıtım noktalarına bırakmaya devam ediyor.
6. Tüketici: Yukarıda bahsettiğimiz tüm bu kanalları kullanma kabiliyetine sahip tüketiciler, dijital ortamdan istedikleri parçaları satın alabiliyorlar. Öte yandan dijital ortamda parça satın almak yerine p2p programları ile ücretsiz parça transferi yapan insanların ve dolanımda olan parçaların tam sayısı bilinmemekle birlikte İspanya’nın 2008 rakamları bize fikir verebilir. Promusicae ve Gfk’nın araştırması sonucunda 2008 yılında İspanya’da 1,6 milyar parça illegal şekilde dolaşımda yer almış. Buna karşılık 2 milyon parça legal olarak internetten satın alınmış. Tüm dijital download’ların yalnızca %0.1’i legal olarak gerçekleşmiş. [7]
Özetle; müzik sektörü ürün çeşitliliği ve pazarlama yöntemlerini değiştiriyor. Alternatif teknoloji ve dağıtım ağlarıyla gelinen son noktayı tablo Şekil 2’de görüyoruz.

Şekil : Müzik Sektörünün Alternatif Değer Yapısı
Müzisyenler ne istiyor, isteklerine nasıl ulaşıyorlar?
Ken Burns, PBS (Public Broadcasting System) için hazırladığı JAZZ belgeselinde Sonny Rollins’ten bahsedilen bölümde şöyle diyor: “Sonny Rollins her zaman canlı performansı tercih eden bir sanatçı olmuştur. Enerjisini dinleyene o sırada aktarmak onun için önemli olan şeydi. Ona göre yaptığı plakların amacı, insanların kendisini canlı dinlemeye gelmesine teşvik etmesiydi.” [8]
Cazci.com’daki aynı yazıda Miles Davis’in 1952 yılında Prestige adlı müzik firması ile yıllık 750 dolara albüm anlaşması imzaladığı da hatırlatılıyor. Sanatçıların albümlerden kazanç beklentileri, müzik sektörünün oluşmaya başladığı yıllardan beri, hiç olmamıştır. Albüm satışlarından müzisyenlerin kazançları %10-%16 arasında değişiyor. Geri kalan kâr da yapımcı firmaya ait oluyor. Eğer müzisyen parçalarının telif haklarını takip etmesi için ayrıca bir de edisyon firmasıyla [9] anlaşıyorsa bu durumda da %30 payını edisyon firmasına bırakıyor. Şekil 1’de gördüğümüz klasik değer yapısında 100 birimle başlayan bir sanatçı sadece albüm satışları ile elinde 7-10 birimle evine dönebiliyor. İşin aslı müzisyen neredeyse sadece konserden para kazanıyor. Durum böyle olunca yeni dönemdeki müzisyenler alternatif bir piyasa ağı yaratmanın kolaylıklarını kullanıyorlar. Varolan çok uluslu firmaların kapısında beklemiyorlar. Müzikleri üzerinden yaratılarak onlara ulaşmayan değerin de simülasyonundan uzak kalıyorlar. Bağımsız label’lar, çağdaş grafik sanatçıları, çoğu zaman evlerindeki stüdyosunda yaptıkları kayıtlar, mastering ve internet üzerinden yayılan müzik onları manevi ve maddi olarak tatmin ediyor.
Sektörün içindeki klasik işleyişte müzisyen turneye çıkar, parasını toplar, evine dönüp yeni albümü için çalışmaya başlar, çocuğuyla oynar,vs… Çağımızın müzisyenleri daha sık konsere gidiyor, belki daha az paraya sahne alıyor. Birçok şehir geziyorlar. Pop piyasasına hitab etmeyen müziklerini dinleyen kalabalıklar olduğunu görmelerinin manevi tatmini maddiyatı dengeliyor. [10] Öte yandan yeni tarzlarda çağdaş müzikler yapan müzisyenlerin önceleri avuç içi kadar olan kitleleri, müzisyenin evrimiyle büyüyor. Hem kitleler hem de müzisyen pop piyasası dışında geniş bir alternatif piyasa yaratabiliyor. Katıldıkları festivallerin, konserlerin, çıktıkları turnelerin, başka müzisyenlerle yapılan çalışmaların sayısı ve niteliği artıyor. Bu da hem müzisyene, hem de dinleyicisine alternatif bir yaşam platformunda aidiyet duygusu yaratıyor: Bu müziği sadece onlar dinliyor ve onlar yapıyor.
Müzik işletmeleri açısından yönetim şekil ve yapıları değişiyor. Sanatçı, konser mekanı, booking ajansı [11], promoter’ı [12], bilet firması ve müzik firması daha önceleri ayrı kurumlar olarak işlerken günümüzdeki eğilim bu öğeleri birarada barındıran firmaların oluşturulması yönünde. Türkiye’de en bilinen örneği üzerinden bu durumu açıklayalım. Pozitif firması, Babylon adlı mekana sahip. Kendi firmasından çıkarttığı albümler var. Müzisyenlerinin booking işleriyle de ilgileniyor. Promoter’ları olarak çalışıyor. Bu sayede geleneksel yapıda ufalan bu iş kollarını biraraya getirerek tek bir kaynağın beslenmesini sağlıyor.
Peki Türk müzik sektörü bu gelişmeler karşısında nasıl bir tavır alıyor? Yerli müzik piyasamız en büyük satışların yapıldığı dönemde kendi kendini kemirerek bitirdi. Bahsettiğimiz zirve zamanlar İMÇ’nin hareketli olduğu, yerli yabancı albümlerin piyasaya çokça sürüldüğü dönemdi. Fakat kendi firmalarından çıkan müzisyenlerin albümlerini dahi kopyalayarak yasadışı hale getiren sektör büyük darbeler aldı. 2007’de en çok satan 50 parçaya baktığımızda piyasada sayılı firma kaldığını görüyoruz: Doğan Muzik Yapım (DMC), Sony BMG, Pasaj Müzik, Seyhan Müzik, Kalan Müzik, İDOBAY.
Araştırmamın devamında yerli ve çok uluslu firmaların vizyon planlamalarını, yerelde ve genelde müzik sektörünün durumu hakkındaki düşüncelerini, satış stratejilerindeki değişimleri, çeşitlenen ürün gamlarının yarattığı ekonomi gibi dinamikleri ve müzisyenler açısından sektördeki değişikliklerin avantaj ve dezavantajlarını irdeleyeceğim.
[2] İnternet üzerinden dijital dosyalara ücretsiz ulaşma yollarını bilen tüketiciler.
[3]Bilgisayala dosya paylaşımının çeşitli yollarına vakıf olmayan bilinçli ya da bilinçsiz olarak bir dükkan ya da bir kişiden dijital data temin eden tüketiciler.
[4]Menajerlik, bilindiği kadar, müzisyenin konser programını düzenlemek değildir. Müzisyenin kıyafetinden, sahnedeki duruşuna kadar imajını yönetmek anlamına gelir.
* Şekil 1 ve 2′de, dünya genelinde, menajerliğin bulunduğu yerde A&R (Artists and Repertoire) yer alır. Yetenek avcılığı ve firmanın kazandığı yeteneğin geliştirilmesi üzerine çalışan bu departman Türkiye’de gelişmemiş, 4 numaralı dipnotta belirtilen menajerlik sistemi bu tabloya eklenmiştir.
[5]Mastering: Post-production, kaydı son haline getirmek, için ses mühendislerinin yaptığı ince ayarlardır. Dark art olarak da jargonda yerini alır.
[6]Birbiriyle ilintili olduklarından birlikte tanımlanmıştır.
[7]Ifpi 2009 dijital müzik raporu, sayfa 22: http://www.ifpi.org/content/library/dmr2009.pdf
[8]Telif, patent… korsan? Hayır Korsan Partisi!: http://www.cazci.com/?p=807
[9]Müzisyenin teliflerini takip eden ve koruyan firmaların genel adı.
[10]2000 yılından beri dünya çapında birçok çağdaş müzisyenle yaptığım röportaj, onlar hakkındaki araştırmalarımdan öğrendiğim kişisel bir bilgidir.
[11]Sanatçının konser takvimini takip ederek gelen konser taleplerini düzenleyen ajanslar.
[12] Sanatçının sahne alması için konser mekanı, booking ajansı hotel, yol masrafı gibi ilgili giderleri ayarlayan kişiler.
Erdem Dilbaz → 22 01 2010
0