<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#187; Müzik</title>
	<atom:link href="http://muhteviyat.com/kategori/musiki/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://muhteviyat.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Dec 2011 13:42:19 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Müzik dinlemek ya da dinlememek, işte bütün mesele bu!</title>
		<link>http://muhteviyat.com/musiki/muzik-dinlemek-ya-da-dinlememek-iste-butun-mesele-bu/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/musiki/muzik-dinlemek-ya-da-dinlememek-iste-butun-mesele-bu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2011 13:26:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[discogs]]></category>
		<category><![CDATA[istatistik]]></category>
		<category><![CDATA[last fm]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal devrim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2461</guid>
		<description><![CDATA[
Müzik dinler misin?” diye bir soru kalmadı gibi geliyor bize, ne de olsa yaşlısı genci, her insan mutlaka ucundan kıyısından müziği dinliyor ya da dinlemeye maruz bırakılıyor. İnsanoğlunun kulakları bir şekilde ardarda dizilmiş melodilere alışmış durumda. Ama müzik dinlemek; zaten istesek de kapatamayacağımız kulaklarımızdan, çalan müziğin geçmesine izin vermek midir gerçekten? Elbette ki, biraz müzikle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-2462" href="http://muhteviyat.com/musiki/muzik-dinlemek-ya-da-dinlememek-iste-butun-mesele-bu/attachment/lastfm/"><img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="alignleft size-full wp-image-2462" title="lastfm" src="http://muhteviyat.com/files/2011/12/lastfm.jpg" alt="" width="600" height="250" /></a></p>
<blockquote><p>Müzik dinler misin?” diye bir soru kalmadı gibi geliyor bize, ne de olsa yaşlısı genci, her insan mutlaka ucundan kıyısından müziği dinliyor ya da dinlemeye maruz bırakılıyor. İnsanoğlunun kulakları bir şekilde ardarda dizilmiş melodilere alışmış durumda. Ama müzik dinlemek; zaten istesek de kapatamayacağımız kulaklarımızdan, çalan müziğin geçmesine izin vermek midir gerçekten? Elbette ki, biraz müzikle ilgilenince, yani dinlediğniz grupları kategorilendirmeye, onların konser tarihlerini takip etmeye, grup üyeleriyle ilgili dedikoduları okumaya başladıysanız, bu müzik dinleme işinin virüsüne sahipsiniz demektir.</p></blockquote>
<p>İçinde bulunduğumuz seneden 10 x geriye gittiğinizde bile, dünyanın teknoloji sayesinde nasıl evrildiğini algılayabilirsiniz. Üstelik bu hızın sabit bir hız olmadığını, her geçen sene üzerine eklemlenen yeni bir teknolojik devrim ile arttığını fark edeceksiniz. Yani kısacası, hiç kimse önümüzdeki seneye kadar dünya üzerinde ne olabileceğini kestiremiyor. Çünkü biliyoruz ki her an birileri Japonya’dan robotların dünyayı ele geçirdiğini ilan edebilir ya da ilk klonlarla muhattap olmamız gerekebilir. Ne de olsa artık iktidar yer değiştirdi ve hepimiz elimizdeki teknolojinin gücüne göre aslında birer Tanrı’yız.</p>
<p>İşte tüm bu gelecek parodileri arasında aslında yıllardır bizi tutan ve tutmaya devam edecek olan “müzik” de, kavram ve yöntem olarak anlam değiştirmeye başladı. Malum, hepimiz MP3 döneminin tamamen farkındayız. Dijital müziğin, yıllar boyunca süregelen klasik müzik enstrümanlarına kafa tutmasına artık kimse şaşırmıyor. Hatta bir çıkış yolu bulmak adına olsa gerek, yıllardır sesine aşina olduğumuz analog enstrümanlar , yeni akranları dijitaller ile bir araya geliyorlar. Fakat konumuz “müziğin evrimi” değil, “müziğin sosyal evrimi”.</p>
<p>“Müziği var olduğu noktadan alıp, başka bir yere taşıyan güç ne oldu?” derseniz, karşımıza çıkacak iki kavram var; internet ve küreselleşme. Yaklaşık son birkaç senedir, artık günlük kullanıma da açılmış olan internet sayesinde sahip olduğumuz bilgileri aktarma şansına sahip olduk; bir anlamda iletişimimiz güçlendi. Bilginin aktarılması ve sahip olunan bilginin insanlar arasında iletişim formülüyle açıklanması dahilinde, müzik dinlemek artık iletişimizi güçlendirmek için de öncelikli uğraşlardan biri haline geldi. İnter-aktivitenin yüksek olduğu müzik dinleme eylemindeki sorunlara yeni teknoloji olanakları sunan Last FM ise, krallık mertebesine yükseldi.</p>
<p>Şimdi kısa bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz ve ilk PC’lerimize ve yeni versiyon cillop gibi Winamp’lerimize gidiyoruz. Kazaa’nın, Audiogalaxy’nin henüz kanunlarla alt edilmediği günlere&#8230; O zamanlar müzik paylaşmak için uygun olan “Ne dinliyorsun?” sorusunu soran bizlerin, zaman içinde “Last FM’deki nick’in ne?” sorusuna dönüşeceğini bilmediği günlerdi. Arkadaş buluşmalarında bilgisayar başında oturulur, şen şakrak müzikler dinlenirdi. Dinlediğimiz her MP3’ün ayrı bir değeri vardı gözümüzde, her bir playlist için saatler harcanırdı. İlgilendiğimiz müziği anlatmak için ICQ info’ları doldurulur, IRC’de müzik komüniteleri oluşturuldu.</p>
<p>Nostalji bir yanda, bugün müzik dinlemenin tadı, eskisine oranla fazlasıyla değişti. Öncelikli olarak müziğin teknolojiden devraldığı yeni oyuncaklar ile icrası, sonraları da müzik paylaşımının yasalarla olan barışıklığı sayesinde bilgisayarımızda dönen müziğe dair her türlü olayın “log”u tutulmaya başlandı. Bunun için atılması gereken ilk adım ise “Audioscrobbler”dan haberdar olmak, zaten haberdar olur olmaz da üye olmak. “Nedir peki tüm bu çaba, tüm bu aktarım?” demeden önce, isyanımızı bir kenara koyup Last FM’den, yani müziğin sosyalize “levelup”ından bahsedelim.</p>
<h3>Sosyal müzik teknolojisinin oyun alanı</h3>
<p>Hikaye şöyle başlıyor; bundan yıllar evvel müzik daha enstrümanda telken, bugün müdahale edebildiğimiz, üretebildiğimiz, paylaşabildiğimiz bir zevk sahası. Last FM, yani “sosyal müzik &#8211; teknoloji platformu”, müziğin paylaştırılması ve incelenmesi adına atılmış önemli bir adım. Bu hikayenin diğerlerinden farkı ise, teknolojinin her geçen gün sunduğu yeni sistemleri (blog, tag..vs) müzik komünitesine entegre etmeyi akıl etmesi.</p>
<p>Bu platformda var olabilmek için çok fazla bir şeye ihtiyacınız yok. Öncelikle kendinize bir “kullanıcı adı” ve bunun dahilinde bir “profil” belirlemeniz gerekiyor. Daha sonra da sürekli olarak bilgisayarınızdan müzik dinlediğiniz programa, Last FM’e data taşıyacak bir eklenti kurmanız gerekiyor. Tüm bu işlemlerin sonunda kendinizi bu sisteme adamış birey olarak kabul edebilirsiniz. Last FM kendisini kullanıcı bilgileri üzerinden oluştururken, sizin yapmanız gereken sadece müzik dinlemeye devam etmek. Kalanını Last FM, sisteminde oluşturduğu yazılımla ortaya istatistiksel olarak döküyor. Yani müzik dinlemeyi sosyal ve istatistiksel bir platforma dönüştürüyor. Bu sayede öncelikle kullanıcı olarak kendinizin istatistiksel müzik dinleme bilgisine ulaşabiliyorsunuz; ki bir hafta içinde hangi track’leri obsesyon katsayınızla çarpmışsınız, hangilerinden artık baymaya başlamışsınız, bir hafta boyunca en çok hangi albümlerle haşır neşir olmuşsunuzu görebiliyorsunuz. Ama işin asıl heyecanlı kısmı, diğer istatistikler arasındaki link’ler. Yani Last FM’in buradaki konumu, kullanıcının sunduğu bilgiyi uygun bir arayüze oturtmayı başarbilmek. Bu korkunç başarılı işleyen sistem karşısında, “discogs.com” gibi yıllarca müzik severlere hizmet etmiş birçok dizin anlamsızlaşıyor. Hatta müzikle ilgili bir sorusu olanlar öncelikle Last FM’i ziyaret edip, kendi müzikal obsesyonlarına ortak buluyorlar. Sonuç olarak akla gelen ilk soru ise, “Nike’ın yıllar önce spora yaptığını Last FM müzik için mi yapıyor?” oluyor.</p>
<h3><img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="alignleft size-full wp-image-2463" title="last" src="http://muhteviyat.com/files/2011/12/last.jpeg" alt="" width="400" height="299" />Last FM müziğin nesi?</h3>
<p>Last.fm’de biraz vakit geçirdiğinizde, bağımlısı olmamanız mümkün değil. Dinlediğiniz her türlü müziğin istatistiği tutma beceresine sahip bu platform, yalnızca size ait bilgileri kategorilendirmekle kalmıyor, aynı zamanda sizin gibi insanları ve sizin dinlediğiniz müziklere benzer müzikleri de önünüze seriyor. Bu demek oluyor ki, “siz bilgisayarınızdan müzik dinlemeye devam edin, biz de size bir sonraki müzik tercihinizi söyleyelim.” Peki ya bu mümkün mü?</p>
<p>İstatistiksel verilerle aslında mümkün olduğunu itiraf etmek gerekir. Çünkü insan-müzik-internet üçlüsünün arasında giren sadece “gerçek insan”larla sosyalize olmaksa,  -teknoloji sağ olsun(?) bundan zamanla vazgeçiyoruz- Last FM de bunun farkında, “google” kadar korkutucu olmayan, samimi ve başarılı bir oluşum.</p>
<p>Şimdi gelelim broadcasting’e, yani müziğin kullacılara “internet üzerinden” sunulmasına. Buna kimsenin karşı çıktığı yok; aksine bir albümün içerdiği tüm lezzetleri bir Last FM player’ı ile tadabiliyorsunuz. Şimdilik plak şirketleri de bu yeniliğin önünü kapatmaya çalışmıyor. Çünkü artık herkes teknolojinin paylaşıma yönelik atağının farkında ve önüne geçme akılsızlığında bulunmuyor. Medya paylaşımı için hergün yeni bir haber duyuran cep telefonu teknolojisinden tutun da, derimizin altına yerleştirebileceğimiz broadcasting sistemlerine kadar paylaşım pompalanıyor.</p>
<p>Bütün bunların sonucunda bize kalan tek sosyal çaba ise, müzik zevkimizi ve seçimlerimizi insanlarla iletişim kurmak için Last FM’e bağışlamak oluyor. Sonrasını Last FM bizim için kategorize ediyor zaten. Tıpkı blogging gibi ya da tıpkı matchmaking gibi birileri kimi “yazılım”larla bizler için çalışıyor, Last FM’in çıkış sorusu olan “ne dinlersin?” ise sosyal toplumda tuzla buz oluyor.</p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/musiki/muzik-dinlemek-ya-da-dinlememek-iste-butun-mesele-bu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muasır medeniyet seviye tespit sınavı</title>
		<link>http://muhteviyat.com/musiki/muasir-medeniyet-seviye-tespit-sinavi/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/musiki/muasir-medeniyet-seviye-tespit-sinavi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Aug 2010 11:34:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elmira Cancan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[arabesk]]></category>
		<category><![CDATA[fazıl say]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2187</guid>
		<description><![CDATA[Arabeskin müzik olup olmadığına kafa yormayı gereksiz bulan piyanist Fazıl Say, politik doğruculuk adına dile getirmiyorsa da, belli ki arabesk müzik sevenin de insan olduğunu tartışmaya bile gerek görmüyor.
Bir süredir öğrenci olarak bulunduğum İsveç’te, politik sebeplerle veya çalışmak amacıyla Türkiye’den göçmüş farklı etnik ve dini kökenlerden insanların, eğitimsiz, kaba veya tesettürlü olmaları yüzünden “biz”i temsil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2188" class="wp-caption alignnone" style="width: 610px;  border: 1px solid #dddddd; background-color: #f3f3f3; padding-top: 4px; margin: 10px; text-align:center;"><a href="http://www.behance.net/akselceylan"><img class="size-full wp-image-2188" title="fazilsay01" src="http://muhteviyat.com/files/2010/08/fazilsay01.jpg" alt="" width="600" height="250" /></a><p style=' padding: 0 4px 5px; margin: 0;'  class="wp-caption-text">İllüstrasyon: Aksel Ceylan</p></div>
<blockquote><p>Arabeskin müzik olup olmadığına kafa yormayı gereksiz bulan piyanist Fazıl Say, politik doğruculuk adına dile getirmiyorsa da, belli ki arabesk müzik sevenin de insan olduğunu tartışmaya bile gerek görmüyor.</p></blockquote>
<p>Bir süredir öğrenci olarak bulunduğum İsveç’te, politik sebeplerle veya çalışmak amacıyla Türkiye’den göçmüş farklı etnik ve dini kökenlerden insanların, eğitimsiz, kaba veya tesettürlü olmaları yüzünden “biz”i temsil etmediği tesellisini sık sık duyarım. “Biz” her kimsek, “öyleleri”nin yaşamadığı bir ülkeden geliyoruzdur. Tanışır tanışmaz dünyanın dört bir yanından arkadaşlarımıza da bunu söyler, önyargılarından bir an önce beraat etmek isteriz. Başı açık olanla kapalıyı, iyiyle kötüyü, cahille aydını birbirinden ayırarak kimliğimizi en şık yerleri görünecek şekilde budar; vatandaş profilimizi muassır medeniyetlerden gelmişlerin zevkine göre çekirdeksiz, yemeye hazır hale getiririz. Ne zaman bu duruma şahit olsam, öğrenci halimizle kilometrelerce uzakta duran Türkiye’nin dış politika anlayışının ete bürünmüş minyatürleri olduğumuzu fark ederim. Turizmi hareketlendirmek için hazırlanan afişlerden, Eurovision şarkımızın söyleneceği dile kadar her konuda, bizden daha gelişmiş olduğunu düşündüğümüz ülkelere göre koordinatlarımızı belirleme lüzumu vardır sanki. Gözümüzde büyütmekten artık gerçek boyutlarını kestiremediğimiz bu seviyeyi yakalamak için çabamızın yeterliliğini çapı ne kadar küçük olursa olsun, her milli vesilede nefes nefese teftiş ederiz.</p>
<p>Benzer bir çabayı, sapla samanı ayırıp en güzel buketi derme arzusunu Fazıl Say’ın arabeske dair son açıklamalarını okuduğumda da hissettim. Habere göre Say, önce Facebook sayfasında <em>“Arabeskin yavşaklığından utanıyorum” </em>diye şikayetlenmiş, sonra bu sözlerle iddia edilenin aksine, arabesk dinleyen tabakayı değil, onları sömüren arabesk müzik sektörünü eleştirdiğini belirtmişti. Alt tabakayı küçümsemiyor, bilakis sömürülmesinler diye onlara reçete yazıyordu. Bir göz odada beş sınıfın birden okutulduğu yerlerde doğup büyüyen, anca arabeskin acılı, kör gözüm parmağına dilinden anlayıp, içlenenleri silkip kendi yoluna getirmeye çalışıyordu. <em>“Arabesk emek karşıtıdır, kendinizi kullandırmayın” </em>diyordu, <em>“dinlediğiniz müzik bile değil, bunun tartışılacak yönü yok”</em>. Say, kuru ekmek yiyeni organik sebze-meyve tüketmeye davet ederken, ülkede organik tarımın simetrik şekilde gelişmediğinden, görünen o ki, habersizdi. Arabeskin müzik olduğunu tartışmaya lüzum görmeyen Say, politik doğruculuk adına dile getirmiyorsa bile belli ki arabesk sevenin de insan olduğunu tartışmaya lüzum görmüyordu. “Birkaç sahte liberal aydın” olarak nitelediklerinin, polemiklerden unvan kazanmak çabasıyla “bırakınız yapsınlar” demesinden ikna olmuyor, söyleyeceklerine kimsenin cevap veremediğiyle övünüyordu.</p>
<p>O ya da bu sebepten, kendi seviyesine eş ve muhatap kabul etmediği düşünülürse, Say’a neden cevap verilemediğini anlamak güç değil. 2002’de de söylediğini belirterek, magazinde gaf mazereti sayılan “dobra”lığını savunduğu böyle bir sözün, “klas” olması icap eden bir sanatçıdan gelmesi insanı ayrıca üzüyor. Gerçi daha önceden de, Türkiye’de tirajı hayli yüksek “bir gece ansızın 90 yıl geriye gideceğiz” korku edebiyatına uygun şekilde, türbanlı bakan eşlerini kişisel bir hakaret olarak almış, Türkiye’yi terk edip halkını kendisinden yoksun bırakmakla tehdit etmişti. En azından tehdit konusu kendiyle ilgili bir seçimdi; ya gidecek ya da kalacaktı. Halbuki şimdiki arabesk açıklamalarıyla, kalmasının bedelini başkalarına ödetecek gibi görünüyor.</p>
<div id="attachment_2189" class="wp-caption alignright" style="width: 290px;  border: 1px solid #dddddd; background-color: #f3f3f3; padding-top: 4px; margin: 10px; text-align:center; float: right;"><a href="http://www.behance.net/akselceylan"><img class="size-full wp-image-2189" title="fazilsay-manset" src="http://muhteviyat.com/files/2010/08/fazilsay-manset.jpg" alt="" width="280" height="342" /></a><p style=' padding: 0 4px 5px; margin: 0;'  class="wp-caption-text">İllüstrasyon: Aksel Ceylan</p></div>
<p><strong>Hangisi kıymetli?</strong><br />
Fazıl Say’ın “arabesk” diye özetleyerek, çağdaş Türkiye’nin ilerlediği aydınlık yolda engel çıkaran fakir, eğitimsiz, “yontulmamış” yaşam tarzına isyan ettiği apaçık. Ayrıca Say’ın hakareti, eleştirinin yöneltildiği eser/ürün haricinde, Melih Gökçek’in kanımızı donduran “ben böyle sanatın içine tükürürüm” çıkışıyla maalesef benzerlikler taşıyor. Eleştirilen nesnenin sanat tarihindeki önemini kenara koyarak bakıldığında, her ikisi de engel tanımaz derecede sabit fikirle eseri ve onu yaratanı hor görüyor. Bu sözüme “arabeskle modern sanatın kıymeti bir mi?” diye cevap veren çıkacak elbette. Halbuki kıymeti (kimisine göre) az olana ithamda bulunmak bile bir tartışma adabı ve asgari saygı gerektirir. Aksi “hayat kadınlarına tecavüz, suç olmasın” demekle benzer bir mantıktır. Bir olguyu kendi kıstaslarınca az gelişmiş bulup herkesin o çok gelişmiş kıstaslarına uymasını beklemek de zaten, yapan her kim ve ne kadar cumhuriyet çocuğu olursa olsun, dayatmadır. Öteki eleştirinin zerre haz etmediğimiz bir politikacı tarafından sarf edilmiş olması, Say’ın eleştirisindeki usul hatalarını sadeleştirmez.</p>
<p>Seçkin insanların takip ettiği eğitilmiş bir zevkin müziğini, devlet tarafından desteklenecek kadar yüksek başarıyla icra etmesi ister istemez snoblaştırabilir insanı, buna “deha refleksi” deyip geçebiliriz. Yine de, bildiğim kadarıyla Fazıl Say’ın muassır medeniyetlerde klasik müzik icra eden denkleri pop, rap veya rock müziğin alt tabakaya has olduğundan, düşük kalitesinden ve yılışıklığından söz etmiyor, kendi icra ettikleri müziği bir gelişmişlik ve çağdaşlık sembolü olarak görmüyorlar. Halbuki Fazıl Say’ın sözlerinde, şalvarlı-fesli bir toplum için şapka ve pantolonla beraber klasik müziğin de çağdaşlığın başlangıç vuruşunu simgelediği zamanlara has, eski moda bir beklenti var. Türk müziği olarak sadece gösteriş aranmayan, küçük harfli halk müziğini kabul ediyor, ancak müzikal elitizmden o kadar ödün veriyor. Arabeskin yaldızlı, düzensiz harflerinin kitabımızda barınmasını ise kesinlikle kabullenemiyor. Say’ın arabeskin “gariban acısından beslenen bir sömürü müziği” olduğu iddiasını kabul etsek bile, kanımca çok satan her müzik türüne aynı şeyi söylemek mümkün. Müziği kârlı bir sektöre dönüştüren, acıyı-neşeyi paketleyip satılabilir hale getirmesi değil midir? Bu insanın veya başka insanın acısının satılması mazlumun zaafından beslenen her müzikte geçerliyse, neden Fazıl Say’ı sadece arabesk huzursuz ediyor? Burada da cevabı kendisi veriyor: “(&#8230;) Siyasal boyutu da hesaba katın lütfen. AKP milletvekillerinin ‘hangi müziği dinlersiniz’ sorusuna yüzde 98 oranında ‘arabesk müzik’ dediklerini unutmayın.” Demek ki arabesk eleştirisi, garibanın sömürüsünü engellemenin yanı sıra politik ve kısmen kişisel sebeplerden de doğuyor.</p>
<p>Kimisinin varoşa zimmetli görüp halkına yakıştırmamasına rağmen, arabesk popüler müziği ve kültürü (iyi ya da kötü) etkiledi, etkilemeye de devam edecek. Fakat yükselmek istediğimiz muassır medeniyet seviyesi ulusal defo olarak gördüğümüz detayları silmeye çalışmamız yüzünden uzaklaşıp gidiyor. Şehirli ve okumuş torunun köydeki soğan kokan akrabalarını aile denkleminden dışlaması misali, Fazıl Say’ın söyledikleri, o akrabaların aileden olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Fotojeniklik uğruna kendini paralayan Türkiye’nin fotoğrafı da, sevmediğimiz öğeleri ayıkladığımız ölçüde derinliksiz ve flu kalıyor.</p>
<p>Bu yazı<a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&amp;ArticleID=1009764&amp;Date=02.08.2010&amp;CategoryID=42" target="_blank"> Radikal&#8217;</a>de yayınlanmıştır. Tüm hakları <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&amp;ArticleID=1009764&amp;Date=02.08.2010&amp;CategoryID=42" target="_blank">Radikal</a>&#8216;e aittir.</p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/musiki/muasir-medeniyet-seviye-tespit-sinavi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dubstep 101</title>
		<link>http://muhteviyat.com/musiki/dubstep-101/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/musiki/dubstep-101/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2010 14:34:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[2step]]></category>
		<category><![CDATA[benga]]></category>
		<category><![CDATA[dubstep]]></category>
		<category><![CDATA[jungle]]></category>
		<category><![CDATA[kode9]]></category>
		<category><![CDATA[silkie]]></category>
		<category><![CDATA[skream]]></category>
		<category><![CDATA[wire]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2058</guid>
		<description><![CDATA[
Öyle ya da böyle adını duymayan kalmadı ama hala ne olduğu ve nasıl bir şey olduğu konusundaki fikirler bir muamma. Güney Londra&#8217;nın banliyösünden, tüm dünyayı sarmalayan dubtep&#8217;in sırrı ise, yüreğinizi dağlayan sub-bass&#8217;ları.
(...)Devamını oku &#124;  © Elif Demirci &#124; 
 Müzik &#124; 2010 

© Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#124; RSS &#124; 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2057" title="dubstep-elif" src="http://muhteviyat.com/files/2010/04/dubstep-elif.jpg" alt="" width="600" height="250" /></p>
<blockquote><p><strong>Öyle ya da böyle adını duymayan kalmadı ama hala ne olduğu ve nasıl bir şey olduğu konusundaki fikirler bir muamma. Güney Londra&#8217;nın banliyösünden, tüm dünyayı sarmalayan dubtep&#8217;in sırrı ise, yüreğinizi dağlayan sub-bass&#8217;ları.</strong></p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/musiki/dubstep-101/">Devamını oku</a> |  © <a href="datafobik">Elif Demirci</a> | 
<a href=" Müzik"> Müzik</a> | 2010 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/musiki/dubstep-101/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Paylaşılamayan Müzisyenler</title>
		<link>http://muhteviyat.com/internet/paylasilamayan-muzisyenler/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/internet/paylasilamayan-muzisyenler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Apr 2010 11:40:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Dilbaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2037</guid>
		<description><![CDATA[
Hemen her endüstri kendi sektöründeki paradigma değişiklikleri karşısında varolan işletme modelini korumaya çalışıyor. Böylelikle eldekini kaybetmeden değişimin hemen ardından gelecek sisteme adapte olmak için zaman kazanıyor. Çaba gösteriyor.

Şirketiniz hazırsa müşteriler de zaten sizi bekliyor. Adaptasyon tamamlanınca pazarın yeni koşullarından – tam anlamıyla – çuvalla para götürülüyor. İronik sürecin kâr edeni değişim karşısında hep aynı ölümcül [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2038" title="muzik-production" src="http://muhteviyat.com/files/2010/04/muzik-production.jpg" alt="" width="600" height="250"></p>
<blockquote><p>Hemen her endüstri kendi sektöründeki paradigma değişiklikleri karşısında varolan işletme modelini korumaya çalışıyor. Böylelikle eldekini kaybetmeden değişimin hemen ardından gelecek sisteme adapte olmak için zaman kazanıyor. Çaba gösteriyor.</p>
</blockquote>
<p><img src="http://muhteviyat.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" class="mceWPmore mceItemNoResize" title="More...">Şirketiniz hazırsa müşteriler de zaten sizi bekliyor. Adaptasyon tamamlanınca pazarın yeni koşullarından – tam anlamıyla – çuvalla para götürülüyor. İronik sürecin kâr edeni değişim karşısında hep aynı ölümcül eleştiriyi tekrarlıyor: Radyo icad oluyor kayıt endüstrisi bitiyor; televizyon çıkıyor ortaya, sinemanın geleceği kalmıyor; kaset üretiliyor müzik artık yapılamayacak oluyor, video kasetler çıktığında da sinema sektörü batıyor diye yakınılıyor. CD çıktığında çok korkmuştuk mesela bir daha asla müzik dinleyemeyeceğimiz için. Çocuk aklı işte.</p>
<p>Amma velakin sistem her zamanki gibi duruma ayak uyduyor, maddi evrimini gerçekleştiriyor. Karşı çıkılan tüm bu formatlar tüketiciye misli ücretlerle geri dönüyor. Çünkü yeni formatlar, her ne kadar içerik kalitesi yüksek olmasa da, daha fazla insan için ulaşılabilir oluyor. Bu da üretici için daha fazla kâr getiriyor. Fakat son ve tüm sektörleri etkileyen paradigma değişimi – internet – karşısında müzik sektörü adaptasyonunu tamamlayamıyor. Yara alıyor. IFPI (International Federation of Phonographic Industry) müzik sektöründeki meslek birliklerinin tepe noktası. Ana karargâhı. Her yıl raporlarında illegal müzik paylaşımının sektörün canını yaktığı söyleniyor. İnternetin sektörün dibini oyduğu belirtiliyor. 2008 yılında internetteki illegal paylaşımlar yüzünden sektör tam 290.8 milyon dolar kaybediyor! Raporun detaylarına girince anlıyorsunuz ki bu kayıp sektörün genel kazancının % 0.16’sı! Olsun, farketmez; sektör bir kere kan kaybediyor. O halde ne yapıyoruz; sektörün canını yakan bu interneti kontrol altına alıp ürünlerimizi oradan pazarlıyoruz.</p>
<h4><span style="font-weight: bold" class="Apple-style-span">Bağlantılı hat sahipleri</span></h4>
<p>İnternet merkeziyetten uzak dağıtık yapısı içinde sınırsız kollardan bilgi paylaşımını tetikleyen içeriklerle dolu. Yeni iletişim kanallarını kullanmanızı / yaratmanızı / dilinizi paylaşmanızı sağlıyor. Kullanıcı sayısı arttıkça paylaşımın alanı genişliyor. Sizinle aynı network’te olan, msn’de sizinle konuşan, mail atıp hal hatır soran yeni dalga komşuluk ilişkileri güçleniyor. Komşunuzla her iletişime geçtiğinizde bilginizi, tecrübenizi, yeteneğinizi paylaşabiliyorsunuz. Myspace.com’da karşılaştığınız birinden müziğinize klip yapmasını talep ediyorsunuz. Deviantart.com’da ortaklaşa tasarım çıkartmak istediğiniz başka biriyle iletişime geçiyorsunuz. Emeğinizi samimi bir şekilde paylaşıyorsunuz. Hem de illa peşinde maddi beklenti olmadan. Yaratıcı sektörler yetenekli genç insanları yıllarca böyle sömürdü:<span style="font-style: italic" class="Apple-style-span"> “Portfolyona koyarsın!”</span> Şimdi o gençler / yaşlılar / çocuklar kendi bilgilerini paylaşarak yeni ürünler üretiyor. İster al ister alma. Artık anca peşinden koşarsın.</p>
<p><img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="alignleft size-full wp-image-2039" title="muzik-production2" src="http://muhteviyat.com/files/2010/04/muzik-production2.jpg" alt="" width="250" height="305">Tabi burada paylaşılan bir tek bilgi bazlı içerik de değil. Eve gelen arkadaşınıza beğendiğiniz bir parçayı dinletir gibi, gayet anlaşılır bir heyecanla, beğendiğiniz bir parçayı gönderiyorsunuz. Ama bir dakika; bu aslında suç sayılıyor. Çünkü bu paylaşım sırasında parçanın telifini ödememiş oluyorsunuz. Arkadaşınız o parçayı başkasına gönderirse o da suçlu oluyor. Bu haliyle dosya paylaşımı suç olarak addediliyor. Öyle madem; elimizdeki bir parçayı 50 kuruştan kaç kişiye gönderebiliriz? Hadi diyelim ki gönderdik, bu ödeme işlemini kaç farklı parça için kaç defa yapabiliriz? Bahsettiğimiz tarz illegal paylaşımın tanımında da bu mantık yatıyor. Müzik sektörünün başını asıl yakan internette dosya paylaşımı oluyor. Sektör aradığınız şeye anında, istediğiniz formatta, istediğiniz adette ulaşabilmenize ve onu paylaşabilmenize karşı duruyor. Neden karşı olduklarını da  ‘sanatçı haklarının’ arkasına sığınarak savunuyorlar. Oysa alakası yok.</p>
<h4>Sanatçının buna hakkı var mı?</h4>
<p>Bilmeyenler için söyleyelim, bir albümünün satışından grup / müzisyen satılan ürün başına % 6 – 10 arası kâr alıyor. İş modeli olarak; bilinmeyen birine yatırım yapan prodüktör yatırımını piyasadan geri alana kadar para da vermeyebiliyor. İnternet üzerinden satılan albümden ise prodüksiyon firmasının harcaması dahi geri dönmeyebiliyor. Bu nedenle meslek birlikleri ya da firmalar ellerindeki tüm kataloğu internet üzerinden satış yapan sitelerle kâr payı ortaklığı çerçevesinde paylaşıyorlar. Ya satıştan ya da reklam payı üzerinden telifleri topluyorlar. Yani sanatçı aslında hiçbir zaman prodüksiyon şirketinden para kazanmıyor. Prodüksiyon şirketleri belli başlı sanatçıları kandırmak için önlerine birkaç milyon dolar koyuyor, ondan sonra tüketiciden yolabildiğini yoluyor. Birkaç milyon dolar alan sanatçı da az bulunduğundan, geniş bir kitle, bu dar kitlenin taleplerine göre şekillenen hukuka uymaya zorlanıyor. Aslen bu hukuk müzisyenlerle dinleyicilerinin arasındaki iletişimi de bozuyor.</p>
<p>Müzisyenlerin her zaman amaçları ve kazançları; konserleri ve sahne performansları oluyor. Müzisyen adını duyurarak kendisini izleyecek kişilere ulaşmak için albüm çıkartmak istiyor. Bu durumda internetteki paylaşım müzisyenin de işine geliyor. Albümünüzü alabilecek 100 bin kişi yerine internetten indirerek paylaşacak 1 milyon kişinin müziğinizden haberdar olmasını istemez misiniz? Hesaplamaya dahi gerek yok. 1 milyon kişiden sizin konserlerinize gelerek direkt size maddi destekte bulunacak grubu seçin gitsin. Öte yandan bir arkadaşın diğerine önerisinin değerini milyonlar verseniz satın alamıyorsunuz artık. Dinleyicilerinizin sadakati ve sürekliliği arkadaş zincirleri içinde güçleniyor. Biraz durumun farkında olan müzisyen daha nitelikli işler üretmesi için motivasyonunu bulmuş oluyor.</p>
<h4><span style="font-weight: bold" class="Apple-style-span">Üretici ile tüketici arasında samimiyete dayanan yeni bir hukuk yazılıyor.</span></h4>
<p>En nihayetinde internet herkese açık bir network ve illegal olarak tanımlanan uygulama internetin çıkış amacıyla eşdeğer. Bu nedenle, illa ki sanatçı hakları savunulacaksa, bunun direkt olarak ticari gelirle ilintilenmesi tüketici ile sektör arasındaki mesafeyi belirler. Yani film / dizi / reklam müziği, adaptasyon hakkı, mobil uygulamalar, vb. üzerinden satışlarda sanatçı talep ettiği ücreti alabilmeli. Bunun hak takibi sıkıca yapılmalı, müzik sektörü bu doğrultuda yeni ürünler geliştirmeli. İnternet üzerinden dosya paylaşımları ise, adı üzerinde paylaşımdır: Zira kimse bir başkasının parçasını <span style="font-style: italic" class="Apple-style-span">“bu benim parçam”</span> diye çalıp çırpıp piyasaya sunmuyor.</p>
<p></p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/internet/paylasilamayan-muzisyenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geleceğe meydan okuyan dadaist: George Antheil</title>
		<link>http://muhteviyat.com/musiki/gelecege-meydan-okuyan-dadaist-george-antheil/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/musiki/gelecege-meydan-okuyan-dadaist-george-antheil/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 15:38:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Dilbaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Ballet Méchanique]]></category>
		<category><![CDATA[George Antheil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=1944</guid>
		<description><![CDATA[
Daha makineler insan teriyle çarklarını yeni yağlamaya başlamışken bu durumun saçmalığına gözlerini açan kompozitör, derdini ancak 75 yıl sonra anlatabiliyor
(...)Devamını oku &#124;  © Erdem Dilbaz &#124; 
 Müzik &#124; 2010 

© Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#124; RSS &#124; 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-1946" title="antheil" src="http://muhteviyat.com/files/2010/03/antheil1.jpg" alt="" width="600" height="305" /></p>
<blockquote><p>Daha makineler insan teriyle çarklarını yeni yağlamaya başlamışken bu durumun saçmalığına gözlerini açan kompozitör, derdini ancak 75 yıl sonra anlatabiliyor</p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/musiki/gelecege-meydan-okuyan-dadaist-george-antheil/">Devamını oku</a> |  © <a href="Erdem Dilbaz">Erdem Dilbaz</a> | 
<a href=" Müzik"> Müzik</a> | 2010 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/musiki/gelecege-meydan-okuyan-dadaist-george-antheil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dubstep aldım, yer misin?</title>
		<link>http://muhteviyat.com/musiki/dubstep-aldim-yer-misin/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/musiki/dubstep-aldim-yer-misin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 14:54:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhteviyat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[dubstep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=1834</guid>
		<description><![CDATA[
&#8216;Dubstep nedir?&#8217; sorusuna kesin bir cevap vermek güç. Hatta bu yeni türü formüle etmeye çalışan da fena halde çuvallayabilir.  Bu tıpkı &#8216;Excision&#8217; ile &#8216;Burial&#8217;ı  karşı karşıya koyup benzetmeye çalışmak kadar sonuçsuz bir uğraş. Gelin, biz bu türe genel bir giriş yaparken formüllerden sakınalım ve etkilerinden bahsetmeyi deneyelim. İşin muhteviyatında biraz reggae, çokça dub, üstüne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-1836" title="dubstep-head" src="http://muhteviyat.com/files/2010/03/dubstep-head.jpg" alt="" width="600" height="305" /></p>
<blockquote><p><strong>&#8216;Dubstep nedir?&#8217; sorusuna kesin bir cevap vermek güç. Hatta bu yeni türü formüle etmeye çalışan da fena halde çuvallayabilir.  Bu tıpkı &#8216;Excision&#8217; ile &#8216;Burial&#8217;ı  karşı karşıya koyup benzetmeye çalışmak kadar sonuçsuz bir uğraş. Gelin, biz bu türe genel bir giriş yaparken formüllerden sakınalım ve etkilerinden bahsetmeyi deneyelim. İşin muhteviyatında biraz reggae, çokça dub, üstüne jungle / dnb ve karşı konulamaz bir techno, hatta biraz da house olduğu k0nusunda uyarımızı yaptık bile.</strong></p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/musiki/dubstep-aldim-yer-misin/">Devamını oku</a> |  © <a href="Muhteviyat">Muhteviyat </a> | 
<a href=" Müzik"> Müzik</a> | 2010 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/musiki/dubstep-aldim-yer-misin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dijital Çağda Metamorfoz</title>
		<link>http://muhteviyat.com/internet/dijital-cagda-metamorfoz/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/internet/dijital-cagda-metamorfoz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 15:18:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Dilbaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[korsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=729</guid>
		<description><![CDATA[
Korsan avı sektördeki firmalar için verimli bir spor mudur? Müzik sektörü yaratıcı endüstriler arasındaki ana karargahtır. Sinema, edebiyat, bilgisayar oyunları, grafik sanatları, sahne sanatları ve moda benzeri sektörlerin ortak besin kaynağıdır. Kimi zaman direkt bir sektörün iş ortağıdır kimi zaman da oradadır ama pasiftir, yancıdır.
(...)Devamını oku &#124;  © Erdem Dilbaz &#124; 
 Müzik,  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-1375 alignnone" title="korsanmuzik" src="http://muhteviyat.com/files/2010/01/korsanmuzik.jpg" alt="" width="600" height="224" /></p>
<blockquote><p><strong><strong>Korsan avı sektördeki firmalar için verimli bir spor mudur?</strong></strong> Müzik sektörü yaratıcı endüstriler arasındaki ana karargahtır. Sinema, edebiyat, bilgisayar oyunları, grafik sanatları, sahne sanatları ve moda benzeri sektörlerin ortak besin kaynağıdır. Kimi zaman direkt bir sektörün iş ortağıdır kimi zaman da oradadır ama pasiftir, yancıdır.</p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/internet/dijital-cagda-metamorfoz/">Devamını oku</a> |  © <a href="Erdem Dilbaz">Erdem Dilbaz</a> | 
<a href=" Müzik,  İnternet"> Müzik,  İnternet</a> | 2010 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/internet/dijital-cagda-metamorfoz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dijital meybuz: Freezepop</title>
		<link>http://muhteviyat.com/musiki/dijital-meybuz-freezepop/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/musiki/dijital-meybuz-freezepop/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Jul 2009 15:57:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sona Ertekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Electropop]]></category>
		<category><![CDATA[Freezepop]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhteviyat.com/?p=976</guid>
		<description><![CDATA[
Freezepop, yani bizdeki karşılığıyla “meybuz”, adına uygun olarak rengarenk, tatlı, soğuk meyveli ve plastik bir müzik yapıyor. Ve belki de en önemli özellikleri hepsinin sıradan çocuklar olması.
(...)Devamını oku &#124;  © Sona Ertekin &#124; 
 Müzik &#124; 2009 

© Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#124; RSS &#124; 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-978" title="freezepop_sona_2" src="http://muhteviyat.com/files/2009/07/freezepop_sona_2.jpg" alt="" width="566" height="247" /></p>
<blockquote><p>Freezepop, yani bizdeki karşılığıyla “meybuz”, adına uygun olarak rengarenk, tatlı, soğuk meyveli ve plastik bir müzik yapıyor. Ve belki de en önemli özellikleri hepsinin sıradan çocuklar olması.</p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/musiki/dijital-meybuz-freezepop/">Devamını oku</a> |  © <a href="Sona Ertekin">Sona Ertekin</a> | 
<a href=" Müzik"> Müzik</a> | 2009 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/musiki/dijital-meybuz-freezepop/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Havantepe’den techno’nun dub hali</title>
		<link>http://muhteviyat.com/roportaj/havantepeden-technonun-dub-hali/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/roportaj/havantepeden-technonun-dub-hali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 10:37:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Christopher Çolak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Dub]]></category>
		<category><![CDATA[Havantepe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhteviyat.com/?p=913</guid>
		<description><![CDATA[
Koca İstanbul’un sınırlarında, şehrin gürültüsünü artık duyamayacak kadar uzaklaştığınızda doğru yerde, Havantepe’de, techno’nun dub halindesiniz.


Mr.Bizz &#8211; Dark Moon (Havantepe&#8217;s Low Gravity Mix) by  Havantepe

Chord’ların ve reverb’lerin ebedi etki alanına girdiniz. Detroit techno’nun diyarından Tresor’un tozlu koridorlarına uzanan bu sound, Basic Channel ve Maurizio düsturlu bu techno çeşidi yıllardan beri ihtişamından ve etkisinden bir zerre [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-915 alignnone" title="havantepe_chris_01" src="http://muhteviyat.com/files/2009/06/havantepe_chris_01.jpg" alt="" width="566" height="247" /></p>
<blockquote><p><span>Koca İstanbul’un sınırlarında, şehrin gürültüsünü artık duyamayacak kadar uzaklaştığınızda doğru yerde, Havantepe’de, techno’nun dub halindesiniz.<br />
</span></p></blockquote>
<div style="font-size: 11px"><object width="100%" height="81"><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?track=mr-bizz-dark-moon-havantepes-low-gravity-mix&amp;show_comments=true&amp;auto_play=false&amp;color=d6cf04" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="100%" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?track=mr-bizz-dark-moon-havantepes-low-gravity-mix&amp;show_comments=true&amp;auto_play=false&amp;color=d6cf04"></embed></object></p>
<div style="padding-top: 5px"><a href="http://soundcloud.com/havantepe/mr-bizz-dark-moon-havantepes-low-gravity-mix">Mr.Bizz &#8211; Dark Moon (Havantepe&#8217;s Low Gravity Mix)</a> by  <a href="http://soundcloud.com/havantepe">Havantepe</a></div>
</div>
<p>Chord’ların ve reverb’lerin ebedi etki alanına girdiniz. Detroit techno’nun diyarından Tresor’un tozlu koridorlarına uzanan bu sound, Basic Channel ve Maurizio düsturlu bu techno çeşidi yıllardan beri ihtişamından ve etkisinden bir zerre dahi kaybetmedi. Techno’nun en saf ve etkileyici hali olan bu müzik, dünya üzerinde bir süredir yeniden popüler. Özellikle içerdiği yoğun atmosferik ve ambient öğelerle farklı disiplinlerdeki müzik dinleyicisinin ilgisini çeken bu müzik halen çok verimli underground komüniteler ve limitli basımlar sayesinde hayatını sürdürüyor. Çok sağlıklı bir müzikal fauna’dan bahsediyoruz.</p>
<p>Diğerleri de kullanmaya başlamadan önce renkli vinilleri bize uzun süre sonra yeniden armağan eden plak şirketlerinden. Genellikle internet üzerinden ve sadece 100-250 gibi limitli sayılarda basılıp satılan, heyecan verici plaklardan. Soultek, Echospace, Brendon Moeller ve Rod Modell gibi yaşı geçkin prodüktörlerin yanında Luke Hess, Atheus, Bvdub ve Quantec gibi yeni jenerasyon isimler de dikkat çekmeye devam ediyorlar. Asıl önemlisi ise Türkiye’de de bu alanda çok iyi işler üreten ve gelecek vadeden prodüktörlerin olması.</p>
<p>Bir elin parmaklarıyla sayılabilecek kadar az prodüktörün yetiştiği ülkemizde Fatih Tüter aka Dubatech ve İsmail Genç aka Havantepe istikrarlı ve sürekli gelişen ‘taş gibi’ sound’larıyla dub techno arenasında her geçen gün daha sağlam bir yer ediniyorlar.</p>
<p>Sublime Porte ismini duymadıysanız henüz geç sayılmaz. İsmail Genç, Ali Gültekin ve Okan Çoban aka Randoman’dan oluşan üç kişilik ekip yanlarına Ali Kuru gibi isimleri de katarak Türkiye’nin ilk net label’ını uzunca bir süre önce hayata geçirdiler.</p>
<p>Farklı isimlerle birbirlerini miksledikleri ve yayınlar yaptıkları bu net label aynı zamanda onların kolektif olarak müzik ürettikleri bir proje. Son olarak İtalyan ikili Mr. Bizz’in ‘Space 2999’ EP’sini yayınladılar. Kesinlikle bir gözünüz ve kulağınız Sublime Porte’de olsun.</p>
<p>İsmail Genç’in Styrax’in toplamasına verdiği parça ve Marko Fürstenberg’in Gizli Bahçe ziyaretinden sonra Myspace’in de yardımlarıyla giderek genişleyen ve gelişen<br />
ziyaretçi akışı Havantepe sound’unu Avrupa’ya ve Amerika’ya doğru ilerletti. Pronounce Records’un toplamasına bir parça veren Havantepe, dub techno caimasında iyiden iyiye tanınmaya başladı. Şu sıralar Danimarkalı Baum Records için yapacağı prodüksiyonlar ve dünyanın dört bir yanından gelen remix teklifleriyle ilgilenen Havantepe aynı zamanda mastering konusundaki deneyimlerini Sublime Porte ekibiyle her geçen gün arttırıyor.</p>
<p>İstanbul’da yıllardan beri bildiği yoldan ve müziklerden şaşmadan, özgürce ve daha da önemlisi yılmadan, cesaretle ilerlemeye devam eden önemli ekiplerden biri olan Sublime Porte’nin en önemli isimlerinden biri, hiç şüphesiz İsmail Genç. Havantepe bize techno’nun dub halini anlatıyor.</p>
<h3><strong>Bildiğim kadarıyla Almanya&#8217;da doğup büyüdün ve sonrasında İstanbul&#8217;a geldin. Biraz bu hikayeden, biraz da müzikle ilk tanışmandan bahseder misin?</strong></h3>
<p>Evet,1982’de Almanya’da Stuttgart yakınlarında doğdum. 11 yaşıma kadar orada okula gittim. 94 senesinde ise ailemle beraber İstanbul’a döndük. Sıkı bir hip hop dinleyicisi olan abimin etkisiyle 8-9 yaşımda hip hop ile tanıştım. Dr. Dre, Ice Cube, NWA, Public Enemy, LL Cool J, Run DMC gibi isimleri dinleyerek vakit geçiriyorduk. Sözlerini o yaşta tam olarak anlamasam da enerjisini cok sevmiştim ve o zamanın pop müziğine tercih ediyordum. Farklıydı ve belli bir kalıbı yoktu. Kendimi bir süre sonra LP ve CD kitapçıklarını incelerken buldum. Kim kiminle çalışmış, hangi eski parçalardan alıntı yapılmış. Hangi prodüktörün hangi sound’u yaptığını anlamaya çalıştım. Türkiye’ye döndükten sonra hoşuma giden müzikleri bulmakta cok zorlandım ve Almanya’da yaşayan abime birçok kez CD ve kaset siparişi verdim.</p>
<h3><strong>Sonrasında ilk prodüksiyon denemelerine nasıl başladın ve kimlerden etkilendin?</strong></h3>
<p>Elektronik müzikle ilk buluşmam da o zamanlara denk geliyor. Hip Hop’a alternatif olarak bol bol experimental ve ambient şeyler dinlemeye başladım. Lise yıllarında benim gibi meraklı olan sınıf arkadaşım Bora ile ilk denemelerimizi PC başında bir midi klavye ile yapmaya çalşıyorduk. O dönem yaptığımız işler techno’dan çok Warp benzeri ambient ve experimental işlerdi. Sonraları ise techno ağırlık kazandı. Deep ve Minimal Techno’yla-özellikle Basic Channel, Force Inc. ve Kanzleramt ile-buluşmam benim müziğe olan bakışımı bir hayli değiştirdi. Yakın arkadaşlarımın teşvikleriyle de o tarz denemeler yapmaya karar verdim.</p>
<h3><strong>Sublime Porte oluşumunda yer alıyorsun. Gerçekten bildiğini okuyan, sevdiği müzikte direten, kararlı, zor yolu seçen biri olmak, Türkiye şartlarında zor olmalı öyle değil mi? 2009&#8242;dan, özellikle yurtiçini göz önüne alırsan neler bekliyorsunuz?</strong></h3>
<p>“Keşke yurtiçinden daha fazla katılım olsa” diye düşünmüyor değiliz. Türkiye’de elektronik müzikle ilgilenen kişi sayısı bu kadar düşükken, ortada ciddi bir pazar yokken, kaliteli producer ve DJ’ler de aradan çok daha zor sıyrılıyor. Ülkemizde hala bizi olumlu anlamda şaşırtabilecek müzisyenlerin oldugunu düşünüyoruz, biliyoruz.<br />
Bir label olarak amacımız, yetenekli sanatçıları olabildiğince desteklemek. Çevremizden tanıdığımız birkaç kişi dışında pek demo kaydı elimize geçmedi. 2009’un bu yönden daha olumlu geçeceğini, elimize yerli, vizyonu olan müziklerin geçmesini umuyoruz.</p>
<h3><strong>Yurtdışında artık iyiden iyiye tanınıyorsun. Şu sıralar bildiğim kadarıyla en büyük vaktini remix&#8217;ler alıyor. Kimlere remix&#8217;ler yapıyorsun ve yeni release&#8217;lerinden de biraz bahsedebilir misin?</strong></h3>
<p>Sublime Porte çıkışlı Mr. Bizz EP’sinde bir remix’im mevcut, ayrıca İspanya Valencia’dan Overflow Records’dan Deep’s Edayar  isimli grubun ‘Slices’ adlı parçasının Havantepe remix’i de geçen günlerde dijital olarak piyasaya sürüldü.<br />
Yakın zamanda ise Silent Season isimli Kanadalı netlabel’dan çıkacak olan bir Sublime Porte EP’sine ve Berlin techno label’ı TFE Records’un bir toplamasında Marko Fürstenberg’e yaptığım remixler de yayınlanacak.</p>
<p>Statik Entertainment, ‘Coordinate’ isimli çalışmamı “My Music Is My Space Vol.4” toplamasına uygun gördü. Tarih tam olarak net olmasa da bu plağın bu sene içerisinde çıkmasını umuyorum. Eğer işler yolunda giderse yakın arkadaşım Dubatech(Fatih Tüter)’le beraber katıldıgımız Danimarkalı techno label’ı Baum Records’dan 2009 yaz-güz arası ‘Akazie’ isimli plak (12” olarak) yayınlanack.</p>
<h3><a href="http://muhteviyat.com/files/2009/06/havantepe_chris.jpg" rel="lightbox[913]"><img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="alignleft size-medium wp-image-914" title="havantepe_chris" src="http://muhteviyat.com/files/2009/06/havantepe_chris-300x196.jpg" alt="" width="300" height="196" /></a><strong>Havantepe sound&#8217;u kesinlikle kendine özgü. Ayrıca şu anda dünya üzerindeki benzer sound&#8217;a sahip Bvdub, Quantec, Atheus ve Intrusion vb. alanında söz sahibi ya da popüler prodüktörlerden hiç aşağı kalır yanı yok. Dub techno&#8217;nun gereksinimlerini fazlasıyla yerine getiriyor. Ne eksik ne de fazla, her eleman tam kararında. Sen sound&#8217;unu ve prodüksiyon sürecini nasıl tanımlamak istersin?</strong></h3>
<p>En çok dub techno, ambient ve classic minimal techno’dan etkilendim, prodüksionlarımda bu üçünü harmanlamaya çalışıyorum. Kimi zaman bi tarafım ağır basabiliyor ve ortaya experimental işler de çıkıyor. Genel olarak aklımdaki bir ritim döngüsünü ve üzerinde biraz vakit harcadığım synthesizer sekanslarından yola çıkıyorum. Fikirler sonradan zincirleme bir şekilde kendiliğinden oluşmaya, gelişmeye başlıyor.</p>
<p>Havantepe olarak amacım bir hikaye anlatmaktan çok, kısa ‘an’ları ve ‘süreç’leri vurgalamak. Hayatımda başıma gelen belli başlı olayları ve çevremde gördüklerimi, kendimce yorumlamaya çalışıyorum. Gece geç saatlerde çalışmayi tercih ediyorum. Etrafım sessizken müziğime yoğunlaşmak benim için çok daha kolay oluyor fakat bu esnada ev halkı ve komşulardan tepki çekmemek de ayrı bi hüner istiyor.</p>
<h3><strong>Teknik olarak hangi yazılım ve ekipmanlardan yararlanıyorsun? Mastering konusunda da bayağı hünerli olduğun anlaşılıyor&#8230;</strong></h3>
<p>Elimizde mevcut olan drum machine ve synthesizer’lardan aldığım sesleri ve sekansları Ableton Live, Logic ve benzeri programlarda kayıt edip değişik software’ler yardımıyla edit’leyip sonra tekrardan kanal kanal mix’liyorum. Sesleri ve sekansları oluşturmak için arkadaşlarla ortak kullandığımız Drumstation, Monomachine, Blofeld ve Nord-G2’yi ve kısmen de sofware’e başvuruyorum. Dışarıdan sample kesmemeyi kendime ilke edindim, her zaman kendi seslerimle oynarım.</p>
<p>Mastering bence çok hassas bir konu. İlerisi için maddi ve manevi yatırım yapmayı düşündüğüm bir alan. Sublime Porte netlabel’ının mastering’lerini ben yapıyorum, ama önümde kat etmem gereken uzun bir yol oldugunu düşünüyorum. Çünkü insanların sound’uyla oynamak belli bir sorumluluk gerektiriyor. Kanımca vurgulanması gereken yerleri, parçanın dinamiklerini en az etkileyecek şekilde ön plana çıkarıp, belli bir standarda yaklaştırmaya çalışıyorum. Çevremden aldığım tepkiler şimdilik olumlu, bu da bana ilerisi için umut veriyor çünkü gerçekten daha ileriye taşımak istediğim ve yoğun duygular beslediğim bir alan.</p>
<h3><strong>Sublime Porte&#8217;nin gelecek hedefleri nedir? Vinyl konusuna nasıl bakıyorsunuz? Örneğin Türkiye&#8217;de plak satma fikri sence de çok mu ütopik?</strong></h3>
<p>Sublime Porte olarak ana hedeflerimizden bir tanesi de hardcopy’ler, yani plak ve CD. Uzun süredir yapmak istediğimiz birşey. Bu konuda hazırlıklarımız var, ekonomik boyutunu halledebilirsek, yakın zamanda yerli malı elektronik müzikleri piyasaya sürebileceğimizi umuyorum. Satış konusu yurtdışında oldugu gibi internet üzerinden ve belli başlı birkaç yerli plak dükkanında olabilir. Fakat az önce de belirtiğim gibi, Türkiye’de henüz böyle bir pazar oluşmadı. Son senelerde plağa olan ilgi ülkemizde de artmış olsa da, elektronik müzikle belirli bi satış rakamı yakalamak su an için imkansız gibi görünüyor.</p>
<h3><strong>Son EP&#8217;in &#8220;Winterschlaf&#8221;dan biraz bahsedelim. Offbeat, ambient parçaları da seviyorsun belli ki. Bu EP nasıl oluştu ve ismi neden &#8216;Kış Uykusu&#8217; olarak seçildi? </strong></h3>
<p>Ambient ve experimental müziği uzun bir dönem dinledim ve haliyle hala çok seviyorum. İlerisi için aklımdaki projelerden bir tanesi de ambient, offbeat bir albüm hazırlamak. ‘Winterschlaf’ EP’si adı gibi güz-kış döneminde oluştu. Hayatımda arkadaşlık bazında radikal birçok değişiklik oldu. O dönemdeki ruh halimi olabildiğince yansıtmaya çalıştım. Belki bir de sadece çok fazla belgesel izliyorum&#8230;</p>
<h3><strong>Genellikle sadece parçalar üzerine mi kafa yorarsın, yoksa bir bütün olarak algılanacakları EP veya albümün konsepti, altındaki fikirler de ilgini çeker mi? Bazen kendi başına anlamı olmayan bir parça, yeri geldiğinde bir albümde değer kazanabilir gibi geliyor bana. Sen ne dersin?</strong></h3>
<p>Haklısın, parçalar içinde bulunduğu context’ten güç alarak çok daha anlamlı hale gelebilir. Genelde belli bir sound üzerine yoğunlaşıyorum ve bir EP’de o sound’a yakın, ondan çok uzak olmayan fikirler ve seslerle uğraşıyorum. EP’lerdeki bütünlüğü bu şekilde yakalamak benim için daha kolay oluyor.</p>
<h3><strong>Senin şu anda en tuttuğun plak şirketleri ve prodüktörler hangileri?</strong></h3>
<p>Techno olarak Delsin, Rush Hour, Styrax, Baum Records, Music Man, Modern Love gibi şirketleri takip ediyorum. Bu şirketlerin sound’u bence çok başarılı. Prodüktör olarak eskilerden beri takip ettiğim Robert Hood ve ona yakın Detroit tayfasını; experimantal ve ambient müzikte ise zamanın Mille Plateaux, Chain Reaction geleneğinden gelen sanatçılarını takip etmeye çalışıyorum. Şu sıralar yerleri benim için çok ayrı olan Tim Hecker, Blamstrain ve Yagya’nın albümlerini tekrar tekrar büyük bir beğeniye dinliyorum.</p>
<h3><strong>Sublime Porte geceleri devam edecek mi? Müzik yayını haricinde organizasyonel anlamda da planlarınız var mı?</strong></h3>
<p>Son birkaç senedir İstanbul’da özellikle progressive ve minimal house piyasaya hakim görünüyor. Dans müziğine bakış açımız biraz farklı, o yüzden düzenlediğimiz event’ler de haliyle daha seyrek oluyor. Geçen sene Marko Fürstenberg’i getirdik, ki gayet başarılı bir geceydi bence. Aramızda sıkı bir dostluk oluştu diyebilirim. Bu sene kendisini tekrar davet etmeyi düşünüyoruz. Aynı çizgide ilerleyen, aynı duruşu sergileyen başka sanatçıları da getirmeyi planlıyoruz tabii ki.</p>
<p>Amacımız özellikle yerli sanatçıları detseklemek. Örneğin internet sayfamızın tasarımını Behnan Shabbir isimli arkadaşımız yaptı, EP kapaklarını da bu konuda yetenekli olduğunu düşündüğümüz kişilere yaptırdık. Müzik, fotoğraf, resim ve diğer dijital sanatlara açığız ve olabildiğince çok sanatçıyla bilgi alışverişine girmek istiyoruz.</p>
<h3><strong>Havantepe isminin hikayesini de eminim bir çok kişi merak ediyordur&#8230;</strong></h3>
<p>Büyük bir sır değil, Almanya’dan dönünce yerleştiğimiz, hala ikamet ettiğim mahallenin adı. Yeşilliği bol, çevresi sessiz, şehir trafiğinden uzak eşsiz manzarası olan bir köy. Çaya beklerim bir gün&#8230;</p>
<h3><strong>Yurtdışından nasıl tepkiler alıyorsun?</strong></h3>
<p>En çok olumlu tepkiyi tabi ki Almanya’dan alıyorum, fakat İspanyol ve İtalyan dinleyiciler de her zaman müziğime destek olmuşlardır. Yakın zamanda bu ülkelere performans ve ziyaret amaçlı gitmeyi düşünüyorum.</p>
<h3><strong>Aksak ritimlere de ilgin var mı? Örneğin A Made Up Sound ya da yakın zaman önce dağılan British Murder Boys gibi dub step&#8217;in techno ile dirsek temasında olduğu müzikler ilgini çekiyor mu?</strong></h3>
<p>Tabii ki ilgimi çekiyor. Özellikle Britih Murder Boys’un sert ve kuru tarzına hayranım. Dubstep çok dinlemem, fakat dubtsteb’i techno, ambient ve experimental sound’larla harmanlamak benim de yapmak istediğim birşey. Ortada çok başarılı işler var. Etkilenmemek elde değil. Hem Havantepe, hem de Sublime Porte olarak irdelemek istediğimiz bir konu.</p>
<h3><strong>Son olarak söylemek istediğin birşeyler var mı? Belki Türkiye&#8217;de müzik yapan veya hevesli insanlara bir kaç püf nokta fısıldarsın?</strong></h3>
<p>Sevdikleri, kendilerini başarılı buldukları sound ve seslere yoğunlaşmalarını tavsiye ediyorum. Özgün bir sound yakalamanın yolu bence buradan geçiyor. Çalıştıkça daha da iyi oluyorsunuz zaten. Bir plak şirketine parçanızın demo’sunu gönderecekseniz, o şirketi iyi biliyor olmanız lazım. İçinde barındırdıkları sanatçıları incelerlerse, daha isabetli kararlar alabilirler. Fakat, ne derseniz deyin, bu işin en büyük püf noktası sabırdır. Sabırlı olmazsanız ve denemeye devam etmezseniz elinize birşey geçmez. Denemeye devam&#8230;</p>
<p><a href="http://www.sublimeporte.net" target="_blank">http://www.sublimeporte.net</a><br />
<a href="http://www.myspace.com/havantepe">http://www.myspace.com/havantepe</a></p>
<p>Bu yazı <a href="http://www.halfstereo.com" target="_blank"><strong>Halfstereo.com</strong></a>&#8216;da yayınlanmıştır. Tüm hakları <a href="http://www.halfstereo.com" target="_blank"><strong>Halfstereo.com</strong></a>&#8216;a aittir.</p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/roportaj/havantepeden-technonun-dub-hali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jungle dinledin mi hiç?</title>
		<link>http://muhteviyat.com/musiki/jungle-dinledin-mi/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/musiki/jungle-dinledin-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 14:59:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[DJHype]]></category>
		<category><![CDATA[dnb]]></category>
		<category><![CDATA[Grooverider]]></category>
		<category><![CDATA[jungle]]></category>
		<category><![CDATA[Ronisize]]></category>
		<category><![CDATA[Techstep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhteviyat.com/?p=865</guid>
		<description><![CDATA[
Breakbeat 1970’lerde Amerika’dan yayılan bir yeraltı müziğiydi. Frankie Bones, DJ’liğinin baharında kendi düzensiz breakbeat’lerini yaratmaya başladı. İki parçayı farklı hızlarda ve delay’leyerek çalan Bones, ortaya öyle bir ritim çıkarmıştı ki, bütün kalabalığı coşturmaya yetiyordu.
    Axim &#8211; Read Between The Lines  by  aximszolfezs
İlk yaptığı parçaya “Bones Breaks” adını koyan Frankie, breakbeat’in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-1250" title="dnb_jungle" src="http://muhteviyat.com/files/2009/06/dnb_jungle_elif_03.jpg" alt="" width="566" height="247" /></p>
<blockquote><p>Breakbeat 1970’lerde Amerika’dan yayılan bir yeraltı müziğiydi. Frankie Bones, DJ’liğinin baharında kendi düzensiz breakbeat’lerini yaratmaya başladı. İki parçayı farklı hızlarda ve delay’leyerek çalan Bones, ortaya öyle bir ritim çıkarmıştı ki, bütün kalabalığı coşturmaya yetiyordu.</p></blockquote>
<p><object height="81" width="100%"><param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fsoundcloud.com%2Faximszolfezs%2Faxim-read-between-the-lines&amp;show_comments=true&amp;auto_play=false&amp;color=f5d13a"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param>  <embed height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fsoundcloud.com%2Faximszolfezs%2Faxim-read-between-the-lines&amp;show_comments=true&amp;auto_play=false&amp;color=f5d13a" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"></embed></object>  <span><a href="http://soundcloud.com/aximszolfezs/axim-read-between-the-lines">Axim &#8211; Read Between The Lines</a>  by  <a href="http://soundcloud.com/aximszolfezs">aximszolfezs</a></span></p>
<p>İlk yaptığı parçaya <strong>“Bones Breaks”</strong> adını koyan <strong><a title="Myspace" href="http://www.myspace.com/fkalways" target="_blank">Frankie</a></strong>, breakbeat’in ilk kaşiflerinden olarak görülür.<strong> 1980</strong>’lerin sonlarına doğru Londra’daki house camiası patlamaya başlar.<strong> Ecstasy</strong> ve <strong>rave </strong>kültürü ile iç içe geçen house, <strong>Londra</strong>’daki futbol holiganizmini bastırarak yeni bir gençlik kültürü ortaya çıkarır. Bu sıralarda elektronik müzik dünyasında house  ve berakbeat farklı taraflara hükmederdi. Bu ikisinin kombinasyonundan daha sonraları ortaya jungle ve drum&amp;bass türünde bir müzik çıkacağından henüz kimsenin haberi yoktu.</p>
<p>Jungle’ın tamamen dans scene’ine girmesi <strong>1990 </strong>yılında oldu. <strong><a title="Discogs" href="http://www.discogs.com/label/Kickin+Records" target="_blank">Kickin</a>’</strong> ve <strong><a title="Discogs" href="http://www.discogs.com/label/Shut+Up+And+Dance+Records" target="_blank">Shut up &amp; Dance</a> </strong>plak şirketleri breakbeat, house, hip-hop, reggae, techno ve özellikle jungle için temel taş olan dub müziğine destek vermeye başladılar. Yine aynı yıllarda Londra’nın deneysel kulüplerinden <strong>‘Jungle’</strong>, bu füzyon müziğin ilk çalındığı yer oldu. Fakat yine de ‘Jungle’ teriminin tam olarak oturması ise <strong>1993 </strong>yılını buldu.</p>
<p>Ve bir gün,<strong> <a title="Myspace" href="http://www.myspace.com/hypehypehype" target="_blank">DJ Hype</a></strong> <strong>Phantasy FM’</strong>de <strong>45 rpm</strong>’de <strong>house </strong>ve <strong>hip hop</strong>’tan oluşan bir breakbeat çaldı. Bu yaratıcı miksi ile oldukça dikkat çeken <strong>DJ Hype</strong>, kısa sürede dönemin yükselen isimlerden biri oldu. Jungle’ın formunu oluşturmasındaki en büyük adım <strong><a title="Myspace" href="http://www.myspace.com/scientist" target="_blank">The Scientist</a></strong>’in, <strong>‘Excorcist’</strong> ve <strong>‘The Bee’ </strong>adlı iki önemli jungle track’ini yaratmasıyla oldu. Bu parçalardan etkilenen <strong><a title="Myspace" href="http://http//www.myspace.com/mickeyfinnstrex" target="_blank">Mickey Finn</a>, <a title="Myspace" href="http://http//www.myspace.com/bionicmansound" target="_blank">Bionic Man</a></strong> adından oldukça sert bir parça hazırladı. Zaten <strong>1992 </strong>yılı adeta hardcore’un altın devriydi.</p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 408px;  border: 1px solid #dddddd; background-color: #f3f3f3; padding-top: 4px; margin: 10px; text-align:center; float: left;"><img src="http://muzik.muhteviyat.com/files/2010/01/jungle.jpg" alt="" width="398" height="138" /><p style=' padding: 0 4px 5px; margin: 0;'  class="wp-caption-text">Frankie Knuckles</p></div>
<p>Jungle ve hardcore çoğu zaman birbirine karışmıştır. Aslında oldukça birbirlerine yakın türler olmalarına rağmen jungle’da senkronize olmayan ritmler yerine 4/4 tabanlı bir ritm kullanılır. Ayrıca jungle kısa zamanda büyük bir kitleyi ardında toplarken, hardcore dans scene’inde hiçbir zaman yeterli kitleye sahip olamadı. Hardcore ve jungle çoğunlukla ayrı rave’lerde çalındı ve işin komik tarafı bazen DJ’ler bile çalan parçanın jungle mı, hardcore mu olduğunu anlamakta zorluk çekti. Çünkü iki müzik türü de aynı çatı altında toplanıyordu ve henüz 1992 yılında ayrı bir jungle scene’inden söz etmek mümkün değildi.</p>
<p><strong>Johnny Jungle</strong>’ın (Bugün Pascal olarak bilinir) <strong>‘Johnny’</strong> adlı hit’iyle yepyeni bir devir başladı. Ardından <strong>Johnny L’</strong>in XL’dan <strong>‘Hurt You So’ </strong>parçasını bu küçük ama heyecanlı kitleye sunmasıyla jungle bir anda parlayarak hardcore arenasından uzaklaştı. <a href="http://www.myspace.com/4hero" target="_blank">4 Hero</a>, <a title="Myspace" href="http://http//www.myspace.com/103401138" target="_blank">LTJ Bukem,</a> Grooverider ve DJ Hype gibi geleceğin jungle yapımcıları bu türde yepyeni ritimler keşfetmeye başladılar. Böylece jungle kendi yolunda yeni bir doğru bir şekilde ilerlemeyi başarmış oldu.</p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 408px;  border: 1px solid #dddddd; background-color: #f3f3f3; padding-top: 4px; margin: 10px; text-align:center; float: left;"><img src="http://muzik.muhteviyat.com/files/2010/01/jungle-2.jpg" alt="" width="398" height="138" /><p style=' padding: 0 4px 5px; margin: 0;'  class="wp-caption-text">Dj Hype</p></div>
<p>1993 yılı karmaşanın sonu oldu. Hardcore ve onun ikiz kardeşi ‘happy hardcore (?!)’ daha progressive bir ritimle apayrı bir yola doğru yol alırken, jungle daha çok breakbeat alanına yönelmişti. Ama yine de o zamanlar <strong>Wax Doctor</strong> gibi karamsar karakterler, daha sert ve karanlık bir bass sound’ından ödün vermeyerek yollarına devam ettiler.</p>
<p>İşte bu noktada jungle kendi karakterini tamamen ortaya çıkarmış ve dinleyiciler tarafından da ne olduğu konusunda kuşku bırakmayacak bir forma ulaşmıştı. Bunun ardından jungle parçaları akmaya başladı. İlk <strong>Andy C</strong> ‘Valley Of The Shadows’ ile yıllarca unutulmayacak bir jungle hit’i ortaya çıkardı. O sıralar <strong>LTJ Bukem</strong> ambient müzik içerisinde vakit geçirirken, <strong>Ed Rush</strong> ise darkcore parçası ‘Bloodclot Attack’ ile jungle’ın karanlık tarafına yönelmişti.</p>
<p>1993 yılı, küçümsenmeyecek derecede <strong>Moving Shadows</strong>’un yılıydı. <strong>Omni Trio </strong>gibi dahiler ‘Renegade Snares’ ile jungle scene’inde eşsiz bir fırtınaya yol açtılar. Yine aynı dönemde <strong>Foul Play</strong>, remiksleriyle akıllara zarar track’leri jungle’a bağışladı. Prodüktörler hardcore’dan breakbeat’e doğru yöneldiklerinde zaten kendi yeteneklerini hangi alanda geliştireceklerine karar vermişlerdi.</p>
<p>1994 Jungle’ın patladığı yıl oldu. <strong>Awol</strong> (A Way Of Life), <strong>Jungle Rush</strong>, <strong>Jungle Fever</strong>,<strong> Thunder And Joy</strong>, <strong>Roast and Thrust</strong> gibi kulüplerde jungle plakları dönüyordu. Bu yıllarda jungle en çok ragga bassline’larından ve rasta vokallerden etkilendi. Bu ragga bassline etkileşimiyle ortaya çıkan yeni form jungle müziğinin ilk örneğini <strong>Dream Team</strong> (Bizzy B. Ve DH Pugwash) ‘Yeah Man’ parçası ile gösterdi. Korsan radyolarda dört ay boyunca üst üste çalınan parça ile bir anda jungle, tüm ruhunu rasta adama satarak daha da leziz bir tada ulaştı. Bunun üzerine en önemli jungle label’larından biri olan <a title="Discogs" href="http://www.discogs.com/label/Ganja" target="_blank">Ganja</a><strong>’</strong>nın kurulmasına sıra geldi. Zamanının en önemli breakbeat’çileri olan <strong>DJ Hype, DJ Zinc </strong>ve <strong>Pascal</strong> bir araya gelerek bir süre sonra jungle scene’inin en önemli label’larından biri olacak olan <strong>Ganja</strong>’yı kurdular.</p>
<p>Jungle’ın yayılmasında en büyük katkı korsan radyolardan geldi. Özellikle <strong>Kool FM</strong> jungle’ın bütün ferahlığını büyük bir kitleye sunan en önemli korsan radyolardan biriydi. Beş kez polisler tarafından yakalanmasına rağmen uzun süre gücünü korumayı da başardı. Bu sırada <strong>Krome and Mr. Time</strong>, efsane haline gelen klasik bir jungle track’i olan ‘The Licence’ı yarattı. <strong>Papa-Levi&amp;Saxon Sound</strong> sample’ı kullanılan bu parça uzun bir zaman tansiyonu yükselten klasik bir jungle parçası oldu.</p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 408px;  border: 1px solid #dddddd; background-color: #f3f3f3; padding-top: 4px; margin: 10px; text-align:center; float: left;"><img src="http://muzik.muhteviyat.com/files/2010/01/jungle-3.jpg" alt="" width="398" height="138" /><p style=' padding: 0 4px 5px; margin: 0;'  class="wp-caption-text">Dj Zinc</p></div>
<p>Jungle’ın atmosferi her zaman taze ve mutlu oldu. Londra tabanlı bir fenomenden gelen ve hiçbir yerde eşdeğeri olamayan bir müzikti. Dolayısıyla bu enerji bombası sound’ın yayılması için plak şirketleri bir bir jungle’a yönelmeye başladılar. T<strong>earing Cinly, Rugged Vinly, Ganja Kru, Joker, Reinforced, Certificate 18, Photek Recordings, Prototype, Liftin Spirit</strong> ve <strong>Ram</strong> jungle müziğin ana kaynakları oldu. Label’ların da çoğalmasıyla jungle DJ’yi sayısı da artmaya başladı.</p>
<p>O dönemde <strong>Proper Talent</strong>, sembolik ragga etkisiyle ve <strong>Candy</strong>’nin vokalleriyle ‘Intelligent Women’ parçasını ortaya çıkardığında, jungle artık yeteneklerin konuşturulduğu bir meziyet alanı haline gelmişti bile. Aynı dönemde <strong>DJ Hype</strong> ‘Tiger Style’ track’ini döndürürken, <strong>Dillinja</strong> da nispeten daha yumuşak ve tatlı bir sound’a sahip ‘Sovereign Melody’i yaratmakla meşguldü.</p>
<p>İşte tam da bu sırada <strong>Fantazia</strong> ve<strong> Telstar</strong>, jungle’ın popülaritesinin farkına vardılar. <strong>Fantazia</strong> <em>“Fantazia takes you into Jungle”</em> sloganı, <strong>Telstar</strong><em> “Jungle Mania” </em>ile bu yeni doğmakta olan müzik türü için ellerinden geleni yapmaya başladı. Aynı zamanda çılgın junglist rave’i olan ‘Telepathy’, bütün junglist’lere mükemmel deneyimler yaşattı. Dünya dans arenası bu dönemde tam da jungle etkileşimli bir hale gelmeye başlamıştı. Senenin sonunda jungle’a bir kardeş geldi: Drum &amp; bass, ortaya çıkan bu yeni tür müzik, jungle’ın konseptini benimseyen ama farklı bir tekniğe sahipti.</p>
<p>Sonraki yıllarda <strong>LTJ Bukem, Fabio, Doc Scott, Grooverider, Photek </strong>ve <strong>Dillinja</strong> gibi önemli isimler jungle’a taze sound getirerek bu müziği daha akustik efektlerle eşsiz bir yere taşıdılar. Başlangıçta jungle’a gelen bu yeni kardeşin, jungle’ın gölgesinden uzaklaşması zor oldu. Birinden diğerine geçişi izlemek, hangisinin hangi türe ait olduğunu anlamaktan daha kolaydı. Drum &amp; bass yavaş da olsa kendi yolunda ilerlerken, jungle underground kültüründe yükselişini sürdürüyordu.</p>
<p>1995 yılında rolling (inişli-çıkışlı) tune keşfedildi. <strong>P-Funk</strong>’ın ‘P-Funk Era’ parçası jungle’daki inişli çıkışlı seslerin geleceğinin habercisiydi. <em>“Daha fazla melek göremediğinizde başınız beladadır.”</em> diyerek <strong>‘Angels’</strong> ve<strong> ‘Set Speed’ </strong>gibi track’leriyle<strong> DJ Krust </strong>jungle scene’inin yüksek sinerjisini bastırıyordu. <strong>Firefox </strong>ise ‘Bonanza Kid’ plağını çevirmekle meşgulken <strong>Urban Shakedown </strong>ragga vokal etkisiyle hazırladığı ‘The Arsonist’i jungle scene’ine sokmuştu.</p>
<p><strong>1995</strong> yılının sonlarına gelene kadar jungle scene’inde pek değişiklik yaşanmadı. 1995 yılı jungle ticaretinin doruklara ulaşmaya başladığı yıl oldu.<strong> Goldie </strong>150.000 satan “Timeless” ile bütün dünya satışlarını arkasında bıraktı. Daha sonra da kendi label’ı <strong>Metalheadz</strong>’i oluşturma sürecine konsantre oldu. Goldie’nin label’ını kurmasıyla drum &amp; bass DJ’leri kendilerini ifade edecekleri önemli bir yer bulmuş oldular. <strong>Doc Scott, Dillinja, Photek, Peshay</strong> ve <strong>Lemon D</strong> gibi isimler Goldie’nin çatısı altında toplandılar. Bu dönemde <strong>4 Hero </strong>efsane track ‘Mr Kirk’s Nightmare’ remiksi ile gündeme geldi. 1996 yılına doğru drum &amp; bass ön plana çıkarken jungle atmosferi yavaş yavaş yok olmaya başladı. Jungle bu ticari atılımın biraz gerisinde kaldı ve bir şekilde undergound camiada bu ticari zincire katıldı. 1996 yılında <strong>AWOL</strong> ve <strong>Roast</strong> gibi önemli jungle kulüpleri sinek avlayacak hale gelmişlerdi. Sadece <strong>Club DLB</strong> jungle’ın ilerleyişini besleyebilen tek merkez noktaydı.</p>
<p><strong>1996</strong> yılı <strong>Drum and Bass </strong>plaklarının döndürüldüğünü yegane dönem oldu. <strong>Grooverider</strong>’ın <strong>‘Hardstep’</strong>i jungle / hip hop füzyonu ile dinleyiciler tarafından benimsenen parça oldu. Sert beat’lerin kullanıldığı ve breakbeat’ten daha genel olan 4/4’lük ritimlerin ağır bastığı bu track’le drum &amp; bass’in de seyri değişmeye yüz tuttu. Birçok insan <strong>No U Turn</strong>’ün <strong>Techstep</strong> türünün oluşumu için önemli bir atak yaptı. <strong>Emotif’</strong>ten çıkan <strong>“Techsteppin” </strong>albümü, ismiyle de yeni bir müzik türünün adı haline geldi. Yarattıkları yeni türle bir anda yıldızları parlayan <strong>No-U-Turn,</strong> <strong>Ray Keith’</strong>in ‘94 yılındaki klasik haline gelmiş parçası <strong>‘Terrorist’</strong>in bassline’larını kullanarak daha asidik ve analog bir ses elde ettiler. Müzik üzerindeki bu deneysel duruşları, zaten böyle bir arayış içinde olan kitleye ilaç gibi geldi. <strong>No-U-Turn</strong> ile<strong> drum &amp; bass </strong>ve <strong>jungle</strong> ortamları yeni arayışlar içine girdiler.</p>
<p>İşte tam da bu dönemde<strong> ‘Intelligent drum &amp; bass’ </strong>adı altında parçalar yapıldı. Daha <strong>ambiet / jazz </strong>niteliği taşıyan bu parçalar liste başlarına oturdu. Bu sıralarda <strong>Grooverider</strong> daha <strong>“dark”</strong> veya <strong>“darkstep” </strong>bir sound’un peşindeydi. Deneysel <strong>drum &amp; bass</strong> hiçbir zaman alt kültür tarafından benimsenmedi. O sırada alt kültürde jungle’ın düşüşüyle yükselen drum &amp; bass’i kavramaya çalışan bir dinleyici kitlesi söz konusuydu. Yeni ve hatta deneysel olana hiç hazır değildi.</p>
<p>Drum &amp; bass’in yükselmeye başladığı ve jungle’ın arka planda kaldığı bu dönemde <strong>Adam F</strong>, efsane haline gelen <strong>‘Circles’</strong> parçasını, <strong>Origin Unknown</strong>’da genellikle<strong> ‘31 Seconds’ </strong>olarak da bilinen <strong>‘Valley of the Shadows’</strong>u yarattı. <strong>‘31 Seconds’</strong> bu dönemde jungle adına verilmiş en önemli track’lerden biri oldu ve uzun zaman da bu özelliğini korudu. ‘96-97’deki yeni yıl partileri ‘94-95’teki yeni yıl partilerinden pek farklı geçmedi. Ortada bir gerçek vardı ki, o da jungle atmosferinin yok olmaya başlamasıydı.</p>
<p><strong>1997,</strong> drum &amp; bass DJ’lerinin hem ticari hem de manevi tatmini açısından altın yılı oldu. House kulüpleri, bu yeni türün dahilerini kendi klüplerinde çalmaları için kovalamaya başladılar. 97 yılındaki en önemli hareket <strong>Roni Size’</strong>ın <strong>DJ Die,</strong> <strong>DJ Suv</strong>, <strong>Krust</strong> ile bir araya gelmesi oldu. Bu dönemde Roni Size <strong>‘Share The Fall’ </strong>ile yükselirken Grooverider da onu takiben bu parçaya karanlık bir remiks yaptı.</p>
<p>Birbirinden farklı drum &amp; bass türleri kendi yönlerinde ilerlediler. Uzun bir zaman Roni Size, drum &amp; bass ortamlarında adından sıkça bahsettiren isim oldu. <strong>“Brown Paper Bag”</strong>, yayınlanmasından kısa bir süre sonra bütün kitlenin gönlünü fethetti. <strong>LTJ Bukem, Blame</strong> ile bir araya gelerek <strong>“Logical Progression 2”</strong>yi sundu. <strong>Techstep</strong>, dönemin en büyük stiliydi. <strong>Jhonny L, </strong>hardcore parçası <strong>‘Piper’</strong> ile tarihe gömülmediğini göstererek tekrar ortaya çıktı.</p>
<p>Drum &amp; bass’in bu atağı bir yandan yeni beat’lere ve deneysel oluşuma imkan tanırken, oluşmakta olan jungle scene’ini bastırdı. Zamanla jungle’ın kendine özgü beat’leri yok olmaya başladı. Birçoklarına göre jungle’e veda sayılabilecek en büyük ve son parti<strong> Lydd Havaalanı</strong>’nda oldu. Bu son parti, jungle’ın <strong>“Rave Tarihi”</strong>ndeki bölümünün sonuna gelmeden önce varlığını göstermesi için son şansıydı.</p>
<p>1997 yılında bazı label’lar moda olabilmek ya da underground kültürü beslemek için Juice, Back 2 Basics ve Second Movement’ın albümlerini yayınlamayı sürdürdüler. Bütün bu arayış ve kendini bulamayış dönemi 1998’e gelindiğinde formunu belirlemeye başlamıştı. Junglistler tekrar eski takımı toplayarak, bu scene’i canlandırmaya başladılar. True Playaz, Frontline, Juice, Splash, Timeless, Dread gibi önemli plak şirketleri, techstep, hardstep, intelligent dnb gibi bir sürü kafa karışıklığını bir anda ortadan kaldırıp, jungle’ı formunu kazanmış bir şekilde yeniden doğurdu. DJ Ron, “Future Dubwise” albümü ile mükemmel bir dönüş yaparak jungle’ın yok olmadığını gösterdi.</p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/musiki/jungle-dinledin-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

