<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#187; Röportaj</title>
	<atom:link href="http://muhteviyat.com/kategori/roportaj/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://muhteviyat.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Dec 2011 13:42:19 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>“Bir ada satın alıp, çalışmalarıma oradan devam edeceğim.”</title>
		<link>http://muhteviyat.com/sanat/cem_dinlenmis/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/sanat/cem_dinlenmis/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Jan 2011 16:49:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selin Aktaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[cem dinlenmiş]]></category>
		<category><![CDATA[penguen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2285</guid>
		<description><![CDATA[
Tarihe ‘kendinden alıntı yapan ilk muhabir’ olarak geçmek pahasına attım bu başlığı. Halbuki Cem Dinlenmiş, bu söylemdeki anlayışın zıttını temsil ediyor. Röportajları spotlarından çözmeye alıştığını bildiğim sevgili okur; bu kez neler olup bittiğini anlayabilmek için, tümünü okuman gerekiyor…
Cem Dinlenmiş, Penguen okuruyla tanıştığında 20 yaşındaydı. O dönemde verdiği tüm röportajlar, haliyle ‘genç yaşına rağmen’ söylemi üzerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2286" class="wp-caption alignnone" style="width: 610px;  border: 1px solid #dddddd; background-color: #f3f3f3; padding-top: 4px; margin: 10px; text-align:center;"><img class="size-full wp-image-2286" title="cemdinlenmis_1" src="http://muhteviyat.com/files/2011/01/cemdinlenmis_1.jpg" alt="" width="600" height="250" /><p style=' padding: 0 4px 5px; margin: 0;'  class="wp-caption-text">Fotoğraf: Muhsin Akgün</p></div>
<p style="text-align: left;">
<blockquote><p>Tarihe ‘kendinden alıntı yapan ilk muhabir’ olarak geçmek pahasına attım bu başlığı. Halbuki Cem Dinlenmiş, bu söylemdeki anlayışın zıttını temsil ediyor. Röportajları spotlarından çözmeye alıştığını bildiğim sevgili okur; bu kez neler olup bittiğini anlayabilmek için, tümünü okuman gerekiyor…</p></blockquote>
<p>Cem Dinlenmiş, Penguen okuruyla tanıştığında 20 yaşındaydı. O dönemde verdiği tüm röportajlar, haliyle ‘genç yaşına rağmen’ söylemi üzerine kuruluydu. Aradan beş yıl geçti. Yine genç, yine yetenekli ama artık <em>‘Bu çocuğa dikkat!’ </em>klişesinden çok uzakta. Öte yandan ben bu röportajı onun işlerini bir kez daha övelim, başarısını kutsayalım istediğimden talep etmedim. Sadece, 20 yaşında gazetelere röportajlar vermeye başlamış, altı yıllık kariyerine popüler bir mizah dergisinde iki sevilen köşe; bir adet kitap (Penguen’deki aynı adlı köşesinden derlediği bir almanak olan ‘Her Şey Olur’), bir adet kişisel sergi, tişört tasarımından konser afişine, reklam filminden yastık illüstrasyonuna onlarca proje sığdırmış bir sanatçının kendini nasıl değerlendirdiğini merak ettim.<br />
Aynı neslin çocuğu olduğumuz için gönül rahatlığıyla söylüyorum, yerinde olsam<em> ‘Bir ada satın alıp, çalışmalarıma oradan devam edeceğim’ </em>vitesinde sürdürüyordum hayatımı. Sanıyorum bu yüzden, sohbetimiz boyunca Cem’e <em>“Sen ünlüsün artık, herkes çizgini tanıyor, adını biliyor farkındasın değil mi?”</em> dayatmasında bulundum. Ama kabul etmedi.</p>
<p>Çünkü o, birçoğumuzdan farklı olarak ‘biri olma, bir şey olma’ çabasından uzak çıkmış yola. Ne olursa olsun heyecanla ‘sevdiği işi yapmaya ve peşini bırakmamaya’ devam ediyor… O kadar!</p>
<p>2006 yılı dolaylarında bir Perşembe günü, Penguen’in ‘Orta Dünya’ adlı köşesini okuyup dakikalarca güldükten sonra arkadaşlarına, <em>‘Otobüs böyle, Darth Vader var, kafası yanındaki adamın omzuna düşmüş, uyuyor pıh pıh, çok komik ya, görmen lazım’ </em>zavallılığında ‘karikatür anlatmak’ zorunda kalan herkes için geliyor…</p>
<p><strong>Nasılsın? Nelerle meşgulsün son günlerde?</strong><br />
Bir yurt dışı sanat fuarına hazırlanıyorum, henüz araştırma, eskizleme safhasındayım.</p>
<p><strong> Seninle alakalı okuduğum tüm röportajlarda ‘çok genç’ olduğunun altı çiziliyor mutlaka.  Hala mı ‘çok genç’sin?</strong><br />
Penguen’de çizmeye başladıktan iki ay sonra yaptım ilk röportajımı. Yirmi yaşındaydım, röportajı yapan da İlke Gürsoy. O da Kadıköy Anadolu mezunu. Çok da ciddi bir röportaj olmamıştı o yüzden. Aile dostumla sohbet eder gibiydi yani&#8230; Devamında da, ailemle, Penguen’e çizmeye başlama hikayemle ilgili benzer sorular soruldu. Haliyle her yerde aynı şeyleri söylemişim gibi oldu. <em>“Legolarımla hala oynuyorum, çocukluğumdan beri çiziyorum&#8230;”</em> gibi.  Ama bakınca 25 yaşındayım artık. Çok da genç sayılmam. O röportajlar da beni anlatıyorlar evet ama koşullar farklı artık. Zaten son zamanlarda sorular da farklılaştı&#8230;</p>
<p><strong>O zamanlar ‘genç yetenek’tin şimdi hakikatten ünlüsün galiba.</strong><br />
Çok da fazla tanınmıyorum ben ya. Bilen biliyor elbette ama öyle sürekli hakkında yazılıp çizilen, sözlüklerde sayfa sayfa entry’si olan, büyük ilgi gören, merak edilen bir isim değilim.</p>
<p><strong> Önemsenecek derecede başarılı olduğun aşikar. Hiç mi beslemiyor egonu bu? İmza günleri, üniversite söyleşileri, sergiler…</strong><br />
Herkesin egosu var. Benim de var elbette. Ama büyük bir etkisi yok üzerimde. Mesela evde, odamda<em> “Oooh! Ne güzel çizmişim!” </em>diye mutlu olup küçük ego gösterileri yapabilirim&#8230; Çizdiğim her şeye hayranlıkla bakmıyorum ki zaten. Hatta çoğunlukla beğenmiyorum. Kimseye de <em>“Bak ne güzel çizdim, ben yaptım, bak, bak” </em>diye göstermiyorum.<br />
<img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="alignleft size-full wp-image-2287" title="cemdinlenmiş_2" src="http://muhteviyat.com/files/2011/01/cemdinlenmiş_2.jpg" alt="" width="336" height="252" /><strong> Ne kadar zamanını alıyor Her Şey Olur’u hazırlamak?</strong><br />
Biz dergiyi Salı günleri bitiriyoruz. Pazartesileri sabahlıyoruz. Sonra uzun bir uyku&#8230; Hafta sonu benim için Çarşamba günü başlıyor. Çarşamba benim için Cumartesi yani. Her Şey Olur için fikir bulmak, hafta boyunca toparladığım bilgileri bir araya getirip bir metin hazırlamak en az bir günümü alıyor. Köşeyi çizmek de en az 12 saat istiyor&#8230; Tabi kesintisiz düşünürsek. Arada çay içiyorsun, yemek yiyorsun. Memur gibi 9-6 çalışılan bir iş olsa bu, Pazartesi’den Cuma’ya ancak biter. Hazırlanıyorsun, başlıyorsun, bitene kadar durmaksızın çalışıyorsun. Haftanın iki günü çalışıyoruz kalanında duruyoruz zannetmesin kimse yani.</p>
<p><strong> Her zaman çok da komik olmuyor çizdiklerin. Bazen de bakıp memleketin haline üzülüyor insan&#8230;</strong><br />
Evet, ille de komik olsun diye çizmiyorum her zaman. Çünkü bazen öyle bir şey oluyor ki, komik olmasa da o hafta onu çizmeden kapatılamaz.</p>
<p><strong> Köşenin muhalif bir dili var. Hazırladığın içerik muhabir mantığında araştırma gerektiriyor. Sosyal hayatına nasıl yansıyor bu. Arkadaşlarından “Cem yeter, bırak iki dakika polisi, Obama’yı” diyenler oluyor mu mesela?</strong><br />
Zorla durdurulacak, susturulacak duruma gelmedim hiçbir zaman. Zaten sürekli konuyu siyasete getiren biri değilim. Evde annemle konuşuyoruz çoğu zaman bu tür konuları. Arkadaşlarımla çok nadir&#8230; Ama genel anlamda, birkaç yıl önce ayyuka çıkan ‘apolitik gençlik’ söylemlerinin aksine bir durum söz konusu son zamanlarda. Gençler siyaset konuşuyorlar. Laf olsun diye de değil, inanarak ve keyifle. Gündemlerinde siyaset var. Sanıldığı kadar umursamaz değil hiç kimse.</p>
<p><strong> Favori bir karikatürün var mı?</strong><br />
Benim yok da en çok hatırlanan, sevilen, şakası yapılan, ömrümde ilk çizdiğim karikatür. Darth Vader’in otobüste uyuduğu hani&#8230; Trajik aslına bakarsan. Bunca zamandır çiziyorum insanlar hala ilk karikatürümden bahsediyor.</p>
<p><strong> Dergiden arta kalan zamanında neler yapıyorsun?</strong><br />
Az önce de bahsettiğim gibi hazırlanmam gereken bir yurt dışı sanat fuarı var aslında şu anda. Dergiyle eşzamanlı olarak Galeri x-ist için üretmeye de devam etmem gerekiyor. Bir galeriyle anlaştığınızda ‘aklıma esti, çizdim, verdim’ gibi bir durumunuz olmuyor. Sizden tarihleri yılın başında belirlenen sergi dönemleri için beklenen işler var. Verilmiş bir söz o aslında.</p>
<p><strong> ‘Dergiden arta kalan zaman’ yanlış olmuş o halde.</strong><br />
Aslında benim tüm zamanımı evinde, iş yerinde vs. resim yapan bir adam olarak geçirmem gerekiyor ama çok öyle değil hayatım.</p>
<p><strong> Contemporary İstanbul 2010’da sergilenen resimlerin interaktif eserlerdi. İzleyicinin alışkın olduğu ise ‘esere dokunmamak, kırmızı kurdelayı geçmemek’. Bu bir dezavantaj oluşturdu mu?</strong><br />
Evet, insanlar sergilenen esere ‘dokunmak’ konusunda tedbirliler çünkü genel kural ‘dokunmamak’. Ama Contemporary İstanbul gibi sanat fuarları geleneksel sanat anlayışının dışında gelişen ve ortaya çıkan etkinlikler. İzleyicisi de orada neyle karşılaşacağını biliyor. Etkinliğin bağlamından dolayı bir dezavantaj olmadı benim için. İzleyici başta tedbirli davranıyor ama çarkları ve resimlerdeki mekaniği keşfettikten sonra oyun oynar gibi uzun uzun zaman geçiriyor resimlerle.</p>
<p><strong> Radikal’in yeni hali ve imza kampanyası için yaptığın çizgi filmlerde ilk kez bu formatta karşılaştık çizginle. O nasıl bir deneyimdi senin adına?</strong><br />
Çok hissederek, önemseyerek, kendi köşemi çizdiğim özen ve titizlikle yaklaştım ben o işlere. Çizimlerimi televizyonda görecek olmak da çok sayıda insana ulaşacak olduğunu bilmek de heyecan vericiydi ve yeniydi benim için. Ayrıca biliyorsun, Türkiye’de bir şey ancak televizyonda yayınlanırsa ciddi sayıda insana ulaşıyor ve önemseniyor. Bu açıdan da önemliydi. Çok fazla yayınlanmadı galiba ama&#8230;</p>
<p><strong> Peki gelecek günlerde, başka markaların reklamlarında da rastlar mıyız yine sana?</strong><br />
Yok, sanmıyorum. Radikal için hazırladığım filmler, hakikatten inanarak yaptığım işlerdi. Büyük markalara reklam hazırlamak gibi bir hedefim ya da isteğim yok. Böyle anlaşılmak istemem açıkçası</p>
<p><strong>Twitter hesabından kitabının indirimde olduğunu duyuran ilk yazar da sensindir herhalde&#8230;</strong><br />
Ne kadar çok insana ulaşırsa o kadar iyi olmaz mı? Twitter’ı böyle duyurular için kullanıyorum zaman zaman ama benim için asıl işlevi ‘tarihe not düşmek’. Mesela 1997’den beri oynadığım bir bilgisayar oyunu var: Monkey Island. Dün akşam on üç yılın sonunda üçüncüsünü bitirdim, sonra da twitter’a yazdım. Normalde olsa asla hatırlamam belki ama birkaç yıl sonra twitter’a bakıp hatırlar, mutlu olurum.</p>
<p style="text-align: left;"><strong><img style=' display: block; margin-right: auto; margin-left: auto;'  class="size-full wp-image-2290 aligncenter" title="herseyolur_395_800x480" src="http://muhteviyat.com/files/2011/01/herseyolur_395_800x480.jpg" alt="" width="576" height="346" />Teknoloji delisi bir nesiliz biz aynı zamanda. Sende de var mı aynı durum?</strong><br />
Büyük bir teknoloji tutkum yok. İlgimi çeken bir ürün çıktıysa alıyorum ama her şeyi alayım, her yenilikten haberdar olayım gibi bir durumum yok. Beş senedir aynı telefonu kullanıyordum, iPhone 4 çıksın diye bekledim, aldım, kullanıyorum.</p>
<p><strong> “Matbu yayın  bitiyor, dergicilik öldü!” diyorlar&#8230;</strong><br />
Bence, genel anlamda, okurun kağıtla ilişkisi asla bozulmayacaktır. Mizah dergileri özelinde ise şöyle bir durum var. Biz bir geleneği takip ediyoruz, köklü de bir geçmişi var bu işin. Öyle birdenbire ortadan kalkması imkansız. Teknolojinin gücü ve kolaylığı yadsınamaz elbette. Hatta tam bu anda, okurlarımıza seslenelim, Penguen’in hem iPhone hem iPad application’ları mevcut. iPhone’un ekranı biraz küçük kalıyor ama iPad’den okumak keyifli.</p>
<p><strong> Yayınlanan ilk çizimin&#8230;</strong><br />
İlk yayınlanan işim Bant içindi. Bir vampir dosyası vardı. Onun için bir illüstrasyon yapmıştım.</p>
<p><strong> Adını Penguen’de  gördüğün ilk an ne hissettin?</strong><br />
Babam ile ilgili bir haber çıkmıştı gazetede bir keresinde, küçüktüm, ilkokuldaydım. Defalarca okumuştum adını! Zeki Dinlenmiş, Zeki Dinlenmiş&#8230;  Böyle parmağımla göstere göstere&#8230; Kendi adımı dergide gördüğümde de garipsedim, heyecanlandım, dönüp dönüp baktım. Güzel hissediyor insan. Ama şimdi normal bir şey oldu tabi.</p>
<p><strong> Karşılığında para aldığın ilk işi hatırlıyor musun?</strong><br />
Para kazandığım ilk iş&#8230; İETT için yapmıştım. Şimdi böyle deyince de şey gibi oldu. Tayyip Erdoğan da kariyerine İETT’de başlamış ya. Onun gibi&#8230; Neyse. İETT şoförleri için küçük, resimli bir rehber hazırlamamı istemişlerdi. Şoförlere kuralları anlatan, ‘eğlenerek öğrenelim’ mantığında bir şeydi. 50 TL kazandım o işten.</p>
<p><strong> Ne yaptın kazandığın ilk parayla?</strong><br />
Çizgiroman aldım. Hellboy, Mike Mignola&#8217;nın. Çok severim. Onun son sayısını almıştım&#8230;</p>
<p><strong> Çizer olamasaydın ne olurdun?</strong><br />
Aslında benim en çok özendiğim şey ‘takım ruhu’. Çizerlik öyle bir iş değil. Herkes dergiye geliyor, masasına oturuyor, çalışıyor, işi bitince de gidiyor. Elbette beraber çok keyifli zaman geçiriyoruz ama takım ruhu başka bir şey. Çok heyecan verici. Mesela futbol. Kaleci iyi değilse gol yersin, takım arkadaşın pas vermezse gol atamazsın. Ama kazanınca da hep beraber kazanırsın! Futbolcu olmak isterdim demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Takım halinde üretilen bir şeyin parçası olmak isterim ama&#8230;</p>
<p><strong> İnsanlar son zamanlarda delicesine, sezon sezon yabancı dizi izliyor. Senin de takip ettiğin, önereceğin birkaç tane vardır diye tahmin ediyorum.</strong>..<br />
Yok aslında. Dizi seyretmek de bir mesai. Arıyorsun, buluyorsun, takip ediyorsun&#8230; Benim öyle ard arda sezon sezon dizi izleyecek zamanım yok ki. Lost seyretmeye başladık birkaç ay önce ağabeyim ve kız arkadaşıyla. Kalabalıkla seyretmeyi seviyorum ben dizileri. Yorum yapıyorsun, tahminde bulunuyorsun. ‘Aaa bak bu adamın olayı buymuş. Bak bak ne diyor, bence kesin Jack yaptı bunu’ gibi&#8230; Her zaman beraber seyredecek insanı nereden bulacaksın? Herkesin zamanı birbirine uyacak, bir araya gelinecek, seyredilecek. Zor yani. Son zamanlarda severek, baştan sona izlediğim tek dizi ‘Flight Of The Conchords’.</p>
<p><strong> En sevdiğin yazar İhsan Oktay Anar’mış. Buradan bir fantastik edebiyat merakı çıkarımı yapabilir miyim?</strong><br />
Fantastik edebiyata karşı özel bir tutkum olduğunu söyleyemem. Tolkien’in tüm kitaplarını okudum çünkü yarattığı dünyayı çok büyüleyici buluyorum. Masal okumayı seviyorum. Binbir Gece Masalları’nın da yeri bambaşkadır benim için. Lisede bir dönem FRP oynadım, çok ilgimi çekti. Sürekli fantastik sahneler çizdim. Ama sonra geçti. O, o zaman güzeldi. Sadece ejderhalı, kurtadamlı diye bir kitapla hiç ilgilenmedim</p>
<p><strong><img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="alignleft size-full wp-image-2295" title="cem3" src="http://muhteviyat.com/files/2011/01/cem3.jpg" alt="" width="287" height="286" />2010’un en heyecan verici olayı neydi senin için?</strong><br />
2010’da çok şey oldu. Kitabım basıldı, ilk kişisel sergim gerçekleşti&#8230; Birçok güzel projede yer aldım. Şimdi düşününce hepsinin 2010’da olduğuna şaşırıyorum hatta. Sanırım kitabı seçeceğim. Böyle bir kitap hazırlamak ilk bakışta kolay ve hızlı gelişecek bir süreçmiş gibi görünebilir. Bu bir ‘toplama albüm’ sonuçta. İşler zaten hazır. Teoride tek eksik kapak ve ön söz. Ama ben çok önemseyerek, çok titiz çalıştım kitap için. Boyutu, kağıdı, baskısı&#8230; Her detayıyla ilgilendim. En iyisi olsun istiyor insan. Neticede okuyucu senin ürettiğin bir şeyi para verip satın alıyor, okuyor, inceliyor, arşivine katıyor. Küçücük bir hata dahi olsa mahçup oluyorsun.</p>
<p><strong> Madem 2011’e giriyoruz, sormazsam olmaz&#8230; 2010’un en acayip, en komik olayı neydi sence?</strong><br />
Dergide de konuşuldu bu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun referandumda oy kullanamamış olmasında karar kılındı. Hakikatten hem acayip hem komikti&#8230;</p>
<p><strong> Ben senin yerinde olsam, basılmış bir kitabım, kişisel sergim falan olsa&#8230; Bu kadar mütevazı olamazdım sanıyorum. Ayrıca etrafımda senin gibi birkaç kişi olsa, kıskanırdım&#8230;</strong><br />
Yok canım herkesin kendine göre bir yeteneği var.</p>
<p><strong> Kıskanmıyor mu seni kimse yani? Hiç mi değişmedi arkadaş çevren?</strong><br />
İyi çizer olmak popüler olmak anlamına gelmiyor ki. Üniversitede oturup muhabbet edebildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarını geçmez. Lisede zaten anti-popüler bir durum bu. O yaşlarda kimsenin önemsediğ bir şey değil yeteneğin. Şarkıcı olsam farklı olurdu belki de bu öyle bir iş değil.</p>
<p><strong>Ünlü olduğunu kabul etmeyecek misin?</strong><br />
Değilim ki&#8230; Öyle herkesin adını bildiği, işlerini tanıdığı bir çizer değilim şu anda ben. Elbette takip eden, tanıyan, seven var ama ünlü değilim yani. Olmayayım da. Niye böyle bir önyargı var sende. Onu da anlamadım. Kim ne diyor? Arkamdan mı konuşuyorlar? Söyle!<br />
<em><br />
</em></p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/sanat/cem_dinlenmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soundcloud Video Interviews</title>
		<link>http://muhteviyat.com/roportaj/soundcloud-video-interviews/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/roportaj/soundcloud-video-interviews/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Dec 2010 17:11:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[English]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[alexander ljung]]></category>
		<category><![CDATA[david noel]]></category>
		<category><![CDATA[soundcloud]]></category>
		<category><![CDATA[video interview]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2231</guid>
		<description><![CDATA[Soundcloud, a platform for music professionals or a music cloud of Internet? If you ask them, after a million users, they define themselves as an audio platform for everyone who needs to work with audio.
Commenting on sound waves, embedding wherever you like and using a brilliant API. That&#8217;s what we have always expected from any [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Soundcloud, a platform for music professionals or a music cloud of Internet? If you ask them, after a million users, they define themselves as an audio platform for everyone who needs to work with audio.</p>
<p>Commenting on sound waves, embedding wherever you like and using a brilliant API. That&#8217;s what we have always expected from any music service. Thanks to Soundcloud, we do have it right now and i bet all the users are happy to talk about hi-hats or basslines.</p>
<h2><strong>Alexander Ljung, Soundcloud Founder<br />
</strong><br />
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="600" height="338" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=15158630&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=0&amp;fullscreen=1&amp;autoplay=0&amp;loop=0" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="600" height="338" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=15158630&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=0&amp;fullscreen=1&amp;autoplay=0&amp;loop=0" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></h2>
<h2><strong>David Noel, Communication Manager<br />
</strong><br />
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="600" height="338" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=15063595&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=0&amp;fullscreen=1&amp;autoplay=0&amp;loop=0" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="600" height="338" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=15063595&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=0&amp;fullscreen=1&amp;autoplay=0&amp;loop=0" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></h2>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/roportaj/soundcloud-video-interviews/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Murat Menteş Röportajı</title>
		<link>http://muhteviyat.com/sanat/murat-mentes/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/sanat/murat-mentes/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Sep 2010 12:24:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selin Aktaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[murat menteş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2212</guid>
		<description><![CDATA[
“Atomu yumrukla parçalayamam, Allah büyüktür, elbet bir kapı açar…”
Bu dizeler, birazdan okuyacağınız röportajı yapmaya karar verdiğim anın belgesidir. Şu anda röportajı takdim ediyorum evet ama karşı kaldırıma geçip o anı, Murat Menteş’le tanıştığım, ‘Aceleci Tefecinin Ebediyet Süsü Verdiği Anlar’ adlı şiirin bittiği ve benim şiirin etkisiyle nöron patlaması yaşadığım saniyeler olarak da tanımlayabilirim. Hayır, pamuk tarlalarında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="size-full wp-image-2213 alignnone" title="murat-mentes" src="http://muhteviyat.com/files/2010/09/murat-mentes.jpg" alt="" width="600" height="250" /></p>
<blockquote><p>“Atomu yumrukla parçalayamam, Allah büyüktür, elbet bir kapı açar…”</p></blockquote>
<p>Bu dizeler, birazdan okuyacağınız röportajı yapmaya karar verdiğim anın belgesidir. Şu anda röportajı takdim ediyorum evet ama karşı kaldırıma geçip o anı, Murat Menteş’le tanıştığım, ‘Aceleci Tefecinin Ebediyet Süsü Verdiği Anlar’ adlı şiirin bittiği ve benim şiirin etkisiyle nöron patlaması yaşadığım saniyeler olarak da tanımlayabilirim. Hayır, pamuk tarlalarında koşturmaya gerek yok, hayatım değişmedi… Güzelleşti. Edebiyat, üretimine katkıda bulunamasam da en yüksek dağına tırmanıp iç güdülerime rağmen aşağıya değil karşıya bakmak istediğim bir ülke benim için.  Ve ben, imzasını attığı hemen hemen her şeyi okumama aracı olan gözlerim şahittir, o dağda Murat Menteş’le de karşılaşacağımdan adım gibi eminim. Şu anda kimden bahsettiğimden bihaberseniz, tanışmanıza vesile olduğum için mutlu değilim. Zira O, aşağıda da okuyacağınız üzere <em>“Okurun dokunulmazlığı var bence. Yazar-metin-okur üçlüsünde en imtiyazlı unsur okurdur. Okur olmasa ne yazarın varlığı açığa çıkar, ne de metnin bir anlamı olur” </em>diyor fakat ben değerinin bilineceğinden emin değilsem, paylaşmaktan hazzetmem. Bu sebeple sevgili okur, akıllı ol!</p>
<p>Aklımı bir türlü toparlayamayıp, gelişine sorduğum bütün sorulara büyük bir sabırla cevap veren Murat Menteş’e başında, sonunda ve ortasında, teşekkürü borç bilirim.</p>
<p>Ve ne mutludur ki bu röportajı okurken gönül rahatlığıyla Orhan Gencebay dinleyebilirsiniz…</p>
<p><strong>Ben “Marjinallik, yeni klişe” diyorum. Herkesin isyankar, herkesin ‘farklı’, herkesin ‘yaratıcı’ olduğu bir toplum mümkün mü sizce? Bakınca yeni dönem ‘marjinallerinin’ hepsi, küresel ısınmayla savaşmak için organik alışveriş çantaları taşısalar da tüketimin birer kölesi. Sizce de bahsettiğim topluluk fikirlerini bir yerlerden satın almış ve renkli fularlarla süslemiş gibi değil mi?</strong></p>
<p>Daha bismillah demeden soyut bir topluluğu kötülemesek daha iyi değil mi? Şahsen, marjinalliği pek övgüye değer saymıyorum. Ben cemaat seven biriyim. Çeteciyim hatta. Elbette hayatta inzivanın da yeri vardır. Fakat esas olan biraradalıktır, sohbettir, tebessümdür. Marjinal, nispeten az sayıda kimseden müteşekkil topluluklar ya da insan içine karışmasına engel teşkil edecek derecede ‘farklı’ kimseler için kullanılan bir ad veya sıfat. Yani asiler marjinallikten kurtulmaya yönelmiş kişilerdir aslında. Yaratıcı ya da sanatçılar da orijinal bir verimin peşinde. “Tüketim köleliği” tabiri faydalı bir gerilim doğuruyor. Tamam. Buna karşılık, dünya işleri, Hz. Adem’den beri dünyevi niteliğini koruyor. Bizim çağımızın aşırılığı, kıyametin eşikte, İsrafil’in yani sur’u, kıyamet borusunu üfleyecek meleğin tetikte olduğu hissinin kitleselleşmesinden ileri geliyor. Dindarlar, ahir zamanda yaşadığımızdan emin. Seküler düşünenler ise dünyanın sonunun yakın olduğunu haykırıyor. Fikirlerin satın alınmasına gelince… Acaba, bedelini ödeyerek bir fikri temin etmeyi mi kastediyorsunuz? Çok karışık konuştum galiba. Sadece şunu söyleyeyim: Harbi aydınlanma, yerleşik bir düşüncemizin değişime uğramasıyla gerçekleşir. Mesela “Reklamın iyisi kötüsü olmaz” deriz. Fakat reklamın kötüsünün de olabileceğini fark ettiğimizde zihnimiz işliyor demektir. Yahut “Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı diyeceksin” düsturunu terk edip, ayıyı köprünün başından def etmek gerektiğini anladığımızda aydınlanmış oluruz. Bu da bence kimseyi marjinal yapmaz. Aksine, bir başkasına fayda sunmamızı mümkün kılar. Demek ki kendine hayrı dokunan kimsenin varlığından başkaları istifade edebiliyor. Nitekim marjinal, başkasına hayrı dokunmayan kimsedir. Bence yani.</p>
<p><strong>Afili Filintalar’da sizin yazılarınızda da genel içerikte de belli bir siyasi yönelim gördüğümüz halde, sizin iki romanınız için böyle bir okuma söz konusu değil. Öte yandan şiirleriniz bize aksini gösteriyor. Bu ikiliğin sebebi nedir? Bu bir tercih midir? Ulaşacağı muhtemel kitle ile ilgili olabilir mi?</strong></p>
<p>Bence yanılıyorsunuz. Siyasetten ne anladığınız önemli. İnsanın değeriyle, hayatın nezihliğiyle irtibatı güçlendiği nispette siyasetle ilgileniyorum. Onun haricinde aktüel siyaset beni cezbetmiyor. Romanlarımda siyasi ya da ideolojik bir telkinde bulunmadığım söylenebilir. Çünkü insanları ikna etmeye ya da çok afedersiniz gütmeye uğraşmanın kısırlaştırıcı bir etkisi olduğu fikrindeyim.</p>
<p><strong>Korkma Ben Varım’da Hayati Tehlike ve Müntekim Gıcırbey, Dublörün Dilemması’nda Nuh Tufanı, efsanevi birer âşık olarak çıkıyorlar karşımıza. Özellikle Müntekim Gıcırbey’in Şebnem’e yazdığı mektupları okurken Şebnem’in onları okumaya değer bulmaması benim bile kalbimi kırdı. Tüm bunların muhteviyatı sırf gözlemden ibaret olamaz diye düşünüyorum. Ve ‘bilgi’ye rasyonel yaklaşan bir insanın bu denli güçlü bir aktarım yapamayacağına inanıyorum. Kısacası hakikatten yeri geldiğinde o kadar romantik misiniz?</strong></p>
<p>Değilim. Sizi temin ederim, vücudumda tek bir romantik hücre bile yok.</p>
<p><strong>Metinleriniz yüzlerce aforizma içeriyor. Sizin yerinizde olsam muhtemelen bu  aforizmaların ‘canım’ı ‘cnm’ olarak yazmayı huy edinmiş biri tarafından, aynı yöntemle kısaltılarak SMS haline getirilme ihtimalleri üzerinden acı çekerdim. Bir yazar için kelimelerini paylaşmak, başkalarına emanet etmek zor değil mi?</strong></p>
<p>Enteresan bir soru bu. Yazarlık zaten harfleri, kelimeleri, cümleleri… sunma işi. Şöyle düşünün: Bir okur, kitaplarımı satır satır ezberlese, bu çok mu makbule geçerdi? Okur, metni öyle ya da böyle algılar, anlar, kullanır. Okurun dokunulmazlığı var bence. Yazar-metin-okur üçlüsünde en imtiyazlı unsur okurdur. Okur olmasa ne yazarın varlığı açığa çıkar, ne de metnin bir anlamı olur.</p>
<p><strong>Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım ‘hayal dünyası moda oldu’ çıkarımını yaptı. Kabul etmek istemesem de biraz düşününce hak vermemek elde değil. Tim Burton’ın Alice’i, dizi yapımcılarının vampir manyaklığı, Küçük Prens’in desen haline gelmesi… Sizce de bu ‘hayal dünyası’nı bir çeşit besin olarak kullanan bazılarımız adına acıklı değil mi?</strong></p>
<p>Hayal kurmak ile hayal görmek arasında fark var. Kurt Vonnegut <em>“Yalnızca gerçeklerle yetinmeye anlam veremiyorum” </em>demiş. Yahya Kemal<em> “İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar” </em>yazmış. Sanırım denge kurmaya bakmak gerek. Kaldı ki gerçek diye benimsediğimiz şeyler, sizce de hayale fazlasıyla benzemiyor mu? Yani, gerçekler ağır, hayaller hafif diyemeyiz. “Acı gerçekler” ve “Tatlı hayaller” gibi bir tasnif de pek sağlam sayılmaz. Bazen gerçekler tat verirken, hayaller acıtabilir. Ne bileyim.</p>
<p><strong>Viktor Pelevin, Homo Zapiens’inde televizyon nesnesi üzerinden bir ikinci özne tanımı yapar. Yeni insanın televizyonun kumanda ettiği bir nesneye dönüştüğünü anlatır. Ve tabii ki televizyonun tüketimi pompalama amaçlı üretilmiş bir alet olduğunun altını çizer. Ben kararsız kaldım. İnsan akıl ve ruhun bir birleşimi olduğundan televizyon gibi etkili bir aracın dahi onun zihninin bütününü ele geçirebileceğine inanmak gelmedi içimden… Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Neticede Zeitgeist da olayı çipe kadar vardırdılar… Korkmamak elde değil.</strong></p>
<p>Teknolojinin yozlaştırıcı bir fonksiyonu var, orası kesin. Kolaylık, rahatlık, mutluluk, sağlık gibi olguları yüceltmekle, teknolojiye tayin edici, tartışılmaz bir rol vermiş olduk. Bu işten kazasız belasız kurtulmamız zor bence de. İnsan, televizyon izlerken, kendi zihni, ruhu, gönlü konusundaki hassasiyetini devrede tutmayı gözetiyor mu ki, televizyon da onun zihnini, ruhunu, gönlünü aydınlatsın? Korkma Ben Varım’da yazdım: Teknoloji, aptalların kötülük etmesine adanmıştır. Cidden böyle düşünüyorum.</p>
<p><strong>Elif Şafak’ın TED konuşmasında kendini Türk değil Doğulu olarak tanımlaması ve verdiği tüm anti-modern örneklerin çeşitli dini bağlantıları olması (örneğin anneannesinin rukye ilmine hasıl olması) özetle modernitenin karşısına dini koyması, öte yandan konuşmasının finalini Mevlana ile yapması hakkındaki fikirleriniz neler?</strong></p>
<p>Elif Şafak üzerinden bir yorum yapmaya niyetli değilim. Ben bir melezim. Bununla birlikte, kendimi Türk addediyorum. Çünkü Türkçe yazıyorum. Biliyorsunuz, 50 yıl kadar önce modernizmin iflas ettiği kaydedildi. Tarihin, sanatın, iletişimin sonuna geldik. Filozoflar, sonun ertesini analize koyuldular. Ben, bu sınıflamaları biraz hava durumuna benzetiyorum. Birkaç yıl önce, radyoda bir meteoroloji uzmanına şu soru soruldu: <em>“Yaz mevsiminde havaların bu derece soğumasını neyle açıklıyorsunuz?” </em>Amca şöyle dedi: <em>“Unutmayalım ki, mevsimleri biz insanlar uydurduk. Tabiat bir mekanizma değil. Yaz sezonu boyunca rüzgarların kökten kesilmesini beklemek saflıktır.”</em></p>
<p><a href="http://muhteviyat.com/files/2010/09/murat-mentes-manset.jpg" rel="lightbox[2212]"><img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="alignleft size-full wp-image-2216" title="murat-mentes-manset" src="http://muhteviyat.com/files/2010/09/murat-mentes-manset.jpg" alt="" width="250" height="305" /></a><strong>Süper kahramanlara kaç yaşına dek inandınız?</strong></p>
<p>Bilmiyorum. Bence Cüneyt Arkın bir süper kahramandır mesela. Ve ona hâlâ inanıyorum.</p>
<p><strong>Siz, Samed Karagöz, Onur Ünlü, Alper Canıgüz… Aynı mahallenin çocukları gibisiniz. Fikirlerinizin ve beğenilerinizin bu kadar örtüştüğü arkadaşlara sahip olduğunuz için sizi ne kadar kıskandığımı tarif edemem. Nasıl bir bir aradalık bu? Ne kadar iç içe hayatlarınız?</strong></p>
<p>Allah nazardan saklasın. İsmini saydığınız kişileri çok seviyorum. Aslında fikirlerimiz ve beğenilerimiz pek de örtüşmüyor. Buna karşılık, birbirimizin seçmelerine dayanak teşkil eden nedenleri dikkate değer buluyoruz. Sanırım bizimki daha ziyade kalbin kalbe karşı olması hali. Belki en çok dertlerimiz benziyordur. Sık sık haberleşir, görüşürüz. Birbirimizi özleriz. İyi bir haber varsa hemen birbirimize iletiriz. Bazen Alper’in evinin önüne gidip <em>“Alpeeeerrrr!”</em> diye hep beraber sesleniriz. Arkadaşız yani. Herkesin arkadaşı vardır, yok mudur?</p>
<p><strong>Tamamen Afili Filintalar’daki film seçimlerinizi ve Korkma Ben Varım’daki olay örgüsünü referans alarak soruyorum… Samimiyetinden sual olunmaz barışçı yanınızla bu ‘estetik şiddet’ nasıl tek bir bünyede birleşebiliyor?</strong></p>
<p>Barışçılık ile savaşçılık aynı bünyede olmak zorunda. Salt barışçı olunmaz. Ben barıştan yana bir savaşçıyım.</p>
<p><strong>Benim sizinle ilgili düştüğüm en büyük çelişki elinizde silah olan fotoğraflarınızla ilgili… O neden?</strong></p>
<p>Afili Filintalar’ın ana sayfasındaki fotoğrafı kastediyorsunuz. Yoksa ben öyle silahla pozlar filan vermiyorum. Dublörün Dilemması’nın kapağı için, Alper, Onur ve Gökdemir’in fotoğraflarını çekiyorduk. Silahları ben getirmiştim. O gün, ben de arkadaşlarla hatıra fotoğrafı çektirdim. Silah da elimdeydi. Fakat yani dikkat ederseniz emanet gibi tutuyorum. Belimde silahla gezmiyorum. Silah koleksiyonum yok. İnsanlar nedense buna inanmak istemiyor. Beni silahşor sanıyorlar.</p>
<p><strong>Ve elbette soracağım, yeni romanınızın şahanesine hakikatten bu ay varacak mıyız?</strong></p>
<p>Hayır. Tamamlamama imkan yok. Fakat çok bekletmemeye çalışacağım.</p>
<p><strong>İki romanınızı da duraksamadan okumak mümkün. Müthiş bir bütünlük var. Kurgularken tıkandığınız, “Ben bunu buna nasıl bağlayacağım şimdi?” dediğiniz oluyor mu? Belki arkadaş-meslektaşlarınıza danıştığınız…</strong></p>
<p>Yazarken yoruluyorum. Yazmak, laf aramızda bana pek de haz vermiyor. Yazdıktan, kitabı yayınladıktan sonra ancak neşem yerine geliyor. Yazar arkadaşlarımdan nasıl yardım alabilirim? <em>“Şuradan sonrasına bir zahmet iki sayfa yazıver”</em> gibisinden mi? Tabii ki öyle bir şey olmuyor. Yazarlık, tek başına yürütülen bir iş. Alper’le, bazen hikaye, kurgu konularında konuşuyoruz. Fakat ne o beni işine karıştırır, ne de ben ondan pratik yardım alırım. Teorik bir teati olur anca.</p>
<p><strong>Fazıl Say’ın arabesk=yavşaklık denklemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bence arabesk candır ve elbette ki “…Orhan Gencebay çalarken arabadan inilmez.”</strong></p>
<p>Fazıl Say’ın üslup sorunu var. Doğruyu söyleyip söylemediğine sıra gelmiyor. <em>“Üslub-u beyan, ayniyle insan” </em>demişler. Yani ifade tarzın neyse, sen de osun… Sanat daima bize yüksek, çok yüksek duyguları anlatır, yansıtır, iletir, sunar. Sanat eseri bir taşmaya, coşkuya, hız sınırının aşımına tekabül eder. Sırılsıklam aşkı, sulu zırtlak heyecanları, insanın kemiklerini yakan intikamı, kalbini zangırdatan şeyleri anlatır sanat. Aşırı, aykırı, uç, sıra dışı, giderek manyakça, kendinden geçmeyi andıran… şeyler dışında sanat eseri yoktur. Bu anlamda Orhan Gencebay ile Van Gogh, Refik Fersan ile Hitchcock birbirine benzer. Sanatçı yasallık, makbullük, onay… gibi şeyleri öncelemez. Vedat Özdemiroğlu’na, arabesk dinleyip dinlemediğini sormuştum. Aynen şöyle dedi: <em>“Tabii ki diniyorum. Ezan da arabesk.”</em></p>
<p><strong>Sizce hayatı boyunca Kafka okumamış, hatta onun adını bile bilmeyen bir insanın, yabancılaşma sürecini daha az sancılı geçirme ya da bunun farkına bile varmama ihtimali nedir?</strong></p>
<p>Yabancılaşma, insanın kendi dünyasıyla bağının kopmasıdır. İletişim sistemleri, kitlesel üretim, toplu taşıma… yani modern yaşama düzeni bizi zaten, dediğiniz gibi, bir yabancılaşma modunda tutuyor. Kendimiz olmamız veya birey veya insan olmamız bu koşullar altında çok zor. Duygularımızın, sözlerimizin bir değeri yoktur… Gelgelelim, içinde bir düzen kurduğumuz tuzağın farkına varmamak bana çok daha vahim ve dehşetengiz görünüyor.</p>
<p><strong>Haruki Murakami’ye gereğinden fazla değer verildiğini düşünüyorum ve pastoral anlatım, sadelik arayanlara klasik halk şiirini öneriyorum. Yanlış mı yapıyorum?</strong></p>
<p>Bilemem. Bu sizinle Murakami arasında bir mesele. Fakat şöyle de düşünülebilir, sadelik, hatta hiçlik bile çağdan çağa değişiyor.</p>
<p><strong>Mevsim normallerinin dışına çıktığımız şu günlerde ‘İstanbul Londra’ya benzedi diye sevinen, Lomo’lu çılgın gençler’ türedi. Haberiniz var mı? Bir insan alışkın olmadığı halde ıslanıyor ve bu da yaşamayı çok istediği, sokaklarındaki evsizlerin bile birer sanat eseri olduğuna inandığı o şehre benziyor diye sevinebilir mi? Bu gerçek olabilir mi?</strong></p>
<p>Hayat devam eder. Kimlerin hayatı nasıl devam ediyor, beni pek alakadar etmez. İstanbul, Londra’ya benzedi diye sevinmek… bana sorarsanız incir pancara benzedi diye sevinmek gibi.</p>
<p><strong>Ben facebook’tan korkuyorum. Sizi de ürkütüyor mu? Yoksa “Bana ne” mi diyorsunuz gönül rahatlığıyla…</strong></p>
<p>Dikizleme, dedikodu, iftira çağında yaşıyoruz. Herkesin elinde listeler var. Bence dostluk, arkadaşlık listeleri birer ‘ak liste’ değil. Çünkü bu şablonlar, bu ‘tıklayarak’ beğenmeler, engellemeler… tamamiyle insanlık dışı bir sistemin parçaları. Dertleşmeyi, insafı, teselliyi, izahı, berraklığı dışlayan; yapaylığın, yapmacıklığın daniskası bir oluşum. Elbette insanlar Facebook’ta ilkokul arkadaşlarını buluyorlar ve bu harika bir şey… gibi. O arkadaşınızla görüştüğünüzde, gerçekte ne görüyorsunuz? İlkokul arkadaşınızdan herhangi bir iz kalmış oluyor mu? Bilgiyi, sözleri paylaşıyoruz, fakat bu muhatapsız, insansız, öznesiz, muallak bir ‘paylaşım.’ Belki de ben eski kafalıyımdır.</p>
<p><strong>Hakikat, hakikatten ‘42’yse! Boşa mı gidecek bunca çaba?</strong></p>
<p>Biliyorsunuz,<em> “Hayat evren ve her şeye dair nihai sorunun cevabı 42’dir” </em>tamam, fakat bu cevap, bu evrendeki hiç kimseye bir anlam ifade etmeyecektir. Çünkü… soru ile cevap aynı evrende var olamamaktadır. Şimdi sıkı durun: Ben bu yaklaşıma katılıyorum. Her ne kadar Douglas Adams, ateistliğinin altını çizse de, bence de bu dünyanın anlamı, bu dünyada değildir. Dolayısıyla tek mesele, öbür dünyaya nasıl gideceğiz?</p>
<p><strong>Başucu kitabı diye bir şeyin varlığına inanıyor musunuz? Gerçekten bir insan ömrü boyunca başucunda aynı kitapla uyuyabilir mi? Dönüşmüyor muyuz ki günden güne? Sizin başucu kitabınız var mı?</strong></p>
<p>Başucu kitaplarım var. Dinî kitaplar çoğu.</p>
<p><strong>Hiç çocuklar için bir şeyler yazmayı düşündünüz mü? Yazsanız ne güzel olur…</strong></p>
<p>Çocuklarıma geceleri masal anlatıyorum. O masallardan bazıları birbirinin devamı niteliğinde oluyor. Belki onlardan birkaçını yazabilirim diye düşünüyordum, fakat olmadı.</p>
<p><strong>Atom Bombacıyan’ın ‘afazi tiradı’nı nasıl yazdınız? Tüm kelimeleri eşleştirmek, yerli yerine oturtmak ne kadar zamanınızı aldı?</strong></p>
<p>İki ayrı bölüm boyunca, sesli harfleri aynı şekilde sıralamak, haliyle kolay olmadı, kısa sürmedi. Ben edebiyatın biçimsel yönlerin çok önemsiyorum. Biçim ve içeriği birlikte düşünmenin çok verimli olduğu fikrindeyim.</p>
<p><strong>Yazmak isteyip de nereden başlayacağına bir türlü karar veremeyenlere ne önerirsiniz? Var mı bunun bir formülü?</strong></p>
<p>Bir ipucu vereyim: Sıradan olaylar üzerine azıcık düşünürseniz, korkunçlaştıklarını görürsünüz.</p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/sanat/murat-mentes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Joshua Davis: Rockstar or Mathgeek?</title>
		<link>http://muhteviyat.com/roportaj/joshua-davis-roportaji/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/roportaj/joshua-davis-roportaji/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 May 2010 13:10:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[English]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Adobe]]></category>
		<category><![CDATA[BMW]]></category>
		<category><![CDATA[Flash]]></category>
		<category><![CDATA[Joshua Davis]]></category>
		<category><![CDATA[Pratt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2101</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;I&#8217;m a big nerd with tattoos.&#8221;
&#8220;I&#8217;ll be skateboarding until the day i die, till i can&#8217;t walk.&#8221;
&#8220;My second job was Microsoft.&#8221;
&#8220;I just make things pretty.&#8221;
&#8220;I&#8217;d be a gardener. My gardening obsession is extreme.&#8221;
&#8220;Obviously i&#8217;m here&#8217;s in Istanbul, i have a great desire to see my works on rugs.&#8221;
&#8220;Adobe is in the business for making tools.&#8221;
&#8220;I&#8217;m [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script src="http://televidyon.com/video-paylas/2625"></script></p>
<p><em>&#8220;I&#8217;m a big nerd with tattoos.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;I&#8217;ll be skateboarding until the day i die, till i can&#8217;t walk.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;My second job was Microsoft.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;I just make things pretty.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;I&#8217;d be a gardener. My gardening obsession is extreme.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Obviously i&#8217;m here&#8217;s in Istanbul, i have a great desire to see my works on rugs.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Adobe is in the business for making tools.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;I&#8217;m all about open-source. Give shit away, give shit away&#8230; &#8220;</em></p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/roportaj/joshua-davis-roportaji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçek olduğu için mi korkunç, yoksa gerçekten korkunç mu?</title>
		<link>http://muhteviyat.com/sanat/gercek-oldugu-icin-mi-korkunc-yoksa-gercekten-korkunc-mu/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/sanat/gercek-oldugu-icin-mi-korkunc-yoksa-gercekten-korkunc-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 11:11:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Gottfried Helnwein]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=1956</guid>
		<description><![CDATA[
Yanında Donald Duck’ın yaratıcısı Carl Barks’ı ya da Bukowski’yi görürseniz şaşırmayın. Helnwein, 80lerden beri çocukların tarafında sesli isyanını sürdürürken, hiç tahmin etmediğiniz insanlar da ona destek olmaya devam ediyor.
(...)Devamını oku &#124;  © Elif Demirci &#124; 
 Röportaj,  Sanat &#124; 2010 

© Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#124; RSS &#124; 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://muhteviyat.com/files/2010/03/helnwein.jpg" rel="lightbox[1956]"><img class="alignnone size-full wp-image-1957" title="helnwein" src="http://muhteviyat.com/files/2010/03/helnwein.jpg" alt="" width="600" height="305" /></a></p>
<blockquote><p>Yanında Donald Duck’ın yaratıcısı Carl Barks’ı ya da Bukowski’yi görürseniz şaşırmayın. Helnwein, 80lerden beri çocukların tarafında sesli isyanını sürdürürken, hiç tahmin etmediğiniz insanlar da ona destek olmaya devam ediyor.</p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/sanat/gercek-oldugu-icin-mi-korkunc-yoksa-gercekten-korkunc-mu/">Devamını oku</a> |  © <a href="datafobik">Elif Demirci</a> | 
<a href=" Röportaj,  Sanat"> Röportaj,  Sanat</a> | 2010 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/sanat/gercek-oldugu-icin-mi-korkunc-yoksa-gercekten-korkunc-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Londra-İstanbul illüstrasyon halleri</title>
		<link>http://muhteviyat.com/roportaj/londra-istanbul-illustrasyon-halleri/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/roportaj/londra-istanbul-illustrasyon-halleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 15:33:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evren Müberra Ünal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[David Shillinglaw]]></category>
		<category><![CDATA[londra]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=1908</guid>
		<description><![CDATA[
David Shillinglaw. Başlı başına bir yetenek. Yeterli değil tabii, harika demeliydik! Londra’nın göbeğinden çıkan bu olağanüstü illüstratör geçtiğimiz aylarda sessiz sedasız İstanbul’a geldi, Siemens Galeri’de işlerini sergiledi ve aynı sessizlikte Londra’ya döndü. Genç sanatçıyla Old Street’te ayaküstü karşılaşıp küçük bir röportaj için kandırmaksa başlı başına bir şanstı. David’e yönelttiğimiz sorulardan öğrendik ki bizim her yerimizde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-1909" title="david-illustrasyon" src="http://muhteviyat.com/files/2010/03/david-illustrasyon.jpg" alt="" width="600" height="305" /></p>
<p>David Shillinglaw. Başlı başına bir yetenek. Yeterli değil tabii, harika demeliydik! Londra’nın göbeğinden çıkan bu olağanüstü illüstratör geçtiğimiz aylarda sessiz sedasız İstanbul’a geldi, Siemens Galeri’de işlerini sergiledi ve aynı sessizlikte Londra’ya döndü. Genç sanatçıyla Old Street’te ayaküstü karşılaşıp küçük bir röportaj için kandırmaksa başlı başına bir şanstı. David’e yönelttiğimiz sorulardan öğrendik ki bizim her yerimizde kalbimiz varmış.</p>
<h3>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/roportaj/londra-istanbul-illustrasyon-halleri/">Devamını oku</a> |  © <a href="Evren Müberra Ünal">Evren Müberra Ünal</a> | 
<a href=" Röportaj,  Tasarım"> Röportaj,  Tasarım</a> | 2009 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/roportaj/londra-istanbul-illustrasyon-halleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>College Humor&#8217;dan Jeff ve Pat ile Konuştuk</title>
		<link>http://muhteviyat.com/internet/collegehumor-jeff-rubin-pat-bleep/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/internet/collegehumor-jeff-rubin-pat-bleep/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2009 09:32:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[English]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[College Humor]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhteviyat.com/?p=943</guid>
		<description><![CDATA[

College Humor&#8216;ı duydunuz mu? Duymadıysanız, ya da izlemediyseniz ve bugün kendinizi Amerikan espri anlayışına hazır hissediyorsanız, mutlaka bir şans vermeyi deneyin. Özellikle şımarık gençlerin ofis hayatlarına dair komik dünyasına muhakkak bir göz atın.


(...)Devamını oku &#124;  © Elif Demirci &#124; 
 English,  Röportaj,  İnternet &#124; 2009 

© Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#124; RSS &#124; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img class="alignnone size-full wp-image-950" title="pat_cassely_interview_muhteviyatcom" src="http://muhteviyat.com/files/2009/07/pat_cassely_interview_muhteviyatcom.jpg" alt="" width="566" height="247" /></div>
<blockquote>
<div><a href="http://www.collegehumor.com" target="_blank"><strong>College Humor</strong></a>&#8216;ı duydunuz mu? Duymadıysanız, ya da izlemediyseniz ve bugün kendinizi Amerikan espri anlayışına hazır hissediyorsanız, mutlaka bir şans vermeyi deneyin. Özellikle şımarık gençlerin ofis hayatlarına dair komik dünyasına muhakkak bir göz atın.</div>
</blockquote>
<div>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/internet/collegehumor-jeff-rubin-pat-bleep/">Devamını oku</a> |  © <a href="datafobik">Elif Demirci</a> | 
<a href=" English,  Röportaj,  İnternet"> English,  Röportaj,  İnternet</a> | 2009 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/internet/collegehumor-jeff-rubin-pat-bleep/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://muhteviyat.com/audio/CHten-sorular.mp3" length="518604" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://muhteviyat.com/audio/mirror-edge.mp3" length="762692" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://muhteviyat.com/audio/videonun-gelecegi.mp3" length="1226627" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://muhteviyat.com/audio/ch-de-calismasaydiniz.mp3" length="686624" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://muhteviyat.com/audio/chde-hayat-nasil-geciyor.mp3" length="1117122" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Havantepe’den techno’nun dub hali</title>
		<link>http://muhteviyat.com/roportaj/havantepeden-technonun-dub-hali/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/roportaj/havantepeden-technonun-dub-hali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 10:37:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Christopher Çolak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Dub]]></category>
		<category><![CDATA[Havantepe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhteviyat.com/?p=913</guid>
		<description><![CDATA[
Koca İstanbul’un sınırlarında, şehrin gürültüsünü artık duyamayacak kadar uzaklaştığınızda doğru yerde, Havantepe’de, techno’nun dub halindesiniz.


Mr.Bizz &#8211; Dark Moon (Havantepe&#8217;s Low Gravity Mix) by  Havantepe

Chord’ların ve reverb’lerin ebedi etki alanına girdiniz. Detroit techno’nun diyarından Tresor’un tozlu koridorlarına uzanan bu sound, Basic Channel ve Maurizio düsturlu bu techno çeşidi yıllardan beri ihtişamından ve etkisinden bir zerre [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-915 alignnone" title="havantepe_chris_01" src="http://muhteviyat.com/files/2009/06/havantepe_chris_01.jpg" alt="" width="566" height="247" /></p>
<blockquote><p><span>Koca İstanbul’un sınırlarında, şehrin gürültüsünü artık duyamayacak kadar uzaklaştığınızda doğru yerde, Havantepe’de, techno’nun dub halindesiniz.<br />
</span></p></blockquote>
<div style="font-size: 11px"><object width="100%" height="81"><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?track=mr-bizz-dark-moon-havantepes-low-gravity-mix&amp;show_comments=true&amp;auto_play=false&amp;color=d6cf04" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="100%" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?track=mr-bizz-dark-moon-havantepes-low-gravity-mix&amp;show_comments=true&amp;auto_play=false&amp;color=d6cf04"></embed></object></p>
<div style="padding-top: 5px"><a href="http://soundcloud.com/havantepe/mr-bizz-dark-moon-havantepes-low-gravity-mix">Mr.Bizz &#8211; Dark Moon (Havantepe&#8217;s Low Gravity Mix)</a> by  <a href="http://soundcloud.com/havantepe">Havantepe</a></div>
</div>
<p>Chord’ların ve reverb’lerin ebedi etki alanına girdiniz. Detroit techno’nun diyarından Tresor’un tozlu koridorlarına uzanan bu sound, Basic Channel ve Maurizio düsturlu bu techno çeşidi yıllardan beri ihtişamından ve etkisinden bir zerre dahi kaybetmedi. Techno’nun en saf ve etkileyici hali olan bu müzik, dünya üzerinde bir süredir yeniden popüler. Özellikle içerdiği yoğun atmosferik ve ambient öğelerle farklı disiplinlerdeki müzik dinleyicisinin ilgisini çeken bu müzik halen çok verimli underground komüniteler ve limitli basımlar sayesinde hayatını sürdürüyor. Çok sağlıklı bir müzikal fauna’dan bahsediyoruz.</p>
<p>Diğerleri de kullanmaya başlamadan önce renkli vinilleri bize uzun süre sonra yeniden armağan eden plak şirketlerinden. Genellikle internet üzerinden ve sadece 100-250 gibi limitli sayılarda basılıp satılan, heyecan verici plaklardan. Soultek, Echospace, Brendon Moeller ve Rod Modell gibi yaşı geçkin prodüktörlerin yanında Luke Hess, Atheus, Bvdub ve Quantec gibi yeni jenerasyon isimler de dikkat çekmeye devam ediyorlar. Asıl önemlisi ise Türkiye’de de bu alanda çok iyi işler üreten ve gelecek vadeden prodüktörlerin olması.</p>
<p>Bir elin parmaklarıyla sayılabilecek kadar az prodüktörün yetiştiği ülkemizde Fatih Tüter aka Dubatech ve İsmail Genç aka Havantepe istikrarlı ve sürekli gelişen ‘taş gibi’ sound’larıyla dub techno arenasında her geçen gün daha sağlam bir yer ediniyorlar.</p>
<p>Sublime Porte ismini duymadıysanız henüz geç sayılmaz. İsmail Genç, Ali Gültekin ve Okan Çoban aka Randoman’dan oluşan üç kişilik ekip yanlarına Ali Kuru gibi isimleri de katarak Türkiye’nin ilk net label’ını uzunca bir süre önce hayata geçirdiler.</p>
<p>Farklı isimlerle birbirlerini miksledikleri ve yayınlar yaptıkları bu net label aynı zamanda onların kolektif olarak müzik ürettikleri bir proje. Son olarak İtalyan ikili Mr. Bizz’in ‘Space 2999’ EP’sini yayınladılar. Kesinlikle bir gözünüz ve kulağınız Sublime Porte’de olsun.</p>
<p>İsmail Genç’in Styrax’in toplamasına verdiği parça ve Marko Fürstenberg’in Gizli Bahçe ziyaretinden sonra Myspace’in de yardımlarıyla giderek genişleyen ve gelişen<br />
ziyaretçi akışı Havantepe sound’unu Avrupa’ya ve Amerika’ya doğru ilerletti. Pronounce Records’un toplamasına bir parça veren Havantepe, dub techno caimasında iyiden iyiye tanınmaya başladı. Şu sıralar Danimarkalı Baum Records için yapacağı prodüksiyonlar ve dünyanın dört bir yanından gelen remix teklifleriyle ilgilenen Havantepe aynı zamanda mastering konusundaki deneyimlerini Sublime Porte ekibiyle her geçen gün arttırıyor.</p>
<p>İstanbul’da yıllardan beri bildiği yoldan ve müziklerden şaşmadan, özgürce ve daha da önemlisi yılmadan, cesaretle ilerlemeye devam eden önemli ekiplerden biri olan Sublime Porte’nin en önemli isimlerinden biri, hiç şüphesiz İsmail Genç. Havantepe bize techno’nun dub halini anlatıyor.</p>
<h3><strong>Bildiğim kadarıyla Almanya&#8217;da doğup büyüdün ve sonrasında İstanbul&#8217;a geldin. Biraz bu hikayeden, biraz da müzikle ilk tanışmandan bahseder misin?</strong></h3>
<p>Evet,1982’de Almanya’da Stuttgart yakınlarında doğdum. 11 yaşıma kadar orada okula gittim. 94 senesinde ise ailemle beraber İstanbul’a döndük. Sıkı bir hip hop dinleyicisi olan abimin etkisiyle 8-9 yaşımda hip hop ile tanıştım. Dr. Dre, Ice Cube, NWA, Public Enemy, LL Cool J, Run DMC gibi isimleri dinleyerek vakit geçiriyorduk. Sözlerini o yaşta tam olarak anlamasam da enerjisini cok sevmiştim ve o zamanın pop müziğine tercih ediyordum. Farklıydı ve belli bir kalıbı yoktu. Kendimi bir süre sonra LP ve CD kitapçıklarını incelerken buldum. Kim kiminle çalışmış, hangi eski parçalardan alıntı yapılmış. Hangi prodüktörün hangi sound’u yaptığını anlamaya çalıştım. Türkiye’ye döndükten sonra hoşuma giden müzikleri bulmakta cok zorlandım ve Almanya’da yaşayan abime birçok kez CD ve kaset siparişi verdim.</p>
<h3><strong>Sonrasında ilk prodüksiyon denemelerine nasıl başladın ve kimlerden etkilendin?</strong></h3>
<p>Elektronik müzikle ilk buluşmam da o zamanlara denk geliyor. Hip Hop’a alternatif olarak bol bol experimental ve ambient şeyler dinlemeye başladım. Lise yıllarında benim gibi meraklı olan sınıf arkadaşım Bora ile ilk denemelerimizi PC başında bir midi klavye ile yapmaya çalşıyorduk. O dönem yaptığımız işler techno’dan çok Warp benzeri ambient ve experimental işlerdi. Sonraları ise techno ağırlık kazandı. Deep ve Minimal Techno’yla-özellikle Basic Channel, Force Inc. ve Kanzleramt ile-buluşmam benim müziğe olan bakışımı bir hayli değiştirdi. Yakın arkadaşlarımın teşvikleriyle de o tarz denemeler yapmaya karar verdim.</p>
<h3><strong>Sublime Porte oluşumunda yer alıyorsun. Gerçekten bildiğini okuyan, sevdiği müzikte direten, kararlı, zor yolu seçen biri olmak, Türkiye şartlarında zor olmalı öyle değil mi? 2009&#8242;dan, özellikle yurtiçini göz önüne alırsan neler bekliyorsunuz?</strong></h3>
<p>“Keşke yurtiçinden daha fazla katılım olsa” diye düşünmüyor değiliz. Türkiye’de elektronik müzikle ilgilenen kişi sayısı bu kadar düşükken, ortada ciddi bir pazar yokken, kaliteli producer ve DJ’ler de aradan çok daha zor sıyrılıyor. Ülkemizde hala bizi olumlu anlamda şaşırtabilecek müzisyenlerin oldugunu düşünüyoruz, biliyoruz.<br />
Bir label olarak amacımız, yetenekli sanatçıları olabildiğince desteklemek. Çevremizden tanıdığımız birkaç kişi dışında pek demo kaydı elimize geçmedi. 2009’un bu yönden daha olumlu geçeceğini, elimize yerli, vizyonu olan müziklerin geçmesini umuyoruz.</p>
<h3><strong>Yurtdışında artık iyiden iyiye tanınıyorsun. Şu sıralar bildiğim kadarıyla en büyük vaktini remix&#8217;ler alıyor. Kimlere remix&#8217;ler yapıyorsun ve yeni release&#8217;lerinden de biraz bahsedebilir misin?</strong></h3>
<p>Sublime Porte çıkışlı Mr. Bizz EP’sinde bir remix’im mevcut, ayrıca İspanya Valencia’dan Overflow Records’dan Deep’s Edayar  isimli grubun ‘Slices’ adlı parçasının Havantepe remix’i de geçen günlerde dijital olarak piyasaya sürüldü.<br />
Yakın zamanda ise Silent Season isimli Kanadalı netlabel’dan çıkacak olan bir Sublime Porte EP’sine ve Berlin techno label’ı TFE Records’un bir toplamasında Marko Fürstenberg’e yaptığım remixler de yayınlanacak.</p>
<p>Statik Entertainment, ‘Coordinate’ isimli çalışmamı “My Music Is My Space Vol.4” toplamasına uygun gördü. Tarih tam olarak net olmasa da bu plağın bu sene içerisinde çıkmasını umuyorum. Eğer işler yolunda giderse yakın arkadaşım Dubatech(Fatih Tüter)’le beraber katıldıgımız Danimarkalı techno label’ı Baum Records’dan 2009 yaz-güz arası ‘Akazie’ isimli plak (12” olarak) yayınlanack.</p>
<h3><a href="http://muhteviyat.com/files/2009/06/havantepe_chris.jpg" rel="lightbox[913]"><img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="alignleft size-medium wp-image-914" title="havantepe_chris" src="http://muhteviyat.com/files/2009/06/havantepe_chris-300x196.jpg" alt="" width="300" height="196" /></a><strong>Havantepe sound&#8217;u kesinlikle kendine özgü. Ayrıca şu anda dünya üzerindeki benzer sound&#8217;a sahip Bvdub, Quantec, Atheus ve Intrusion vb. alanında söz sahibi ya da popüler prodüktörlerden hiç aşağı kalır yanı yok. Dub techno&#8217;nun gereksinimlerini fazlasıyla yerine getiriyor. Ne eksik ne de fazla, her eleman tam kararında. Sen sound&#8217;unu ve prodüksiyon sürecini nasıl tanımlamak istersin?</strong></h3>
<p>En çok dub techno, ambient ve classic minimal techno’dan etkilendim, prodüksionlarımda bu üçünü harmanlamaya çalışıyorum. Kimi zaman bi tarafım ağır basabiliyor ve ortaya experimental işler de çıkıyor. Genel olarak aklımdaki bir ritim döngüsünü ve üzerinde biraz vakit harcadığım synthesizer sekanslarından yola çıkıyorum. Fikirler sonradan zincirleme bir şekilde kendiliğinden oluşmaya, gelişmeye başlıyor.</p>
<p>Havantepe olarak amacım bir hikaye anlatmaktan çok, kısa ‘an’ları ve ‘süreç’leri vurgalamak. Hayatımda başıma gelen belli başlı olayları ve çevremde gördüklerimi, kendimce yorumlamaya çalışıyorum. Gece geç saatlerde çalışmayi tercih ediyorum. Etrafım sessizken müziğime yoğunlaşmak benim için çok daha kolay oluyor fakat bu esnada ev halkı ve komşulardan tepki çekmemek de ayrı bi hüner istiyor.</p>
<h3><strong>Teknik olarak hangi yazılım ve ekipmanlardan yararlanıyorsun? Mastering konusunda da bayağı hünerli olduğun anlaşılıyor&#8230;</strong></h3>
<p>Elimizde mevcut olan drum machine ve synthesizer’lardan aldığım sesleri ve sekansları Ableton Live, Logic ve benzeri programlarda kayıt edip değişik software’ler yardımıyla edit’leyip sonra tekrardan kanal kanal mix’liyorum. Sesleri ve sekansları oluşturmak için arkadaşlarla ortak kullandığımız Drumstation, Monomachine, Blofeld ve Nord-G2’yi ve kısmen de sofware’e başvuruyorum. Dışarıdan sample kesmemeyi kendime ilke edindim, her zaman kendi seslerimle oynarım.</p>
<p>Mastering bence çok hassas bir konu. İlerisi için maddi ve manevi yatırım yapmayı düşündüğüm bir alan. Sublime Porte netlabel’ının mastering’lerini ben yapıyorum, ama önümde kat etmem gereken uzun bir yol oldugunu düşünüyorum. Çünkü insanların sound’uyla oynamak belli bir sorumluluk gerektiriyor. Kanımca vurgulanması gereken yerleri, parçanın dinamiklerini en az etkileyecek şekilde ön plana çıkarıp, belli bir standarda yaklaştırmaya çalışıyorum. Çevremden aldığım tepkiler şimdilik olumlu, bu da bana ilerisi için umut veriyor çünkü gerçekten daha ileriye taşımak istediğim ve yoğun duygular beslediğim bir alan.</p>
<h3><strong>Sublime Porte&#8217;nin gelecek hedefleri nedir? Vinyl konusuna nasıl bakıyorsunuz? Örneğin Türkiye&#8217;de plak satma fikri sence de çok mu ütopik?</strong></h3>
<p>Sublime Porte olarak ana hedeflerimizden bir tanesi de hardcopy’ler, yani plak ve CD. Uzun süredir yapmak istediğimiz birşey. Bu konuda hazırlıklarımız var, ekonomik boyutunu halledebilirsek, yakın zamanda yerli malı elektronik müzikleri piyasaya sürebileceğimizi umuyorum. Satış konusu yurtdışında oldugu gibi internet üzerinden ve belli başlı birkaç yerli plak dükkanında olabilir. Fakat az önce de belirtiğim gibi, Türkiye’de henüz böyle bir pazar oluşmadı. Son senelerde plağa olan ilgi ülkemizde de artmış olsa da, elektronik müzikle belirli bi satış rakamı yakalamak su an için imkansız gibi görünüyor.</p>
<h3><strong>Son EP&#8217;in &#8220;Winterschlaf&#8221;dan biraz bahsedelim. Offbeat, ambient parçaları da seviyorsun belli ki. Bu EP nasıl oluştu ve ismi neden &#8216;Kış Uykusu&#8217; olarak seçildi? </strong></h3>
<p>Ambient ve experimental müziği uzun bir dönem dinledim ve haliyle hala çok seviyorum. İlerisi için aklımdaki projelerden bir tanesi de ambient, offbeat bir albüm hazırlamak. ‘Winterschlaf’ EP’si adı gibi güz-kış döneminde oluştu. Hayatımda arkadaşlık bazında radikal birçok değişiklik oldu. O dönemdeki ruh halimi olabildiğince yansıtmaya çalıştım. Belki bir de sadece çok fazla belgesel izliyorum&#8230;</p>
<h3><strong>Genellikle sadece parçalar üzerine mi kafa yorarsın, yoksa bir bütün olarak algılanacakları EP veya albümün konsepti, altındaki fikirler de ilgini çeker mi? Bazen kendi başına anlamı olmayan bir parça, yeri geldiğinde bir albümde değer kazanabilir gibi geliyor bana. Sen ne dersin?</strong></h3>
<p>Haklısın, parçalar içinde bulunduğu context’ten güç alarak çok daha anlamlı hale gelebilir. Genelde belli bir sound üzerine yoğunlaşıyorum ve bir EP’de o sound’a yakın, ondan çok uzak olmayan fikirler ve seslerle uğraşıyorum. EP’lerdeki bütünlüğü bu şekilde yakalamak benim için daha kolay oluyor.</p>
<h3><strong>Senin şu anda en tuttuğun plak şirketleri ve prodüktörler hangileri?</strong></h3>
<p>Techno olarak Delsin, Rush Hour, Styrax, Baum Records, Music Man, Modern Love gibi şirketleri takip ediyorum. Bu şirketlerin sound’u bence çok başarılı. Prodüktör olarak eskilerden beri takip ettiğim Robert Hood ve ona yakın Detroit tayfasını; experimantal ve ambient müzikte ise zamanın Mille Plateaux, Chain Reaction geleneğinden gelen sanatçılarını takip etmeye çalışıyorum. Şu sıralar yerleri benim için çok ayrı olan Tim Hecker, Blamstrain ve Yagya’nın albümlerini tekrar tekrar büyük bir beğeniye dinliyorum.</p>
<h3><strong>Sublime Porte geceleri devam edecek mi? Müzik yayını haricinde organizasyonel anlamda da planlarınız var mı?</strong></h3>
<p>Son birkaç senedir İstanbul’da özellikle progressive ve minimal house piyasaya hakim görünüyor. Dans müziğine bakış açımız biraz farklı, o yüzden düzenlediğimiz event’ler de haliyle daha seyrek oluyor. Geçen sene Marko Fürstenberg’i getirdik, ki gayet başarılı bir geceydi bence. Aramızda sıkı bir dostluk oluştu diyebilirim. Bu sene kendisini tekrar davet etmeyi düşünüyoruz. Aynı çizgide ilerleyen, aynı duruşu sergileyen başka sanatçıları da getirmeyi planlıyoruz tabii ki.</p>
<p>Amacımız özellikle yerli sanatçıları detseklemek. Örneğin internet sayfamızın tasarımını Behnan Shabbir isimli arkadaşımız yaptı, EP kapaklarını da bu konuda yetenekli olduğunu düşündüğümüz kişilere yaptırdık. Müzik, fotoğraf, resim ve diğer dijital sanatlara açığız ve olabildiğince çok sanatçıyla bilgi alışverişine girmek istiyoruz.</p>
<h3><strong>Havantepe isminin hikayesini de eminim bir çok kişi merak ediyordur&#8230;</strong></h3>
<p>Büyük bir sır değil, Almanya’dan dönünce yerleştiğimiz, hala ikamet ettiğim mahallenin adı. Yeşilliği bol, çevresi sessiz, şehir trafiğinden uzak eşsiz manzarası olan bir köy. Çaya beklerim bir gün&#8230;</p>
<h3><strong>Yurtdışından nasıl tepkiler alıyorsun?</strong></h3>
<p>En çok olumlu tepkiyi tabi ki Almanya’dan alıyorum, fakat İspanyol ve İtalyan dinleyiciler de her zaman müziğime destek olmuşlardır. Yakın zamanda bu ülkelere performans ve ziyaret amaçlı gitmeyi düşünüyorum.</p>
<h3><strong>Aksak ritimlere de ilgin var mı? Örneğin A Made Up Sound ya da yakın zaman önce dağılan British Murder Boys gibi dub step&#8217;in techno ile dirsek temasında olduğu müzikler ilgini çekiyor mu?</strong></h3>
<p>Tabii ki ilgimi çekiyor. Özellikle Britih Murder Boys’un sert ve kuru tarzına hayranım. Dubstep çok dinlemem, fakat dubtsteb’i techno, ambient ve experimental sound’larla harmanlamak benim de yapmak istediğim birşey. Ortada çok başarılı işler var. Etkilenmemek elde değil. Hem Havantepe, hem de Sublime Porte olarak irdelemek istediğimiz bir konu.</p>
<h3><strong>Son olarak söylemek istediğin birşeyler var mı? Belki Türkiye&#8217;de müzik yapan veya hevesli insanlara bir kaç püf nokta fısıldarsın?</strong></h3>
<p>Sevdikleri, kendilerini başarılı buldukları sound ve seslere yoğunlaşmalarını tavsiye ediyorum. Özgün bir sound yakalamanın yolu bence buradan geçiyor. Çalıştıkça daha da iyi oluyorsunuz zaten. Bir plak şirketine parçanızın demo’sunu gönderecekseniz, o şirketi iyi biliyor olmanız lazım. İçinde barındırdıkları sanatçıları incelerlerse, daha isabetli kararlar alabilirler. Fakat, ne derseniz deyin, bu işin en büyük püf noktası sabırdır. Sabırlı olmazsanız ve denemeye devam etmezseniz elinize birşey geçmez. Denemeye devam&#8230;</p>
<p><a href="http://www.sublimeporte.net" target="_blank">http://www.sublimeporte.net</a><br />
<a href="http://www.myspace.com/havantepe">http://www.myspace.com/havantepe</a></p>
<p>Bu yazı <a href="http://www.halfstereo.com" target="_blank"><strong>Halfstereo.com</strong></a>&#8216;da yayınlanmıştır. Tüm hakları <a href="http://www.halfstereo.com" target="_blank"><strong>Halfstereo.com</strong></a>&#8216;a aittir.</p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/roportaj/havantepeden-technonun-dub-hali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bunker Team&#8217;in mücadeleci ruhu: TLR</title>
		<link>http://muhteviyat.com/roportaj/tlr_bunker/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/roportaj/tlr_bunker/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2009 08:27:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Bunker Team]]></category>
		<category><![CDATA[Cream Organization]]></category>
		<category><![CDATA[denhaag]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhteviyat.com/?p=768</guid>
		<description><![CDATA[“Tiesto’nun süperstar olmasının nedeni iyi satılan bir ürün olmasından kaynaklanıyor. Tıpkı Mc Donald’s ya da Star Wars gibi. Heineken’in olduğu gibi de onun da arkasında çok büyük bir pazarlama makinesi var.”
(...)Devamını oku &#124;  © Elif Demirci &#124; 
 Müzik,  Röportaj &#124; 2009 

© Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#124; RSS &#124; 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_1223" class="wp-caption alignnone" style="width: 576px;  border: 1px solid #dddddd; background-color: #f3f3f3; padding-top: 4px; margin: 10px; text-align:center;"><img class="size-full wp-image-1223" title="tlr-3" src="http://muhteviyat.com/files/2009/05/tlr_elif_03.png" alt="" width="566" height="247" /><p style=' padding: 0 4px 5px; margin: 0;'  class="wp-caption-text">Soldaki Jeroen, yanındaki Sami (Bangkok Impact) </p></div>
<blockquote><p>“Tiesto’nun süperstar olmasının nedeni iyi satılan bir ürün olmasından kaynaklanıyor. Tıpkı Mc Donald’s ya da Star Wars gibi. Heineken’in olduğu gibi de onun da arkasında çok büyük bir pazarlama makinesi var.”</p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/roportaj/tlr_bunker/">Devamını oku</a> |  © <a href="datafobik">Elif Demirci</a> | 
<a href=" Müzik,  Röportaj"> Müzik,  Röportaj</a> | 2009 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/roportaj/tlr_bunker/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konulu Elektro: Porn.Darsteller</title>
		<link>http://muhteviyat.com/roportaj/konulu-elektro-porn-darsteller/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/roportaj/konulu-elektro-porn-darsteller/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2009 01:53:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Porno]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhteviyat.com/?p=1001</guid>
		<description><![CDATA[
Bütün porno filmlerin müziğini Porn.Darsteller yapsa, bu endüstriyi kimse durduramaz. Romatik, samimi, eğlenceli ve seksüel ruhu basitçe anlatan Darsteller, Fransa’dan üretiyor. Porn.Darsteller parçaları oldukça basit sample’lardan oluşuyor. Bir çoğu da sanki oyuncakçı fabrikasında kaydedilmiş kadar basit ve eğlenceli, ve bir o kadar da ağlak. Bunu nasıl başardığını ona sorarsanız, size yine pornonun etkisinden söz edecektir.
(...)Devamını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-1004" title="porn_darsteller_elif_02" src="http://muhteviyat.com/files/2009/07/porn_drasteller_elif_02.jpg" alt="" width="566" height="247" /></p>
<blockquote><p>Bütün porno filmlerin müziğini Porn.Darsteller yapsa, bu endüstriyi kimse durduramaz. Romatik, samimi, eğlenceli ve seksüel ruhu basitçe anlatan Darsteller, Fransa’dan üretiyor. Porn.Darsteller parçaları oldukça basit sample’lardan oluşuyor. Bir çoğu da sanki oyuncakçı fabrikasında kaydedilmiş kadar basit ve eğlenceli, ve bir o kadar da ağlak. Bunu nasıl başardığını ona sorarsanız, size yine pornonun etkisinden söz edecektir.</p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/roportaj/konulu-elektro-porn-darsteller/">Devamını oku</a> |  © <a href="datafobik">Elif Demirci</a> | 
<a href=" Müzik,  Röportaj"> Müzik,  Röportaj</a> | 2009 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/roportaj/konulu-elektro-porn-darsteller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

