<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#187; Sanat</title>
	<atom:link href="http://muhteviyat.com/kategori/sanat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://muhteviyat.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Dec 2011 13:42:19 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Gelin birlikte tükürelim böyle sanatın içine!</title>
		<link>http://muhteviyat.com/sanat/gelin-birlikte-tukurelim-boyle-sanatin-icine/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/sanat/gelin-birlikte-tukurelim-boyle-sanatin-icine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Mar 2011 20:05:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Dilbaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[kavramsal sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2345</guid>
		<description><![CDATA[

Pazarlama her iş için geçerli. İnkâr eden yok. Ancak sanat sektörü burun kıvırdığı diğer özel sektörler kadar dahi dikkat etmiyor, özen göstermiyor ürünlerine. Alıcısı kısıtlı, izleyicisi alımlı sanat camiamızın müşteri garantili işlerine siz de girmek istiyorsanız hazır metinlerimizi kullanın.


Bundan 9 ay kadar önce karşı mahallenin çocuğu Erkin Gören “Yeni Başlayanlar İçin Kavramsal Sanat Tarifleri” yayımladı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2346" title="kavramsal_erdem" src="http://muhteviyat.com/files/2011/03/kavramsal_erdem.jpg" alt="" width="600" height="250" /></p>
<blockquote>
<div id="_mcePaste">Pazarlama her iş için geçerli. İnkâr eden yok. Ancak sanat sektörü burun kıvırdığı diğer özel sektörler kadar dahi dikkat etmiyor, özen göstermiyor ürünlerine. Alıcısı kısıtlı, izleyicisi alımlı sanat camiamızın müşteri garantili işlerine siz de girmek istiyorsanız hazır metinlerimizi kullanın.</div>
</blockquote>
<div>
<p>Bundan 9 ay kadar önce karşı mahallenin çocuğu Erkin Gören <a href="http://muhteviyat.com/sanat/yeni-baslayanlar-icin-kavramsal-sanat-tarifleri/" target="_blank">“Yeni Başlayanlar İçin Kavramsal Sanat Tarifleri” </a>yayımladı. Tarifler; kendi kısıtlı imkânlarıyla evlerinde sanat yapmak isteyen insanların başucu blog yazısı oldu. Eleştiriler aldı da boşuna çene yoruldu. Erkin’e hak vermeyi geçtim az bile yaptığı.</p>
<p>Bora Akıncıtürk de <a href="http://www.bananemag.com/?p=3969" target="_blank">Banane Magaziné’</a>e verdiği röportajda Türkiye’de çok fazla kural ve sanatı moda olarak gören insanlar olduğundan bahsetmiş. Doğrudur; trend olan makine parçaları kullanmaksa o da var, ulusal bir partinin gençlik kolunun dahi yaptığında kendine genç sıfatını yakıştırdığı stencil (şablonlu boyama) de var bu sanat dedikleri şeyin içinde. Yalnız bir şeye dikkat edelim; bu eleştiri sektörleşme süreci çoktan başlamış büyükşehirler için geçerli olabilir. Yoksa Anadolu’da sanat anlayışı İstanbul’dakini acımasızca sollayıp geçiyor. Hatta Anadolu’daki hareketler için bir arşivleme çalışması da başlatılmış, sonra nedense yarıda bırakılmış: <a href="http://www.directlinkproject.org/" target="_blank">http://www.directlinkproject.org/</a></p>
</div>
<h3><strong>Bizim sergiye bi metin yazisen?</strong></h3>
<div>
<p>Bu yazının kişisel bir derdi var. O nedenle kendimi özet geçiyorum: Düzenli iş üreten bir ‘sanatçı’ olmadığımdan sektörü besleyen yan partilere ağırlık veriyorum. Kültür endüstrisindeki yönetim eksiğini doldurmaya çalışıp elimden geleni sevdiğim projelere harcıyorum. Bu nedenledir ki yıllardır sergi metinleri yazma konusunda arkadaşlarım ricada bulunur, ben de kırmam, seve seve yazarım. Bahsi geçen sergilerin çoğunu ne görmüşümdür, ne göreceğimdir. Birkaç işin fotoğrafını gönderirler, bir de anahtar kelimeleri verirler. Sonrası bana kalmış; ver Allah ver!</p>
<p>Parametreleri oturmuş (şu şu şu isimler), hamleleri belli (şunu mutlaka açılışa çağırmalı!), risk almaktan uzak (belirli alan dışına çıkmayalım ya Taksim ya Nişantaşı), fonlar ne isterse ona yönelik proje hazırlayan (buna ne diyeceğimi bilemiyorum) sanat yöneticileri ve sanatçılara bir hediyemiz olsun diye farklı sergi içeriklerine yönelik kavramsal sergi metinleri haızrladık. Boşlukları doldurarak siz de kendi serginizi hazırlayabilir, arkadaşlarınıza havanızı atıp çektiğiniz bir çizginin ne menem bir şey olduğunu savunabilirsiniz.</p>
</div>
<h3><strong>Deneysel / Mekanik / Grafik / Naif Karma Sergiler için:</strong></h3>
<div style="text-align: center;">&#8230;&#8230;&#8230;..</div>
<div style="text-align: center;"><em>“Disiplinlerarası ‘Çizgisel’ Yaklaşımlar”</em></div>
<div>Lokasyon:</div>
<div>Açılış tarihi:</div>
<div>Sergi Kapanışı:</div>
<div>Adres:</div>
<div>Telefon:</div>
<p>&#8230;&#8230;.. ; bir grup arkadaşın kişisel çalışmalarını hem birbirleriyle hem de ziyaretçileriyle paylaştıkları disiplinlerarası bir sergidir. Sergide “çizginin” taşıdığı tarihi, bu tarihin çağdaş grafik yaklaşımlarıyla farklı yorumlanışını görecek; sanatçıların anlatımlarını izleyeceksiniz.</p>
<div>
<p>Disiplinlerarası bir tek medyaların çeşitliliğini değil, aynı zamanda üretilme tekniklerinin de çeşitliliğine işaret etmektedir. Sergideki çalışmalar bir araya geldiğinde sanatçılar ve izleyiciler geleneksel / dijital / video / ses / imaj formatlarında temel çizgi anlayışının geçtiği deneysel yolları bir arada görecekler.</p>
<h3><strong>Video İşlerinden Oluşan Karma Sergi:</strong></h3>
</div>
<div style="text-align: center;">&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</div>
<div style="text-align: center;"><em>“Analog Kaygı, Dijital Sanrı”</em></div>
<p>&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;. (Buraya sergi ismini yazın.);  videonun kendini ses ve görüntü katmanlarıyla sunması üzerine kurgulanmıştır. Alışılmış video tekniklerini araç olarak kullanırken yeni teknolojileri işlerinin konsepti haline dönüştüren &#8230; (Buraya sanatçı sayısını yazın.) sanatçı “&#8230;&#8230;. &#8230;&#8230;.” sergisinde buluşuyor. &#8230;’ye (Buraya video adedini yazın.) yakın video çalışmasını sergi süreci boyunca &#8230;.. &#8230;.. Galerisi’nde izleyebileceksiniz.</p>
<div>
<p>&#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;.. (Buraya sanatçıların işlerini parlatarak biografilerini yaz.) (Kaç sanatçı varsa çoğalt.)</p>
</div>
<h3><strong>Performans Duyurusu:</strong></h3>
<div style="text-align: center;">&#8230;&#8230;&#8230;.</div>
<div style="text-align: center;"><em>“Masumiyet Karinesi”</em></div>
<p>&#8230;.. &#8230;.. (Buraya sanatçı ismini yazın.) 1980 sonrası toplumsal hafızamıza derinden işleyen &#8230;&#8230; &#8211; &#8230;&#8230; (Buraya kadın – erkek, asker – sivil, insan – makine gibi şeyler yazın.) arasındaki ilişkiyi bedeni üzerinden sorguluyor. Bireyin kendi bedeni üzerinde kurduğu iktidar ile toplum normlarının getirdiği resmi iktidar arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları tartışmaya açan sanatçı; çağdaş performans sanatlarının imkânlarını hem kendisi hem de izleyiciler için ortaya döküyor.</p>
<p>&#8230;.  - &#8230;. ilişkisini kamusal alana taşıyan sanatçı aynı zamanda Marina Abramovic’in &#8230;&#8230; tarihli &#8230;&#8230;. performansını tekrardan yorumlayarak aynı aracı kullanıp günümüz problematiklerine çözüm arayacak.  Sanatçı, bedenin sınırları ve avatar’ın sınırsız formları üzerine giderken izleyicilerden kendisine eşlik etmelerini bekleyecek. Sanat tarihi ve modern tarih arasındaki ikilikler üzerine kurgulanan performans &#8230;.. &#8230;.. (Buraya afili bir isim yazın.) festivalinde sergilenmeden önce ilk kez &#8230;..’da!</p>
<h3><strong>Sıfatları iyi bilen müşterinin hasını kapar!</strong></h3>
<p>Evet, şimdilik bu kadar. Emin olun şu elimizdeki 3 metin ile sınırsız kombinasyonlar geliştirebiliriz. Şimdi size bir de bu işin sırrı, metinlerin göz bebeği sıfatları, kelimeleri veriyorum. Bu sıfatları da karakterlerine göre dikkatle serpiştirirseniz ister kalantor, ister hipster, isterseniz de belediye encümenlerine hitap eden ‘başarılı’ bir metin hazırlamış olursunuz.</p>
<p>İşte sıfatlarınız: Kavramsal / Sanatsal / Disiplinlerarası – İnterdisipliner / Toplumsal / Spesifik (evet, direkt Türkçe) / Kollaboratif / Deneysel / Dinamik / İçsel / Pragmatik / Dramatik / Zaman – Mekan / Didaktik / Dialektik / Olağanüstü / Sürreal (evet, bu da Türkçe) / Analog / Cyborg/ Liberal Ekonomik Sistem / Makine / Sanat &#8211; Tasarım – Mimari Anlayışı / Normatif / Kolektif / Bir şey – Bir şey ilişkisi / Geleneksel / Çağdaş / Güncel / Dönemsel / Karakteristik / Özgün / Sorunsal / Problematik / Diyagram / Alengirli / Dolambaçlı / Soyutlama / Tarihi / Prestijli / Simgesel / Tezat / Olgu / İmge / Döngü / Kaos ve tabi ki Metafor!</p>
<p>Sanat camiamıza katkılarınızı bekliyor, Melih Gökçek’le kesiştiğimiz tek söylemle makalemize son veriyorum: Tükürürüm böyle sanatın içine!</p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/sanat/gelin-birlikte-tukurelim-boyle-sanatin-icine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url="http://muhteviyat.com/files/2011/03/kavramsal_erdem-150x150.jpg" length="10942" type="image/jpg" />	</item>
		<item>
		<title>Paris&#8217;te yolunu şaşırmış bir yönetmen</title>
		<link>http://muhteviyat.com/sanat/pariste-yolunu-sasirmis-bir-yonetmen/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/sanat/pariste-yolunu-sasirmis-bir-yonetmen/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Mar 2011 19:15:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Umut Hanioğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[jacques tati]]></category>
		<category><![CDATA[Jour de Fete]]></category>
		<category><![CDATA[L'Ecole des Facteurs]]></category>
		<category><![CDATA[Mon Oncle]]></category>
		<category><![CDATA[Playtime]]></category>
		<category><![CDATA[postacılar okulu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2330</guid>
		<description><![CDATA[
Filmin çekimleri 4 yılda tamamlanır. Playtime o güne kadar çekilen en pahalı Fransız filmi olur. Öyle ki, gişede yeterli gelir sağlayamayınca Tati iflas eder, tüm filmlerinin haklarını satmak zorunda kalır.
Jacques Tati durum komedisi filmleriyle ismini duyurmuş Fransız yönetmen, aktör, senaryo yazarı ve yapımcı. Baba tarafından Rus asilzadelerinden Tatishchev ailesine mensup yönetmenin dedesi, Rusya için askeri ataşelik ve generallik yapmış. Genç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://muhteviyat.com/files/2011/03/tati_umut.jpg" rel="lightbox[2330]"><img class="size-full wp-image-2332 alignnone" title="tati_umut" src="http://muhteviyat.com/files/2011/03/tati_umut.jpg" alt="" width="600" height="250" /></a></p>
<blockquote><p>Filmin çekimleri 4 yılda tamamlanır. Playtime o güne kadar çekilen en pahalı Fransız filmi olur. Öyle ki, gişede yeterli gelir sağlayamayınca Tati iflas eder, tüm filmlerinin haklarını satmak zorunda kalır.</p></blockquote>
<p>Jacques Tati durum komedisi filmleriyle ismini duyurmuş Fransız yönetmen, aktör, senaryo yazarı ve yapımcı. Baba tarafından Rus asilzadelerinden Tatishchev ailesine mensup yönetmenin dedesi, Rusya için askeri ataşelik ve generallik yapmış. Genç Jacques Tati ise, profesyonel rugby kariyerini geride bıraktıktan sonra, 1930&#8242;lu yıllarda Paris&#8217;in müzikhollerinde mimik sanatçısı olarak çalışmaya başlar. Aynı dönemde, çektiği kısa film <em>&#8220;L&#8217;Ecole des Facteurs&#8221;</em> (Postacılar Okulu) ve ilk uzun metrajlı filmi <em>&#8220;Jour de Fete&#8221;</em> doğacaktır.</p>
<p>Jacuqes Tati, filmlerinin çoğunda başrolü kendisi oynar. Komik mimikleri ve kasti olarak diğer karakterlerden farklı seçilmiş giyimiyle kendini belli eden bir film kahramanıdır. Mizansenin en ince detayına kadar ayrıntılandırıldığı planlarında, burjuvazinin el üstünde tuttuğu değerleri yererken sevimli ve muzip bir tarz tutturması Tati&#8217;nin filmlerinin başarılı olmasındaki en önemli etkenlerden biridir denebilir.</p>
<p>1907&#8242;de doğup 1982&#8242;de ölen Tati, yönetmenlik kariyeri boyunca sadece altı uzun metrajlı film çekmiştir. Tati&#8217;nin filmlerinde klasik diyalog yok denecek kadar azdır. Olay örgüsünü kahramanın başından geçen komik durumlar ve yan karakterlerin hafif abartılarak komediye ortak olması oluşturur. Fiziksel şakalar da (bir bisikletin fizik kanunlarına aykırı biçimde çok uzun mesafeleri kendi başına katetmesi ve Tati&#8217;nin bisikletin peşinden koşturması gibi) Tati&#8217;nin filmlerinde önemli bir yer tutar.</p>
<p>En bilinen filmleri arasında; şehre gelecek önemli bir şahsiyet için yapılacak şenliğin hazırlığında başrol oynayan -kendi isteği dışında da olsa- postacı rolünü üstlendiği <em>&#8220;Jour de Fete&#8221;</em> (Kutlama Günü, 1949), <em>&#8220;Mon Oncle&#8221; </em>(Amcam, 1958) ve <em>Playtime</em> (1967) sayılabilir. Bu üç filmde de İkinci Dünya Savaşı sonrası Batı&#8217;yı etkisi altına alan modern yaşam ve verimlilik takıntısı eleştirilir. Jour de Fete&#8217;deki postacı Amerika&#8217;daki postacıların kendisinden çok daha hızlı ve verimli çalıştığını bir filmden öğrenince çevresinin de etkisiyle Amerikalılar kadar hızlı çalışmak hevesine kapılır ama, bu arada posta dağıtırken kullandığı bisikletinden de olacaktır. Mon Oncle&#8217;da ise Tati, bir şirkette genel müdür olan kayınbiraderinin &#8216;modern&#8217; yaşamına ayak uydur(a)mayan, garip ve sevimli amca rolüyle karşımıza çıkar. Kayınbiraderin yeni almış olduğu süs havuzlu villasının grotesk &#8211; veya modern &#8211; mimarisi, artık bir salon kadını olan eşinin kalburüstü komşularını ağırlayışı, ders çalışmak istemeyen canı sıkkın oğlu ve garajdan çıkarken bile tozu alınan Amerikan otomobiliyle hafif gülünç ve sevimli bir &#8217;sonradan görme&#8217; portresi çizen Tati, burjuva yaşamının komik öğelerini de öne çıkarır. Bu filmdeki süs havuzlu villa örneği Tati&#8217;nin Playtime&#8217;da adeta bir başrol oyuncusu olarak karşımıza çıkan modern mimariyle bir film karakteri olarak ilgilenmesinin ilk ipucunu vermektedir. Ayrıca küçük havuzla ilgili filmde süregiden komik bir esprinin de olduğunu belirtmeden geçmeyelim.</p>
<p><a href="http://muhteviyat.com/files/2011/03/tati-manset2.jpg" rel="lightbox[2330]"><img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="alignleft size-full wp-image-2333" title="tati-manset2" src="http://muhteviyat.com/files/2011/03/tati-manset2.jpg" alt="" width="250" height="305" /></a>Birçoklarınca yönetmenin başyapıtı olan <em>&#8220;Playtime&#8221;</em>, Jacques Tati&#8217;nin 1967&#8242;de yönettiği oldukça deneysel bir filmdir. Tati, o günlerde Paris&#8217;te hiçbir sinemanın gösteremediği 70 mm&#8217;de çekilmiş filmi ile farklı bir sinema anlayışının da öncüsü olur. Filmin klasik bir hikayesi yoktur. Bir kahraman da yoktur. Klasik anlamda diyalog bile yok denecek kadar azdır. Paris&#8217;te havaalanından şirket ofislerinin binalarına, yeni açılmakta olan şık bir restorandan sıkışık şehir trafiğine dolaştırır kamerasını yönetmen. Filmin öyküsünü modern mimariyle yapılmış binalar, şehir hayatının vazgeçilmez öğesi otomobiller, burjuvazinin devam ettiği restoranlardaki insan davranışları &#8211; restoran çalışanları ve müşteriler arasındaki komik anlaşmazlıklar vs. &#8211; oluşturur. Havalimanı ve ofis binalarında soğuk ve kişisellikten uzak mobilyalar &#8211; belki de insanlar &#8211; orada yabancı olanları sersemletir.</p>
<p>Mösyö Hulot (Tati&#8217;nin kendisi), böyle bir yabancıdır ve bir iş görüşmesi için Paris&#8217;tedir. Hulot&#8217;nun bulunduğu ortamda yabancı olduğu sadece kıyafetlerinden bile anlaşılabilir. Renkli çizgili çorapları, bugünlerde moda olan bileklerin biraz üzerinde biten pantolonlar, yana kaykılmış fötr şapkasıyla Hulot, Paris&#8217;te yolunu şaşırmış bir Charlie Chaplin&#8217;i andırır. Tati&#8217;nin modern, devasa binalar &#8211; ofisler ve hükümet binaları &#8211; aracılığıyla &#8216;modernizm&#8217;i eleştirmek istediği, modern hayatın yapaylığını güldürü yoluyla seyirciye hissettirdiğini düşünmek çok yanlış olmayacaktır. Filmde Paris&#8217;le özdeşleşmiş yapılar, Eyfel Kulesi veya Sacre Coeur sadece cam kapıların yansımasında görünür. Yönetmenin amacı bize turistik Paris&#8217;i göstermek değil, modern şehirdir. Hatta arasıra izlediğimiz turizm ofisinde diğer modern şehirlerin ilanları asılıdır: Madrid, New York, Stockholm&#8230; Hepsi aynı binanın fotoğrafıdır, sadece şehir ismi değişir.</p>
<p>Filmin çekimleri 4 yılda tamamlanır. Playtime o güne kadar çekilen en pahalı Fransız filmi olur. Öyle ki, gişede yeterli gelir sağlayamayınca Tati iflas eder, tüm filmlerinin haklarını satmak zorunda kalır. Filmin festivallerde şanslı olduğu söylenemez. Sadece 1969&#8242;da Danimarka&#8217;da verilen Bodil Ödülleri&#8217;nde &#8216;En iyi Avrupa Filmi&#8217; ödülüne layık görülür. Tati, bir sonraki ve son filmini ancak 1971&#8242;de çekebilecektir.</p>
<p>Öyle görünüyor ki, Tati&#8217;yi anlamak ve filmlerinin değerini kavramak çok kişinin becerebildiği bir şey değil. Ne acı ki modern sinemanın dahilerinden biri hakettiği başarı ve övgüyü çoğu gerçek sanatçıda olduğu gibi ölümünden sonra kazanacaktır.</p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/sanat/pariste-yolunu-sasirmis-bir-yonetmen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url="http://muhteviyat.com/files/2011/03/tati_umut-150x150.jpg" length="8096" type="image/jpg" />	</item>
		<item>
		<title>“Bir ada satın alıp, çalışmalarıma oradan devam edeceğim.”</title>
		<link>http://muhteviyat.com/sanat/cem_dinlenmis/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/sanat/cem_dinlenmis/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Jan 2011 16:49:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selin Aktaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[cem dinlenmiş]]></category>
		<category><![CDATA[penguen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2285</guid>
		<description><![CDATA[
Tarihe ‘kendinden alıntı yapan ilk muhabir’ olarak geçmek pahasına attım bu başlığı. Halbuki Cem Dinlenmiş, bu söylemdeki anlayışın zıttını temsil ediyor. Röportajları spotlarından çözmeye alıştığını bildiğim sevgili okur; bu kez neler olup bittiğini anlayabilmek için, tümünü okuman gerekiyor…
Cem Dinlenmiş, Penguen okuruyla tanıştığında 20 yaşındaydı. O dönemde verdiği tüm röportajlar, haliyle ‘genç yaşına rağmen’ söylemi üzerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2286" class="wp-caption alignnone" style="width: 610px;  border: 1px solid #dddddd; background-color: #f3f3f3; padding-top: 4px; margin: 10px; text-align:center;"><img class="size-full wp-image-2286" title="cemdinlenmis_1" src="http://muhteviyat.com/files/2011/01/cemdinlenmis_1.jpg" alt="" width="600" height="250" /><p style=' padding: 0 4px 5px; margin: 0;'  class="wp-caption-text">Fotoğraf: Muhsin Akgün</p></div>
<p style="text-align: left;">
<blockquote><p>Tarihe ‘kendinden alıntı yapan ilk muhabir’ olarak geçmek pahasına attım bu başlığı. Halbuki Cem Dinlenmiş, bu söylemdeki anlayışın zıttını temsil ediyor. Röportajları spotlarından çözmeye alıştığını bildiğim sevgili okur; bu kez neler olup bittiğini anlayabilmek için, tümünü okuman gerekiyor…</p></blockquote>
<p>Cem Dinlenmiş, Penguen okuruyla tanıştığında 20 yaşındaydı. O dönemde verdiği tüm röportajlar, haliyle ‘genç yaşına rağmen’ söylemi üzerine kuruluydu. Aradan beş yıl geçti. Yine genç, yine yetenekli ama artık <em>‘Bu çocuğa dikkat!’ </em>klişesinden çok uzakta. Öte yandan ben bu röportajı onun işlerini bir kez daha övelim, başarısını kutsayalım istediğimden talep etmedim. Sadece, 20 yaşında gazetelere röportajlar vermeye başlamış, altı yıllık kariyerine popüler bir mizah dergisinde iki sevilen köşe; bir adet kitap (Penguen’deki aynı adlı köşesinden derlediği bir almanak olan ‘Her Şey Olur’), bir adet kişisel sergi, tişört tasarımından konser afişine, reklam filminden yastık illüstrasyonuna onlarca proje sığdırmış bir sanatçının kendini nasıl değerlendirdiğini merak ettim.<br />
Aynı neslin çocuğu olduğumuz için gönül rahatlığıyla söylüyorum, yerinde olsam<em> ‘Bir ada satın alıp, çalışmalarıma oradan devam edeceğim’ </em>vitesinde sürdürüyordum hayatımı. Sanıyorum bu yüzden, sohbetimiz boyunca Cem’e <em>“Sen ünlüsün artık, herkes çizgini tanıyor, adını biliyor farkındasın değil mi?”</em> dayatmasında bulundum. Ama kabul etmedi.</p>
<p>Çünkü o, birçoğumuzdan farklı olarak ‘biri olma, bir şey olma’ çabasından uzak çıkmış yola. Ne olursa olsun heyecanla ‘sevdiği işi yapmaya ve peşini bırakmamaya’ devam ediyor… O kadar!</p>
<p>2006 yılı dolaylarında bir Perşembe günü, Penguen’in ‘Orta Dünya’ adlı köşesini okuyup dakikalarca güldükten sonra arkadaşlarına, <em>‘Otobüs böyle, Darth Vader var, kafası yanındaki adamın omzuna düşmüş, uyuyor pıh pıh, çok komik ya, görmen lazım’ </em>zavallılığında ‘karikatür anlatmak’ zorunda kalan herkes için geliyor…</p>
<p><strong>Nasılsın? Nelerle meşgulsün son günlerde?</strong><br />
Bir yurt dışı sanat fuarına hazırlanıyorum, henüz araştırma, eskizleme safhasındayım.</p>
<p><strong> Seninle alakalı okuduğum tüm röportajlarda ‘çok genç’ olduğunun altı çiziliyor mutlaka.  Hala mı ‘çok genç’sin?</strong><br />
Penguen’de çizmeye başladıktan iki ay sonra yaptım ilk röportajımı. Yirmi yaşındaydım, röportajı yapan da İlke Gürsoy. O da Kadıköy Anadolu mezunu. Çok da ciddi bir röportaj olmamıştı o yüzden. Aile dostumla sohbet eder gibiydi yani&#8230; Devamında da, ailemle, Penguen’e çizmeye başlama hikayemle ilgili benzer sorular soruldu. Haliyle her yerde aynı şeyleri söylemişim gibi oldu. <em>“Legolarımla hala oynuyorum, çocukluğumdan beri çiziyorum&#8230;”</em> gibi.  Ama bakınca 25 yaşındayım artık. Çok da genç sayılmam. O röportajlar da beni anlatıyorlar evet ama koşullar farklı artık. Zaten son zamanlarda sorular da farklılaştı&#8230;</p>
<p><strong>O zamanlar ‘genç yetenek’tin şimdi hakikatten ünlüsün galiba.</strong><br />
Çok da fazla tanınmıyorum ben ya. Bilen biliyor elbette ama öyle sürekli hakkında yazılıp çizilen, sözlüklerde sayfa sayfa entry’si olan, büyük ilgi gören, merak edilen bir isim değilim.</p>
<p><strong> Önemsenecek derecede başarılı olduğun aşikar. Hiç mi beslemiyor egonu bu? İmza günleri, üniversite söyleşileri, sergiler…</strong><br />
Herkesin egosu var. Benim de var elbette. Ama büyük bir etkisi yok üzerimde. Mesela evde, odamda<em> “Oooh! Ne güzel çizmişim!” </em>diye mutlu olup küçük ego gösterileri yapabilirim&#8230; Çizdiğim her şeye hayranlıkla bakmıyorum ki zaten. Hatta çoğunlukla beğenmiyorum. Kimseye de <em>“Bak ne güzel çizdim, ben yaptım, bak, bak” </em>diye göstermiyorum.<br />
<img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="alignleft size-full wp-image-2287" title="cemdinlenmiş_2" src="http://muhteviyat.com/files/2011/01/cemdinlenmiş_2.jpg" alt="" width="336" height="252" /><strong> Ne kadar zamanını alıyor Her Şey Olur’u hazırlamak?</strong><br />
Biz dergiyi Salı günleri bitiriyoruz. Pazartesileri sabahlıyoruz. Sonra uzun bir uyku&#8230; Hafta sonu benim için Çarşamba günü başlıyor. Çarşamba benim için Cumartesi yani. Her Şey Olur için fikir bulmak, hafta boyunca toparladığım bilgileri bir araya getirip bir metin hazırlamak en az bir günümü alıyor. Köşeyi çizmek de en az 12 saat istiyor&#8230; Tabi kesintisiz düşünürsek. Arada çay içiyorsun, yemek yiyorsun. Memur gibi 9-6 çalışılan bir iş olsa bu, Pazartesi’den Cuma’ya ancak biter. Hazırlanıyorsun, başlıyorsun, bitene kadar durmaksızın çalışıyorsun. Haftanın iki günü çalışıyoruz kalanında duruyoruz zannetmesin kimse yani.</p>
<p><strong> Her zaman çok da komik olmuyor çizdiklerin. Bazen de bakıp memleketin haline üzülüyor insan&#8230;</strong><br />
Evet, ille de komik olsun diye çizmiyorum her zaman. Çünkü bazen öyle bir şey oluyor ki, komik olmasa da o hafta onu çizmeden kapatılamaz.</p>
<p><strong> Köşenin muhalif bir dili var. Hazırladığın içerik muhabir mantığında araştırma gerektiriyor. Sosyal hayatına nasıl yansıyor bu. Arkadaşlarından “Cem yeter, bırak iki dakika polisi, Obama’yı” diyenler oluyor mu mesela?</strong><br />
Zorla durdurulacak, susturulacak duruma gelmedim hiçbir zaman. Zaten sürekli konuyu siyasete getiren biri değilim. Evde annemle konuşuyoruz çoğu zaman bu tür konuları. Arkadaşlarımla çok nadir&#8230; Ama genel anlamda, birkaç yıl önce ayyuka çıkan ‘apolitik gençlik’ söylemlerinin aksine bir durum söz konusu son zamanlarda. Gençler siyaset konuşuyorlar. Laf olsun diye de değil, inanarak ve keyifle. Gündemlerinde siyaset var. Sanıldığı kadar umursamaz değil hiç kimse.</p>
<p><strong> Favori bir karikatürün var mı?</strong><br />
Benim yok da en çok hatırlanan, sevilen, şakası yapılan, ömrümde ilk çizdiğim karikatür. Darth Vader’in otobüste uyuduğu hani&#8230; Trajik aslına bakarsan. Bunca zamandır çiziyorum insanlar hala ilk karikatürümden bahsediyor.</p>
<p><strong> Dergiden arta kalan zamanında neler yapıyorsun?</strong><br />
Az önce de bahsettiğim gibi hazırlanmam gereken bir yurt dışı sanat fuarı var aslında şu anda. Dergiyle eşzamanlı olarak Galeri x-ist için üretmeye de devam etmem gerekiyor. Bir galeriyle anlaştığınızda ‘aklıma esti, çizdim, verdim’ gibi bir durumunuz olmuyor. Sizden tarihleri yılın başında belirlenen sergi dönemleri için beklenen işler var. Verilmiş bir söz o aslında.</p>
<p><strong> ‘Dergiden arta kalan zaman’ yanlış olmuş o halde.</strong><br />
Aslında benim tüm zamanımı evinde, iş yerinde vs. resim yapan bir adam olarak geçirmem gerekiyor ama çok öyle değil hayatım.</p>
<p><strong> Contemporary İstanbul 2010’da sergilenen resimlerin interaktif eserlerdi. İzleyicinin alışkın olduğu ise ‘esere dokunmamak, kırmızı kurdelayı geçmemek’. Bu bir dezavantaj oluşturdu mu?</strong><br />
Evet, insanlar sergilenen esere ‘dokunmak’ konusunda tedbirliler çünkü genel kural ‘dokunmamak’. Ama Contemporary İstanbul gibi sanat fuarları geleneksel sanat anlayışının dışında gelişen ve ortaya çıkan etkinlikler. İzleyicisi de orada neyle karşılaşacağını biliyor. Etkinliğin bağlamından dolayı bir dezavantaj olmadı benim için. İzleyici başta tedbirli davranıyor ama çarkları ve resimlerdeki mekaniği keşfettikten sonra oyun oynar gibi uzun uzun zaman geçiriyor resimlerle.</p>
<p><strong> Radikal’in yeni hali ve imza kampanyası için yaptığın çizgi filmlerde ilk kez bu formatta karşılaştık çizginle. O nasıl bir deneyimdi senin adına?</strong><br />
Çok hissederek, önemseyerek, kendi köşemi çizdiğim özen ve titizlikle yaklaştım ben o işlere. Çizimlerimi televizyonda görecek olmak da çok sayıda insana ulaşacak olduğunu bilmek de heyecan vericiydi ve yeniydi benim için. Ayrıca biliyorsun, Türkiye’de bir şey ancak televizyonda yayınlanırsa ciddi sayıda insana ulaşıyor ve önemseniyor. Bu açıdan da önemliydi. Çok fazla yayınlanmadı galiba ama&#8230;</p>
<p><strong> Peki gelecek günlerde, başka markaların reklamlarında da rastlar mıyız yine sana?</strong><br />
Yok, sanmıyorum. Radikal için hazırladığım filmler, hakikatten inanarak yaptığım işlerdi. Büyük markalara reklam hazırlamak gibi bir hedefim ya da isteğim yok. Böyle anlaşılmak istemem açıkçası</p>
<p><strong>Twitter hesabından kitabının indirimde olduğunu duyuran ilk yazar da sensindir herhalde&#8230;</strong><br />
Ne kadar çok insana ulaşırsa o kadar iyi olmaz mı? Twitter’ı böyle duyurular için kullanıyorum zaman zaman ama benim için asıl işlevi ‘tarihe not düşmek’. Mesela 1997’den beri oynadığım bir bilgisayar oyunu var: Monkey Island. Dün akşam on üç yılın sonunda üçüncüsünü bitirdim, sonra da twitter’a yazdım. Normalde olsa asla hatırlamam belki ama birkaç yıl sonra twitter’a bakıp hatırlar, mutlu olurum.</p>
<p style="text-align: left;"><strong><img style=' display: block; margin-right: auto; margin-left: auto;'  class="size-full wp-image-2290 aligncenter" title="herseyolur_395_800x480" src="http://muhteviyat.com/files/2011/01/herseyolur_395_800x480.jpg" alt="" width="576" height="346" />Teknoloji delisi bir nesiliz biz aynı zamanda. Sende de var mı aynı durum?</strong><br />
Büyük bir teknoloji tutkum yok. İlgimi çeken bir ürün çıktıysa alıyorum ama her şeyi alayım, her yenilikten haberdar olayım gibi bir durumum yok. Beş senedir aynı telefonu kullanıyordum, iPhone 4 çıksın diye bekledim, aldım, kullanıyorum.</p>
<p><strong> “Matbu yayın  bitiyor, dergicilik öldü!” diyorlar&#8230;</strong><br />
Bence, genel anlamda, okurun kağıtla ilişkisi asla bozulmayacaktır. Mizah dergileri özelinde ise şöyle bir durum var. Biz bir geleneği takip ediyoruz, köklü de bir geçmişi var bu işin. Öyle birdenbire ortadan kalkması imkansız. Teknolojinin gücü ve kolaylığı yadsınamaz elbette. Hatta tam bu anda, okurlarımıza seslenelim, Penguen’in hem iPhone hem iPad application’ları mevcut. iPhone’un ekranı biraz küçük kalıyor ama iPad’den okumak keyifli.</p>
<p><strong> Yayınlanan ilk çizimin&#8230;</strong><br />
İlk yayınlanan işim Bant içindi. Bir vampir dosyası vardı. Onun için bir illüstrasyon yapmıştım.</p>
<p><strong> Adını Penguen’de  gördüğün ilk an ne hissettin?</strong><br />
Babam ile ilgili bir haber çıkmıştı gazetede bir keresinde, küçüktüm, ilkokuldaydım. Defalarca okumuştum adını! Zeki Dinlenmiş, Zeki Dinlenmiş&#8230;  Böyle parmağımla göstere göstere&#8230; Kendi adımı dergide gördüğümde de garipsedim, heyecanlandım, dönüp dönüp baktım. Güzel hissediyor insan. Ama şimdi normal bir şey oldu tabi.</p>
<p><strong> Karşılığında para aldığın ilk işi hatırlıyor musun?</strong><br />
Para kazandığım ilk iş&#8230; İETT için yapmıştım. Şimdi böyle deyince de şey gibi oldu. Tayyip Erdoğan da kariyerine İETT’de başlamış ya. Onun gibi&#8230; Neyse. İETT şoförleri için küçük, resimli bir rehber hazırlamamı istemişlerdi. Şoförlere kuralları anlatan, ‘eğlenerek öğrenelim’ mantığında bir şeydi. 50 TL kazandım o işten.</p>
<p><strong> Ne yaptın kazandığın ilk parayla?</strong><br />
Çizgiroman aldım. Hellboy, Mike Mignola&#8217;nın. Çok severim. Onun son sayısını almıştım&#8230;</p>
<p><strong> Çizer olamasaydın ne olurdun?</strong><br />
Aslında benim en çok özendiğim şey ‘takım ruhu’. Çizerlik öyle bir iş değil. Herkes dergiye geliyor, masasına oturuyor, çalışıyor, işi bitince de gidiyor. Elbette beraber çok keyifli zaman geçiriyoruz ama takım ruhu başka bir şey. Çok heyecan verici. Mesela futbol. Kaleci iyi değilse gol yersin, takım arkadaşın pas vermezse gol atamazsın. Ama kazanınca da hep beraber kazanırsın! Futbolcu olmak isterdim demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Takım halinde üretilen bir şeyin parçası olmak isterim ama&#8230;</p>
<p><strong> İnsanlar son zamanlarda delicesine, sezon sezon yabancı dizi izliyor. Senin de takip ettiğin, önereceğin birkaç tane vardır diye tahmin ediyorum.</strong>..<br />
Yok aslında. Dizi seyretmek de bir mesai. Arıyorsun, buluyorsun, takip ediyorsun&#8230; Benim öyle ard arda sezon sezon dizi izleyecek zamanım yok ki. Lost seyretmeye başladık birkaç ay önce ağabeyim ve kız arkadaşıyla. Kalabalıkla seyretmeyi seviyorum ben dizileri. Yorum yapıyorsun, tahminde bulunuyorsun. ‘Aaa bak bu adamın olayı buymuş. Bak bak ne diyor, bence kesin Jack yaptı bunu’ gibi&#8230; Her zaman beraber seyredecek insanı nereden bulacaksın? Herkesin zamanı birbirine uyacak, bir araya gelinecek, seyredilecek. Zor yani. Son zamanlarda severek, baştan sona izlediğim tek dizi ‘Flight Of The Conchords’.</p>
<p><strong> En sevdiğin yazar İhsan Oktay Anar’mış. Buradan bir fantastik edebiyat merakı çıkarımı yapabilir miyim?</strong><br />
Fantastik edebiyata karşı özel bir tutkum olduğunu söyleyemem. Tolkien’in tüm kitaplarını okudum çünkü yarattığı dünyayı çok büyüleyici buluyorum. Masal okumayı seviyorum. Binbir Gece Masalları’nın da yeri bambaşkadır benim için. Lisede bir dönem FRP oynadım, çok ilgimi çekti. Sürekli fantastik sahneler çizdim. Ama sonra geçti. O, o zaman güzeldi. Sadece ejderhalı, kurtadamlı diye bir kitapla hiç ilgilenmedim</p>
<p><strong><img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="alignleft size-full wp-image-2295" title="cem3" src="http://muhteviyat.com/files/2011/01/cem3.jpg" alt="" width="287" height="286" />2010’un en heyecan verici olayı neydi senin için?</strong><br />
2010’da çok şey oldu. Kitabım basıldı, ilk kişisel sergim gerçekleşti&#8230; Birçok güzel projede yer aldım. Şimdi düşününce hepsinin 2010’da olduğuna şaşırıyorum hatta. Sanırım kitabı seçeceğim. Böyle bir kitap hazırlamak ilk bakışta kolay ve hızlı gelişecek bir süreçmiş gibi görünebilir. Bu bir ‘toplama albüm’ sonuçta. İşler zaten hazır. Teoride tek eksik kapak ve ön söz. Ama ben çok önemseyerek, çok titiz çalıştım kitap için. Boyutu, kağıdı, baskısı&#8230; Her detayıyla ilgilendim. En iyisi olsun istiyor insan. Neticede okuyucu senin ürettiğin bir şeyi para verip satın alıyor, okuyor, inceliyor, arşivine katıyor. Küçücük bir hata dahi olsa mahçup oluyorsun.</p>
<p><strong> Madem 2011’e giriyoruz, sormazsam olmaz&#8230; 2010’un en acayip, en komik olayı neydi sence?</strong><br />
Dergide de konuşuldu bu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun referandumda oy kullanamamış olmasında karar kılındı. Hakikatten hem acayip hem komikti&#8230;</p>
<p><strong> Ben senin yerinde olsam, basılmış bir kitabım, kişisel sergim falan olsa&#8230; Bu kadar mütevazı olamazdım sanıyorum. Ayrıca etrafımda senin gibi birkaç kişi olsa, kıskanırdım&#8230;</strong><br />
Yok canım herkesin kendine göre bir yeteneği var.</p>
<p><strong> Kıskanmıyor mu seni kimse yani? Hiç mi değişmedi arkadaş çevren?</strong><br />
İyi çizer olmak popüler olmak anlamına gelmiyor ki. Üniversitede oturup muhabbet edebildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarını geçmez. Lisede zaten anti-popüler bir durum bu. O yaşlarda kimsenin önemsediğ bir şey değil yeteneğin. Şarkıcı olsam farklı olurdu belki de bu öyle bir iş değil.</p>
<p><strong>Ünlü olduğunu kabul etmeyecek misin?</strong><br />
Değilim ki&#8230; Öyle herkesin adını bildiği, işlerini tanıdığı bir çizer değilim şu anda ben. Elbette takip eden, tanıyan, seven var ama ünlü değilim yani. Olmayayım da. Niye böyle bir önyargı var sende. Onu da anlamadım. Kim ne diyor? Arkamdan mı konuşuyorlar? Söyle!<br />
<em><br />
</em></p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/sanat/cem_dinlenmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url="http://muhteviyat.com/files/2011/01/cemdinlenmis_1-150x150.jpg" length="8806" type="image/jpg" />	</item>
		<item>
		<title>Murat Menteş Röportajı</title>
		<link>http://muhteviyat.com/sanat/murat-mentes/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/sanat/murat-mentes/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Sep 2010 12:24:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selin Aktaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[murat menteş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2212</guid>
		<description><![CDATA[
“Atomu yumrukla parçalayamam, Allah büyüktür, elbet bir kapı açar…”
Bu dizeler, birazdan okuyacağınız röportajı yapmaya karar verdiğim anın belgesidir. Şu anda röportajı takdim ediyorum evet ama karşı kaldırıma geçip o anı, Murat Menteş’le tanıştığım, ‘Aceleci Tefecinin Ebediyet Süsü Verdiği Anlar’ adlı şiirin bittiği ve benim şiirin etkisiyle nöron patlaması yaşadığım saniyeler olarak da tanımlayabilirim. Hayır, pamuk tarlalarında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="size-full wp-image-2213 alignnone" title="murat-mentes" src="http://muhteviyat.com/files/2010/09/murat-mentes.jpg" alt="" width="600" height="250" /></p>
<blockquote><p>“Atomu yumrukla parçalayamam, Allah büyüktür, elbet bir kapı açar…”</p></blockquote>
<p>Bu dizeler, birazdan okuyacağınız röportajı yapmaya karar verdiğim anın belgesidir. Şu anda röportajı takdim ediyorum evet ama karşı kaldırıma geçip o anı, Murat Menteş’le tanıştığım, ‘Aceleci Tefecinin Ebediyet Süsü Verdiği Anlar’ adlı şiirin bittiği ve benim şiirin etkisiyle nöron patlaması yaşadığım saniyeler olarak da tanımlayabilirim. Hayır, pamuk tarlalarında koşturmaya gerek yok, hayatım değişmedi… Güzelleşti. Edebiyat, üretimine katkıda bulunamasam da en yüksek dağına tırmanıp iç güdülerime rağmen aşağıya değil karşıya bakmak istediğim bir ülke benim için.  Ve ben, imzasını attığı hemen hemen her şeyi okumama aracı olan gözlerim şahittir, o dağda Murat Menteş’le de karşılaşacağımdan adım gibi eminim. Şu anda kimden bahsettiğimden bihaberseniz, tanışmanıza vesile olduğum için mutlu değilim. Zira O, aşağıda da okuyacağınız üzere <em>“Okurun dokunulmazlığı var bence. Yazar-metin-okur üçlüsünde en imtiyazlı unsur okurdur. Okur olmasa ne yazarın varlığı açığa çıkar, ne de metnin bir anlamı olur” </em>diyor fakat ben değerinin bilineceğinden emin değilsem, paylaşmaktan hazzetmem. Bu sebeple sevgili okur, akıllı ol!</p>
<p>Aklımı bir türlü toparlayamayıp, gelişine sorduğum bütün sorulara büyük bir sabırla cevap veren Murat Menteş’e başında, sonunda ve ortasında, teşekkürü borç bilirim.</p>
<p>Ve ne mutludur ki bu röportajı okurken gönül rahatlığıyla Orhan Gencebay dinleyebilirsiniz…</p>
<p><strong>Ben “Marjinallik, yeni klişe” diyorum. Herkesin isyankar, herkesin ‘farklı’, herkesin ‘yaratıcı’ olduğu bir toplum mümkün mü sizce? Bakınca yeni dönem ‘marjinallerinin’ hepsi, küresel ısınmayla savaşmak için organik alışveriş çantaları taşısalar da tüketimin birer kölesi. Sizce de bahsettiğim topluluk fikirlerini bir yerlerden satın almış ve renkli fularlarla süslemiş gibi değil mi?</strong></p>
<p>Daha bismillah demeden soyut bir topluluğu kötülemesek daha iyi değil mi? Şahsen, marjinalliği pek övgüye değer saymıyorum. Ben cemaat seven biriyim. Çeteciyim hatta. Elbette hayatta inzivanın da yeri vardır. Fakat esas olan biraradalıktır, sohbettir, tebessümdür. Marjinal, nispeten az sayıda kimseden müteşekkil topluluklar ya da insan içine karışmasına engel teşkil edecek derecede ‘farklı’ kimseler için kullanılan bir ad veya sıfat. Yani asiler marjinallikten kurtulmaya yönelmiş kişilerdir aslında. Yaratıcı ya da sanatçılar da orijinal bir verimin peşinde. “Tüketim köleliği” tabiri faydalı bir gerilim doğuruyor. Tamam. Buna karşılık, dünya işleri, Hz. Adem’den beri dünyevi niteliğini koruyor. Bizim çağımızın aşırılığı, kıyametin eşikte, İsrafil’in yani sur’u, kıyamet borusunu üfleyecek meleğin tetikte olduğu hissinin kitleselleşmesinden ileri geliyor. Dindarlar, ahir zamanda yaşadığımızdan emin. Seküler düşünenler ise dünyanın sonunun yakın olduğunu haykırıyor. Fikirlerin satın alınmasına gelince… Acaba, bedelini ödeyerek bir fikri temin etmeyi mi kastediyorsunuz? Çok karışık konuştum galiba. Sadece şunu söyleyeyim: Harbi aydınlanma, yerleşik bir düşüncemizin değişime uğramasıyla gerçekleşir. Mesela “Reklamın iyisi kötüsü olmaz” deriz. Fakat reklamın kötüsünün de olabileceğini fark ettiğimizde zihnimiz işliyor demektir. Yahut “Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı diyeceksin” düsturunu terk edip, ayıyı köprünün başından def etmek gerektiğini anladığımızda aydınlanmış oluruz. Bu da bence kimseyi marjinal yapmaz. Aksine, bir başkasına fayda sunmamızı mümkün kılar. Demek ki kendine hayrı dokunan kimsenin varlığından başkaları istifade edebiliyor. Nitekim marjinal, başkasına hayrı dokunmayan kimsedir. Bence yani.</p>
<p><strong>Afili Filintalar’da sizin yazılarınızda da genel içerikte de belli bir siyasi yönelim gördüğümüz halde, sizin iki romanınız için böyle bir okuma söz konusu değil. Öte yandan şiirleriniz bize aksini gösteriyor. Bu ikiliğin sebebi nedir? Bu bir tercih midir? Ulaşacağı muhtemel kitle ile ilgili olabilir mi?</strong></p>
<p>Bence yanılıyorsunuz. Siyasetten ne anladığınız önemli. İnsanın değeriyle, hayatın nezihliğiyle irtibatı güçlendiği nispette siyasetle ilgileniyorum. Onun haricinde aktüel siyaset beni cezbetmiyor. Romanlarımda siyasi ya da ideolojik bir telkinde bulunmadığım söylenebilir. Çünkü insanları ikna etmeye ya da çok afedersiniz gütmeye uğraşmanın kısırlaştırıcı bir etkisi olduğu fikrindeyim.</p>
<p><strong>Korkma Ben Varım’da Hayati Tehlike ve Müntekim Gıcırbey, Dublörün Dilemması’nda Nuh Tufanı, efsanevi birer âşık olarak çıkıyorlar karşımıza. Özellikle Müntekim Gıcırbey’in Şebnem’e yazdığı mektupları okurken Şebnem’in onları okumaya değer bulmaması benim bile kalbimi kırdı. Tüm bunların muhteviyatı sırf gözlemden ibaret olamaz diye düşünüyorum. Ve ‘bilgi’ye rasyonel yaklaşan bir insanın bu denli güçlü bir aktarım yapamayacağına inanıyorum. Kısacası hakikatten yeri geldiğinde o kadar romantik misiniz?</strong></p>
<p>Değilim. Sizi temin ederim, vücudumda tek bir romantik hücre bile yok.</p>
<p><strong>Metinleriniz yüzlerce aforizma içeriyor. Sizin yerinizde olsam muhtemelen bu  aforizmaların ‘canım’ı ‘cnm’ olarak yazmayı huy edinmiş biri tarafından, aynı yöntemle kısaltılarak SMS haline getirilme ihtimalleri üzerinden acı çekerdim. Bir yazar için kelimelerini paylaşmak, başkalarına emanet etmek zor değil mi?</strong></p>
<p>Enteresan bir soru bu. Yazarlık zaten harfleri, kelimeleri, cümleleri… sunma işi. Şöyle düşünün: Bir okur, kitaplarımı satır satır ezberlese, bu çok mu makbule geçerdi? Okur, metni öyle ya da böyle algılar, anlar, kullanır. Okurun dokunulmazlığı var bence. Yazar-metin-okur üçlüsünde en imtiyazlı unsur okurdur. Okur olmasa ne yazarın varlığı açığa çıkar, ne de metnin bir anlamı olur.</p>
<p><strong>Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım ‘hayal dünyası moda oldu’ çıkarımını yaptı. Kabul etmek istemesem de biraz düşününce hak vermemek elde değil. Tim Burton’ın Alice’i, dizi yapımcılarının vampir manyaklığı, Küçük Prens’in desen haline gelmesi… Sizce de bu ‘hayal dünyası’nı bir çeşit besin olarak kullanan bazılarımız adına acıklı değil mi?</strong></p>
<p>Hayal kurmak ile hayal görmek arasında fark var. Kurt Vonnegut <em>“Yalnızca gerçeklerle yetinmeye anlam veremiyorum” </em>demiş. Yahya Kemal<em> “İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar” </em>yazmış. Sanırım denge kurmaya bakmak gerek. Kaldı ki gerçek diye benimsediğimiz şeyler, sizce de hayale fazlasıyla benzemiyor mu? Yani, gerçekler ağır, hayaller hafif diyemeyiz. “Acı gerçekler” ve “Tatlı hayaller” gibi bir tasnif de pek sağlam sayılmaz. Bazen gerçekler tat verirken, hayaller acıtabilir. Ne bileyim.</p>
<p><strong>Viktor Pelevin, Homo Zapiens’inde televizyon nesnesi üzerinden bir ikinci özne tanımı yapar. Yeni insanın televizyonun kumanda ettiği bir nesneye dönüştüğünü anlatır. Ve tabii ki televizyonun tüketimi pompalama amaçlı üretilmiş bir alet olduğunun altını çizer. Ben kararsız kaldım. İnsan akıl ve ruhun bir birleşimi olduğundan televizyon gibi etkili bir aracın dahi onun zihninin bütününü ele geçirebileceğine inanmak gelmedi içimden… Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Neticede Zeitgeist da olayı çipe kadar vardırdılar… Korkmamak elde değil.</strong></p>
<p>Teknolojinin yozlaştırıcı bir fonksiyonu var, orası kesin. Kolaylık, rahatlık, mutluluk, sağlık gibi olguları yüceltmekle, teknolojiye tayin edici, tartışılmaz bir rol vermiş olduk. Bu işten kazasız belasız kurtulmamız zor bence de. İnsan, televizyon izlerken, kendi zihni, ruhu, gönlü konusundaki hassasiyetini devrede tutmayı gözetiyor mu ki, televizyon da onun zihnini, ruhunu, gönlünü aydınlatsın? Korkma Ben Varım’da yazdım: Teknoloji, aptalların kötülük etmesine adanmıştır. Cidden böyle düşünüyorum.</p>
<p><strong>Elif Şafak’ın TED konuşmasında kendini Türk değil Doğulu olarak tanımlaması ve verdiği tüm anti-modern örneklerin çeşitli dini bağlantıları olması (örneğin anneannesinin rukye ilmine hasıl olması) özetle modernitenin karşısına dini koyması, öte yandan konuşmasının finalini Mevlana ile yapması hakkındaki fikirleriniz neler?</strong></p>
<p>Elif Şafak üzerinden bir yorum yapmaya niyetli değilim. Ben bir melezim. Bununla birlikte, kendimi Türk addediyorum. Çünkü Türkçe yazıyorum. Biliyorsunuz, 50 yıl kadar önce modernizmin iflas ettiği kaydedildi. Tarihin, sanatın, iletişimin sonuna geldik. Filozoflar, sonun ertesini analize koyuldular. Ben, bu sınıflamaları biraz hava durumuna benzetiyorum. Birkaç yıl önce, radyoda bir meteoroloji uzmanına şu soru soruldu: <em>“Yaz mevsiminde havaların bu derece soğumasını neyle açıklıyorsunuz?” </em>Amca şöyle dedi: <em>“Unutmayalım ki, mevsimleri biz insanlar uydurduk. Tabiat bir mekanizma değil. Yaz sezonu boyunca rüzgarların kökten kesilmesini beklemek saflıktır.”</em></p>
<p><a href="http://muhteviyat.com/files/2010/09/murat-mentes-manset.jpg" rel="lightbox[2212]"><img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="alignleft size-full wp-image-2216" title="murat-mentes-manset" src="http://muhteviyat.com/files/2010/09/murat-mentes-manset.jpg" alt="" width="250" height="305" /></a><strong>Süper kahramanlara kaç yaşına dek inandınız?</strong></p>
<p>Bilmiyorum. Bence Cüneyt Arkın bir süper kahramandır mesela. Ve ona hâlâ inanıyorum.</p>
<p><strong>Siz, Samed Karagöz, Onur Ünlü, Alper Canıgüz… Aynı mahallenin çocukları gibisiniz. Fikirlerinizin ve beğenilerinizin bu kadar örtüştüğü arkadaşlara sahip olduğunuz için sizi ne kadar kıskandığımı tarif edemem. Nasıl bir bir aradalık bu? Ne kadar iç içe hayatlarınız?</strong></p>
<p>Allah nazardan saklasın. İsmini saydığınız kişileri çok seviyorum. Aslında fikirlerimiz ve beğenilerimiz pek de örtüşmüyor. Buna karşılık, birbirimizin seçmelerine dayanak teşkil eden nedenleri dikkate değer buluyoruz. Sanırım bizimki daha ziyade kalbin kalbe karşı olması hali. Belki en çok dertlerimiz benziyordur. Sık sık haberleşir, görüşürüz. Birbirimizi özleriz. İyi bir haber varsa hemen birbirimize iletiriz. Bazen Alper’in evinin önüne gidip <em>“Alpeeeerrrr!”</em> diye hep beraber sesleniriz. Arkadaşız yani. Herkesin arkadaşı vardır, yok mudur?</p>
<p><strong>Tamamen Afili Filintalar’daki film seçimlerinizi ve Korkma Ben Varım’daki olay örgüsünü referans alarak soruyorum… Samimiyetinden sual olunmaz barışçı yanınızla bu ‘estetik şiddet’ nasıl tek bir bünyede birleşebiliyor?</strong></p>
<p>Barışçılık ile savaşçılık aynı bünyede olmak zorunda. Salt barışçı olunmaz. Ben barıştan yana bir savaşçıyım.</p>
<p><strong>Benim sizinle ilgili düştüğüm en büyük çelişki elinizde silah olan fotoğraflarınızla ilgili… O neden?</strong></p>
<p>Afili Filintalar’ın ana sayfasındaki fotoğrafı kastediyorsunuz. Yoksa ben öyle silahla pozlar filan vermiyorum. Dublörün Dilemması’nın kapağı için, Alper, Onur ve Gökdemir’in fotoğraflarını çekiyorduk. Silahları ben getirmiştim. O gün, ben de arkadaşlarla hatıra fotoğrafı çektirdim. Silah da elimdeydi. Fakat yani dikkat ederseniz emanet gibi tutuyorum. Belimde silahla gezmiyorum. Silah koleksiyonum yok. İnsanlar nedense buna inanmak istemiyor. Beni silahşor sanıyorlar.</p>
<p><strong>Ve elbette soracağım, yeni romanınızın şahanesine hakikatten bu ay varacak mıyız?</strong></p>
<p>Hayır. Tamamlamama imkan yok. Fakat çok bekletmemeye çalışacağım.</p>
<p><strong>İki romanınızı da duraksamadan okumak mümkün. Müthiş bir bütünlük var. Kurgularken tıkandığınız, “Ben bunu buna nasıl bağlayacağım şimdi?” dediğiniz oluyor mu? Belki arkadaş-meslektaşlarınıza danıştığınız…</strong></p>
<p>Yazarken yoruluyorum. Yazmak, laf aramızda bana pek de haz vermiyor. Yazdıktan, kitabı yayınladıktan sonra ancak neşem yerine geliyor. Yazar arkadaşlarımdan nasıl yardım alabilirim? <em>“Şuradan sonrasına bir zahmet iki sayfa yazıver”</em> gibisinden mi? Tabii ki öyle bir şey olmuyor. Yazarlık, tek başına yürütülen bir iş. Alper’le, bazen hikaye, kurgu konularında konuşuyoruz. Fakat ne o beni işine karıştırır, ne de ben ondan pratik yardım alırım. Teorik bir teati olur anca.</p>
<p><strong>Fazıl Say’ın arabesk=yavşaklık denklemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bence arabesk candır ve elbette ki “…Orhan Gencebay çalarken arabadan inilmez.”</strong></p>
<p>Fazıl Say’ın üslup sorunu var. Doğruyu söyleyip söylemediğine sıra gelmiyor. <em>“Üslub-u beyan, ayniyle insan” </em>demişler. Yani ifade tarzın neyse, sen de osun… Sanat daima bize yüksek, çok yüksek duyguları anlatır, yansıtır, iletir, sunar. Sanat eseri bir taşmaya, coşkuya, hız sınırının aşımına tekabül eder. Sırılsıklam aşkı, sulu zırtlak heyecanları, insanın kemiklerini yakan intikamı, kalbini zangırdatan şeyleri anlatır sanat. Aşırı, aykırı, uç, sıra dışı, giderek manyakça, kendinden geçmeyi andıran… şeyler dışında sanat eseri yoktur. Bu anlamda Orhan Gencebay ile Van Gogh, Refik Fersan ile Hitchcock birbirine benzer. Sanatçı yasallık, makbullük, onay… gibi şeyleri öncelemez. Vedat Özdemiroğlu’na, arabesk dinleyip dinlemediğini sormuştum. Aynen şöyle dedi: <em>“Tabii ki diniyorum. Ezan da arabesk.”</em></p>
<p><strong>Sizce hayatı boyunca Kafka okumamış, hatta onun adını bile bilmeyen bir insanın, yabancılaşma sürecini daha az sancılı geçirme ya da bunun farkına bile varmama ihtimali nedir?</strong></p>
<p>Yabancılaşma, insanın kendi dünyasıyla bağının kopmasıdır. İletişim sistemleri, kitlesel üretim, toplu taşıma… yani modern yaşama düzeni bizi zaten, dediğiniz gibi, bir yabancılaşma modunda tutuyor. Kendimiz olmamız veya birey veya insan olmamız bu koşullar altında çok zor. Duygularımızın, sözlerimizin bir değeri yoktur… Gelgelelim, içinde bir düzen kurduğumuz tuzağın farkına varmamak bana çok daha vahim ve dehşetengiz görünüyor.</p>
<p><strong>Haruki Murakami’ye gereğinden fazla değer verildiğini düşünüyorum ve pastoral anlatım, sadelik arayanlara klasik halk şiirini öneriyorum. Yanlış mı yapıyorum?</strong></p>
<p>Bilemem. Bu sizinle Murakami arasında bir mesele. Fakat şöyle de düşünülebilir, sadelik, hatta hiçlik bile çağdan çağa değişiyor.</p>
<p><strong>Mevsim normallerinin dışına çıktığımız şu günlerde ‘İstanbul Londra’ya benzedi diye sevinen, Lomo’lu çılgın gençler’ türedi. Haberiniz var mı? Bir insan alışkın olmadığı halde ıslanıyor ve bu da yaşamayı çok istediği, sokaklarındaki evsizlerin bile birer sanat eseri olduğuna inandığı o şehre benziyor diye sevinebilir mi? Bu gerçek olabilir mi?</strong></p>
<p>Hayat devam eder. Kimlerin hayatı nasıl devam ediyor, beni pek alakadar etmez. İstanbul, Londra’ya benzedi diye sevinmek… bana sorarsanız incir pancara benzedi diye sevinmek gibi.</p>
<p><strong>Ben facebook’tan korkuyorum. Sizi de ürkütüyor mu? Yoksa “Bana ne” mi diyorsunuz gönül rahatlığıyla…</strong></p>
<p>Dikizleme, dedikodu, iftira çağında yaşıyoruz. Herkesin elinde listeler var. Bence dostluk, arkadaşlık listeleri birer ‘ak liste’ değil. Çünkü bu şablonlar, bu ‘tıklayarak’ beğenmeler, engellemeler… tamamiyle insanlık dışı bir sistemin parçaları. Dertleşmeyi, insafı, teselliyi, izahı, berraklığı dışlayan; yapaylığın, yapmacıklığın daniskası bir oluşum. Elbette insanlar Facebook’ta ilkokul arkadaşlarını buluyorlar ve bu harika bir şey… gibi. O arkadaşınızla görüştüğünüzde, gerçekte ne görüyorsunuz? İlkokul arkadaşınızdan herhangi bir iz kalmış oluyor mu? Bilgiyi, sözleri paylaşıyoruz, fakat bu muhatapsız, insansız, öznesiz, muallak bir ‘paylaşım.’ Belki de ben eski kafalıyımdır.</p>
<p><strong>Hakikat, hakikatten ‘42’yse! Boşa mı gidecek bunca çaba?</strong></p>
<p>Biliyorsunuz,<em> “Hayat evren ve her şeye dair nihai sorunun cevabı 42’dir” </em>tamam, fakat bu cevap, bu evrendeki hiç kimseye bir anlam ifade etmeyecektir. Çünkü… soru ile cevap aynı evrende var olamamaktadır. Şimdi sıkı durun: Ben bu yaklaşıma katılıyorum. Her ne kadar Douglas Adams, ateistliğinin altını çizse de, bence de bu dünyanın anlamı, bu dünyada değildir. Dolayısıyla tek mesele, öbür dünyaya nasıl gideceğiz?</p>
<p><strong>Başucu kitabı diye bir şeyin varlığına inanıyor musunuz? Gerçekten bir insan ömrü boyunca başucunda aynı kitapla uyuyabilir mi? Dönüşmüyor muyuz ki günden güne? Sizin başucu kitabınız var mı?</strong></p>
<p>Başucu kitaplarım var. Dinî kitaplar çoğu.</p>
<p><strong>Hiç çocuklar için bir şeyler yazmayı düşündünüz mü? Yazsanız ne güzel olur…</strong></p>
<p>Çocuklarıma geceleri masal anlatıyorum. O masallardan bazıları birbirinin devamı niteliğinde oluyor. Belki onlardan birkaçını yazabilirim diye düşünüyordum, fakat olmadı.</p>
<p><strong>Atom Bombacıyan’ın ‘afazi tiradı’nı nasıl yazdınız? Tüm kelimeleri eşleştirmek, yerli yerine oturtmak ne kadar zamanınızı aldı?</strong></p>
<p>İki ayrı bölüm boyunca, sesli harfleri aynı şekilde sıralamak, haliyle kolay olmadı, kısa sürmedi. Ben edebiyatın biçimsel yönlerin çok önemsiyorum. Biçim ve içeriği birlikte düşünmenin çok verimli olduğu fikrindeyim.</p>
<p><strong>Yazmak isteyip de nereden başlayacağına bir türlü karar veremeyenlere ne önerirsiniz? Var mı bunun bir formülü?</strong></p>
<p>Bir ipucu vereyim: Sıradan olaylar üzerine azıcık düşünürseniz, korkunçlaştıklarını görürsünüz.</p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/sanat/murat-mentes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	<enclosure url="http://muhteviyat.com/files/2010/09/murat-mentes-150x150.jpg" length="10498" type="image/jpg" />	</item>
		<item>
		<title>Mind Blowing Generative Artist, Paul Prudence</title>
		<link>http://muhteviyat.com/teknoloji/mind-blowing-generative-artist-paul-prudence/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/teknoloji/mind-blowing-generative-artist-paul-prudence/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 11:30:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[English]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[data is nature]]></category>
		<category><![CDATA[generative art]]></category>
		<category><![CDATA[paul prudence]]></category>
		<category><![CDATA[syneasthetic art]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2162</guid>
		<description><![CDATA[
Paul Prudence is an artist and real-time visual performer working with generative / computational systems, audio responsive visual feedback and processed video. He is particularly interested in the ways in which sound, space and form can be synthaesthetically amalgamated. He is a writer, researcher and lecturer in the field of visual music, process art, and [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2163" title="paul-pru" src="http://muhteviyat.com/files/2010/07/paul-pru.jpg" alt="" width="600" height="250" /></p>
<p><a href="http://www.transphormetic.com/" target="_blank">Paul Prudence </a>is an artist and real-time visual performer working with generative / computational systems, audio responsive visual feedback and processed video. He is particularly interested in the ways in which sound, space and form can be synthaesthetically amalgamated. He is a writer, researcher and lecturer in the field of visual music, process art, and computational design. (<a href="http://dataisnature.com/?page_id=148" target="_blank">dataisnature.com</a>)</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="500" height="375" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="data" value="http://www.flickr.com/apps/video/stewart.swf?v=1.172" /><param name="flashvars" value="intl_lang=en-us&amp;photo_secret=56a6567d04&amp;photo_id=2402017669&amp;show_info_box=true" /><param name="bgcolor" value="#000000" /><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="src" value="http://www.flickr.com/apps/video/stewart.swf?v=1.172" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="500" height="375" src="http://www.flickr.com/apps/video/stewart.swf?v=1.172" allowfullscreen="true" bgcolor="#000000" flashvars="intl_lang=en-us&amp;photo_secret=56a6567d04&amp;photo_id=2402017669&amp;show_info_box=true" data="http://www.flickr.com/apps/video/stewart.swf?v=1.172"></embed></object></p>
<p>If you are interested in generative art and scientific approaches to visual development, you&#8217;ll be also interested in Paul Prudence. He&#8217;s obsessive, young, talented and proactive. His aesthetic attitude fits perfect with his scientific behavior. His blog, <a href="http://dataisnature.com/" target="_blank">dataisnature.com</a> is an enormous treasure.</p>
<p>Let&#8217;s listen Paul, and see how data can form into visual.</p>
<p><strong>First of all, who is Paul Prudence? Tell us about your daily life. </strong><a href="http://muhteviyat.com/audio/paulq1.mp3">Download audio file (paulq1.mp3)</a></p>
<p><strong>What is visual music and syneasthetic art? <a href="http://muhteviyat.com/audio/paulq2.mp3">Download audio file (paulq2.mp3)</a><br /></strong></p>
<p><strong>How did you get interested in generative art? What was your first inspiration into that field? <a href="http://muhteviyat.com/audio/paulq3.mp3">Download audio file (paulq3.mp3)</a><br /></strong></p>
<p><strong>Who and what do you inspired by? <a href="http://muhteviyat.com/audio/paulq4.mp3">Download audio file (paulq4.mp3)</a><br /></strong></p>
<p><strong>What are the questions poping in your mind or makes you curious about these days? <a href="http://muhteviyat.com/audio/paulq5.mp3">Download audio file (paulq5.mp3)</a><br /></strong></p>
<p><strong>What do you think about art/science collaboration?</strong> <strong>For example what about the notion of &#8220;Artist are scientist again.&#8221; <a href="http://muhteviyat.com/audio/paulq6.mp3">Download audio file (paulq6.mp3)</a><br /></strong></p>
<p><strong>Let&#8217;s talk about your blog dataisnature. What are the benefits of sharing information online in your opinion? Which blogs/weblogs/magazines do you follow? <a href="http://muhteviyat.com/audio/paulq7.mp3">Download audio file (paulq7.mp3)</a><br /></strong></p>
<p><strong>What do you do when you wake up, can you tell us your 1 hour? <a href="http://muhteviyat.com/audio/paulq8.mp3">Download audio file (paulq8.mp3)</a><br /></strong></p>
<p><strong>What do you suggest to new people interested in your field? A little advice? <a href="http://muhteviyat.com/audio/paulq10.mp3">Download audio file (paulq10.mp3)</a><br /></strong></p>
<p><strong>﻿﻿
<div class="ngg-galleryoverview" id="ngg-gallery-2-2162">


	<!-- Piclense link -->
	<div class="piclenselink">
		<a class="piclenselink" href="javascript:PicLensLite.start({feedUrl:'http://muhteviyat.com/wp-content/plugins/nextgen-gallery/xml/media-rss.php?gid=2&amp;mode=gallery'});">
			[View with PicLens]		</a>
	</div>
	
	<!-- Thumbnails -->
		
	<div id="ngg-image-13" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/1810631019_1c35cdddc1_o.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp1" alt="pp1" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_1810631019_1c35cdddc1_o.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-14" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/1811471282_ad0396846d_o.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp2" alt="pp2" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_1811471282_ad0396846d_o.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-15" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/1811472960_a2cd41af75_o.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp3" alt="pp3" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_1811472960_a2cd41af75_o.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-16" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/1811477134_53bb77e249_o.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp4" alt="pp4" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_1811477134_53bb77e249_o.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-17" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/199009759_dc64309a29_b.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp5" alt="pp5" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_199009759_dc64309a29_b.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-18" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/209583650_8d30bf752c_o.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp6" alt="pp6" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_209583650_8d30bf752c_o.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-19" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/3288356377_22656131e0_o.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp7" alt="pp7" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_3288356377_22656131e0_o.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-20" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/3290118656_a3acfc274a_o.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp8" alt="pp8" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_3290118656_a3acfc274a_o.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-21" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/3292209881_b412e026d3_o.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp9" alt="pp9" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_3292209881_b412e026d3_o.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-22" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/3293026146_f414bea855_o.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp10" alt="pp10" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_3293026146_f414bea855_o.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-23" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/3293031014_5d061e6ccc_o.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp11" alt="pp11" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_3293031014_5d061e6ccc_o.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-24" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/4422120866_54b63d8a93_o.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp12" alt="pp12" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_4422120866_54b63d8a93_o.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-25" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/4430189724_32113236a8_o.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp13" alt="pp13" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_4430189724_32113236a8_o.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-26" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/4442914005_6cf52f79da_o.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp14" alt="pp14" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_4442914005_6cf52f79da_o.jpg" width="75" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-27" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/4681740236_d3cb37fee9_b.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp15" alt="pp15" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_4681740236_d3cb37fee9_b.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-28" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/4798943565_daa7091282_b.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp16" alt="pp16" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_4798943565_daa7091282_b.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-29" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/4831074639_43539e3e91_b.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp17" alt="pp17" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_4831074639_43539e3e91_b.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-30" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/4831077391_4fe98e3f15_b.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp18" alt="pp18" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_4831077391_4fe98e3f15_b.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-31" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/4831113901_3da30e1f75_b.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp19" alt="pp19" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_4831113901_3da30e1f75_b.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-32" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/4831689334_524db90838_b.jpg" title=" " class="shutterset_set_2"  rel="lightbox[2162]">
								<img title="pp20" alt="pp20" src="http://muhteviyat.com/wp-content/blogs.dir/1/files/paul/thumbs/thumbs_4831689334_524db90838_b.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 	 	
	<!-- Pagination -->
 	<div class='ngg-clear'></div>
 	
</div>

</strong></p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/teknoloji/mind-blowing-generative-artist-paul-prudence/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://muhteviyat.com/audio/paulq1.mp3" length="761314" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://muhteviyat.com/audio/paulq2.mp3" length="1465219" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://muhteviyat.com/audio/paulq3.mp3" length="1190504" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://muhteviyat.com/audio/paulq4.mp3" length="767994" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://muhteviyat.com/audio/paulq5.mp3" length="970899" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://muhteviyat.com/audio/paulq6.mp3" length="888234" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://muhteviyat.com/audio/paulq7.mp3" length="1044379" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://muhteviyat.com/audio/paulq8.mp3" length="551729" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://muhteviyat.com/audio/paulq10.mp3" length="1210544" type="audio/mpeg" />
	<enclosure url="http://muhteviyat.com/files/2010/07/paul-pru-150x150.jpg" length="10384" type="image/jpg" />	</item>
		<item>
		<title>Yekpare</title>
		<link>http://muhteviyat.com/sanat/yekpare/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/sanat/yekpare/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2010 09:58:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhteviyat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2151</guid>
		<description><![CDATA[
Türkiye&#8217;de, İstanbul&#8217;da hatta Haydarpaşa&#8217;da yakın zamanda dikkate değer bir proje gerçekleşti; Yekpare. Proje yönetimini Erdem Dilbaz&#8217;ın üstlendiği, Candaş Şişman ve Deniz Kader&#8217;in sanat yönetmenliği yaptığı projenin muazzam müziklerini ise Görkem Şen yaptı.
Yekpare, 8500 yıllık bir İstanbul hikayesini anlatıyor. Pagan&#8217;lardan Roma İmparatorluğu&#8217;na, Bizans&#8217;tan Latin İmparatorluğu&#8217;na uzanan İstanbul&#8217;un geçmişi, günümüzün hikayesiyle harmanlanıyor.
Haydarpaşa Tren İstasyonu, tüm bu hikayeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="600" height="338" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=12584289&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=0&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="600" height="338" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=12584289&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=0&amp;fullscreen=1" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Türkiye&#8217;de, İstanbul&#8217;da hatta Haydarpaşa&#8217;da yakın zamanda dikkate değer bir proje gerçekleşti; Yekpare. Proje yönetimini Erdem Dilbaz&#8217;ın üstlendiği, Candaş Şişman ve Deniz Kader&#8217;in sanat yönetmenliği yaptığı projenin muazzam müziklerini ise Görkem Şen yaptı.</p>
<p>Yekpare, 8500 yıllık bir İstanbul hikayesini anlatıyor. Pagan&#8217;lardan Roma İmparatorluğu&#8217;na, Bizans&#8217;tan Latin İmparatorluğu&#8217;na uzanan İstanbul&#8217;un geçmişi, günümüzün hikayesiyle harmanlanıyor.</p>
<p>Haydarpaşa Tren İstasyonu, tüm bu hikayeyi sunabilmek için kusursuz bir mimari form. 1906 yılından bu yana Orta Doğu ve Batı arasındaki ilişkinin merkezi olan Haydarpaşa, Asya yakasının belki de en önemli ve büyüleyici binalarından. 50&#8242;li yıllarda göçmenlere kapısını açmasıyla kalabalıklaşan Haydarpaşa, İstanbul&#8217;un kaotik ve kalabalık şehir hayatıyla çerçeveleniyor Yekpare&#8217;de.</p>
<p>Proje, politik ve coğrafi konumları içinde barındıracak bir konsept üzerine kurulu. Kadıköy yakasından her birimizin gözlerini bir saniye kaçırmadan izlediği Yekpare, İstanbul&#8217;un büyüleyici güzelliğini ve derin geçmişini bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/sanat/yekpare/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url="http://muhteviyat.com/files/2010/06/yekpare-manset-150x150.jpg" length="10225" type="image/jpg" />	</item>
		<item>
		<title>Yeni Başlayanlar İçin Kavramsal Sanat Tarifleri</title>
		<link>http://muhteviyat.com/sanat/yeni-baslayanlar-icin-kavramsal-sanat-tarifleri/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/sanat/yeni-baslayanlar-icin-kavramsal-sanat-tarifleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Jun 2010 09:22:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[kavramasal sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2119</guid>
		<description><![CDATA[Uluslarası Drastik Sanatlar Vakfı Sunar
Tariflerimizi kullanarak siz de evinizi kavramsal sanat eserleriyle renklendirebilirsiniz.










© Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#124; RSS &#124; 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Uluslarası Drastik Sanatlar Vakfı Sunar</strong></h3>
<p>Tariflerimizi kullanarak siz de evinizi kavramsal sanat eserleriyle renklendirebilirsiniz.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2120" title="00" src="http://muhteviyat.com/files/2010/06/00.jpeg" alt="" width="616" height="497" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2121" title="01" src="http://muhteviyat.com/files/2010/06/01.jpeg" alt="" width="640" height="517" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2122" title="02" src="http://muhteviyat.com/files/2010/06/02.jpeg" alt="" width="640" height="517" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2123" title="03" src="http://muhteviyat.com/files/2010/06/03.jpeg" alt="" width="640" height="517" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2124" title="04" src="http://muhteviyat.com/files/2010/06/04.jpeg" alt="" width="640" height="517" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2125" title="05" src="http://muhteviyat.com/files/2010/06/05.jpeg" alt="" width="640" height="517" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2126" title="06" src="http://muhteviyat.com/files/2010/06/06.jpeg" alt="" width="640" height="517" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2127" title="07" src="http://muhteviyat.com/files/2010/06/07.jpeg" alt="" width="640" height="517" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2128" title="08" src="http://muhteviyat.com/files/2010/06/08.jpeg" alt="" width="640" height="517" /></p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/sanat/yeni-baslayanlar-icin-kavramsal-sanat-tarifleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
	<enclosure url="http://muhteviyat.com/files/2010/06/00-150x150.jpg" length="4364" type="image/jpg" />	</item>
		<item>
		<title>Gerçek olduğu için mi korkunç, yoksa gerçekten korkunç mu?</title>
		<link>http://muhteviyat.com/sanat/gercek-oldugu-icin-mi-korkunc-yoksa-gercekten-korkunc-mu/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/sanat/gercek-oldugu-icin-mi-korkunc-yoksa-gercekten-korkunc-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 11:11:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Demirci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Gottfried Helnwein]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=1956</guid>
		<description><![CDATA[
Yanında Donald Duck’ın yaratıcısı Carl Barks’ı ya da Bukowski’yi görürseniz şaşırmayın. Helnwein, 80lerden beri çocukların tarafında sesli isyanını sürdürürken, hiç tahmin etmediğiniz insanlar da ona destek olmaya devam ediyor.
(...)Devamını oku &#124;  © Elif Demirci &#124; 
 Röportaj,  Sanat &#124; 2010 

© Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#124; RSS &#124; 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://muhteviyat.com/files/2010/03/helnwein.jpg" rel="lightbox[1956]"><img class="alignnone size-full wp-image-1957" title="helnwein" src="http://muhteviyat.com/files/2010/03/helnwein.jpg" alt="" width="600" height="305" /></a></p>
<blockquote><p>Yanında Donald Duck’ın yaratıcısı Carl Barks’ı ya da Bukowski’yi görürseniz şaşırmayın. Helnwein, 80lerden beri çocukların tarafında sesli isyanını sürdürürken, hiç tahmin etmediğiniz insanlar da ona destek olmaya devam ediyor.</p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/sanat/gercek-oldugu-icin-mi-korkunc-yoksa-gercekten-korkunc-mu/">Devamını oku</a> |  © <a href="datafobik">Elif Demirci</a> | 
<a href=" Röportaj,  Sanat"> Röportaj,  Sanat</a> | 2010 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/sanat/gercek-oldugu-icin-mi-korkunc-yoksa-gercekten-korkunc-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url="http://muhteviyat.com/files/2010/03/gh1418-150x150.jpg" length="7527" type="image/jpg" />	</item>
		<item>
		<title>Seni Anlıyorum</title>
		<link>http://muhteviyat.com/sanat/seni-anliyorum/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/sanat/seni-anliyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 15:19:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=731</guid>
		<description><![CDATA[
Seni izliyorum. Tutar mı diye endişelisin.Ama rahatsın da, kimse görmez, kimse anlamaz, anlamazlarsa daha kıymetlisin gibi birşey zaten. Ne anladım biliyor musun eserinden. Turgut Özal’ı sevmiyorsun. Tombik tombik çizmişsin gerçi, sevilmeyecek bir tarafı da yok ona bakınca. Yine de sanatçılar Turgut Özal’ı sevmemelilerdir. Sevmemelidirler.
(...)Devamını oku &#124;  © Erkin Gören &#124; 
 Sanat &#124; 2010 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-1333" title="senianliyorum" src="http://muhteviyat.com/files/2010/01/senianliyorum.jpg" alt="" width="600" height="224" /></p>
<blockquote><p>Seni izliyorum. Tutar mı diye endişelisin.Ama rahatsın da, kimse görmez, kimse anlamaz, <strong>anlamazlarsa daha kıymetlisin</strong> gibi birşey zaten. Ne anladım biliyor musun eserinden. Turgut Özal’ı sevmiyorsun. Tombik tombik çizmişsin gerçi, sevilmeyecek bir tarafı da yok ona bakınca. Yine de sanatçılar Turgut Özal’ı sevmemelilerdir. Sevmemelidirler.</p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/sanat/seni-anliyorum/">Devamını oku</a> |  © <a href="Erkin Gören">Erkin Gören</a> | 
<a href=" Sanat"> Sanat</a> | 2010 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/sanat/seni-anliyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	<enclosure url="http://muhteviyat.com/files/2010/01/senianliyorum_erkin-150x150.jpg" length="7877" type="image/jpg" />	</item>
		<item>
		<title>Haritadaki boş noktalar: Trevor Paglen</title>
		<link>http://muhteviyat.com/sanat/haritadaki-bos-noktalar-deneysel-cografyaci-trevor-paglen/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/sanat/haritadaki-bos-noktalar-deneysel-cografyaci-trevor-paglen/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 16:49:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özgür Uçkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Trevor Paglen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhteviyat.com/?p=928</guid>
		<description><![CDATA[
Trevor Paglen, karanlık, varlığı asla itiraf edilmeyen, haritalarda işaretlenmeyen, derin ve gizli bir dünyanın “deneysel coğrafyası” ile uğraşıyor.  Alışıldık, sıradan dünyamızı paralel bir evren gibi kuşatan, varlığı hakkında ancak zaman zaman belli belirsiz işaretler aldığımız, yerlilerinin “kara dünya” adını taktığı bir mekanın izlerini sürüyor, topografyasını görselleştiriyor. Zor ve “riskli” bir av.
(...)Devamını oku &#124;  © [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-934" title="paglen_ozgur_02" src="http://muhteviyat.com/files/2009/07/paglen_ozgur_02.jpg" alt="" width="566" height="247" /></p>
<blockquote><p>Trevor Paglen, karanlık, varlığı asla itiraf edilmeyen, haritalarda işaretlenmeyen, derin ve gizli bir dünyanın <em>“deneysel coğrafyası” </em>ile uğraşıyor.  Alışıldık, sıradan dünyamızı paralel bir evren gibi kuşatan, varlığı hakkında ancak zaman zaman belli belirsiz işaretler aldığımız, yerlilerinin “kara dünya” adını taktığı bir mekanın izlerini sürüyor, topografyasını görselleştiriyor. Zor ve <em>“riskli”</em> bir av.</p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/sanat/haritadaki-bos-noktalar-deneysel-cografyaci-trevor-paglen/">Devamını oku</a> |  © <a href="Özgür Uçkan">Özgür Uçkan</a> | 
<a href=" Sanat"> Sanat</a> | 2009 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/sanat/haritadaki-bos-noktalar-deneysel-cografyaci-trevor-paglen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url="http://muhteviyat.com/files/2009/06/paglen_ozgur-150x150.jpg" length="14897" type="image/jpg" />	</item>
	</channel>
</rss>

