<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#187; Yaşam</title>
	<atom:link href="http://muhteviyat.com/kategori/yasam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://muhteviyat.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Dec 2011 13:42:19 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Vampirizm</title>
		<link>http://muhteviyat.com/yasam/vampirizm/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/yasam/vampirizm/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 17:20:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep Alpaslan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Baudelaire]]></category>
		<category><![CDATA[blade]]></category>
		<category><![CDATA[buffy the vampire slayer]]></category>
		<category><![CDATA[dracula]]></category>
		<category><![CDATA[Le Vampire]]></category>
		<category><![CDATA[vampire hunter]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2425</guid>
		<description><![CDATA[
Vampir mitleri her geçen gün değişiyor, vampirizm kuralları alt üst oluyor. Ama “güneşte parlayan vampir mi olurmuş” demek yerine, bu heyecan verici değişimin altında yatan anlamları görmeye çalışmakta fayda var. Nelerin değiştiği kadar, nelerin aynı kaldığı da önemli. Vampirliğin özünü kavrayanlar, sarımsak meselesine bu kadar takılmayacaklardır. Blade, Vampire Hunter D ve Dampyr gibi melezler ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img class="alignnone size-full wp-image-2428" title="vampirs" src="http://muhteviyat.com/files/2011/11/vampirs1.jpg" alt="" width="615" height="230" /></div>
<p>Vampir mitleri her geçen gün değişiyor, vampirizm kuralları alt üst oluyor. Ama “güneşte parlayan vampir mi olurmuş” demek yerine, bu heyecan verici değişimin altında yatan anlamları görmeye çalışmakta fayda var. Nelerin değiştiği kadar, nelerin aynı kaldığı da önemli. Vampirliğin özünü kavrayanlar, sarımsak meselesine bu kadar takılmayacaklardır. Blade, Vampire Hunter D ve Dampyr gibi melezler ve çocuk doğuran, geleceği gören vampirler, ‘vampir’ algımızı uzun zaman önce değiştirdi. Yine de, bir kez daha deneyelim: Bir an için, onun gerçekleri yazdığını varsayalım. Bir an için, onun ‘melek yüzlü şeytan’la gerçekten tanıştığını kabul edelim. Ve inanalım: Çünkü kökleri Lilith’e uzanan vampir efsanesi, tek bir beyefendinin şiiriyle, hiç bu kadar gerçekçi görünmemişti.Baudelaire, Le Vampire bize onlar hakkında bilmemiz gereken her şeyi anlatıyor:</p>
<p style="text-align: center;"><em>“Sen ki bir hançer gibi<br />
</em><em>Sızlayan kalbime daldın<br />
</em><em>Sen iblisler gibi güçlü<br />
</em><em>Çılgın ve süslü geldin.”</em></p>
<p><em> </em>Vampir korkusu, ölüm korkusu değildir. Vampir, yaşama ya da ölüme ait değildir. Genç ve ölümsüzdür. Kurbanlarına vadettiği kanlı bir acı değil, kanlı bir zevktir. Vampirin dişlerini geçirdiği kurban, çoğu zaman başını geriye atıp gözlerini kapatır ve yarı aralık dudaklarında, şehvetli bir gülümseme belirir. Vampir korkusu, baştan çıkarılmanın korkusudur. Ve vampir çoğu zaman hem korkulan, hem de arzulanan bir figürdür. O kadar güzeldir ki, kalpleri sızlatır.Televizyon tarihinin en çekici ‘ruh sahibi’ vampir karakterlerinden Angel, karizmatik bir gülüşle “Le Vampire”yi okuyarak eski günleri yadeder. Baudelaire’le ‘oynadığı’, onu çıldırtığı zamanları. Angel (Angelus) sıkılıp gitmiş ama Baudelaire onu unutamamıştır. Ve sonunda, ileride Kötülük Çiçekleri’nde yer alacak olan bu şiiri yazar. Şair, baştan çıkarılmış ve bundan zevk almıştır. Ama fantezilere fazla kapılmadan önce, şu “güçlü, çılgın ve süslü” meselesine geri dönelim:</p>
<p><img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="alignleft size-full wp-image-2441" title="Vampire-Killing-Kit" src="http://muhteviyat.com/files/2011/11/Vampire-Killing-Kit-01.png" alt="" width="280" height="271" />Aristokrasi! Sarımsak, tabii ki ‘alt tabaka’nın besinidir. Vampirler, besin zincirinin en tepesinde yer alırlar. Aynada görünmezler, sinsidirler. Haçtan ve kutsal sudan korkarlar, çünkü şeytanın tarafındadırlar. Kızdıklarında ya da acıktıklarında vampir yüzüne bürünürler, iki yüzlüdürler. Yanık ten, halka özgüdür, onlar güneşe çıkmazlar, çıkarlarsa ölürler. Geceleri yarasaya dönüşüp, sisler içinde kaybolabilirler. Tabutta uyurlar. Bazıları uçabilir. Hiçbirinin vicdanı ya da ruhu yoktur. Fırfırlı gömlekleriyle, kol düğmeleriyle, kadife ceketleriyle, çok güzel, çok zengin ve çok süslüdürler. Tabii ‘zamane kızları’ için modası geçmiş bir şey bu. Buffy the Vampire Slayer’da Spike, Drakula’nın süsleriyle, şatosuyla ve kibar aksanıyla dalga geçer ve ‘bana hala on dolar borcu var, önce onu ödesin’ der. En azından, 18. yüzyılda durum böyleydi.</p>
<p>18. yüzyılda vampirler, Alman şiirinin erotik figürleri olarak varlıklarını sürdürdüler. Yüzyılın sonlarına doğru İngiliz şiirinde de popüler oldular, ama 1818’de İsviçre’de yapılan o meşhur ‘toplantı’ya kadar, onları –o zamanlar ‘kadın işi’ denilip küçümsenen roman türüyle- ölümsüzleştirmek kimsenin aklına gelmedi.</p>
<p><img style=' float: right; padding: 4px; margin: 0 0 2px 7px;'  class="size-full wp-image-2430 alignright" title="Lord Byron" src="http://muhteviyat.com/files/2011/11/10qvx3n.png" alt="" width="275" height="335" />Tıpkı Ken Russell’in 1986 tarihli filmi Gothic’te anlattığı gibi, bir göl kenarında, muhteşem bir malikanede toplandılar. Shelley, Byron ve Doktor Polidori. Absent eşliğinde anlatılan hikayelerden sonra, Mary Shelley, Frankenstein’ı yarattı. Ama o gecenin bir önemi daha vardı: Bir süredir vampirlerle ilgili saplantılı şiirler yazan İngiliz şair Lord Byron, doktorunun kanına girmeyi başardı ve sonunda Polidori, The Vampyre’yi yazdı. Polidori’nin hayat verdiği ve ilk modern vampir olarak kabul edilen Lord Ruthven karakteri, gücüyle, çılgınlığıyla ve süsüyle, Lord Byron’un ta kendisiydi. Vampirlere inananlar, ‘tehlikeli ve çılgın şair’ Byron’un hala aramızda dolaştığını kolaylıkla düşünebilirler.</p>
<p>Polidori’nin vampir romanı, neo-gotik türünün başlangıcı oldu ve arkası su gibi geldi. Ancak sonraları Bram Stoker’in de editörlüğünü yapacak olan Sheridan le Fanu’nun Carmilla’sındaki lezbiyen vampirler çabuk unutuldu ve –herkesin diline doladığı Romanya prensi Kazıklı Voyvoda-Vlad Tepeş dışında- bilinen ilk vampirin bir kadın olmasına rağmen, vampirler karşımıza uzun bir süre ‘çekici ve kötü’ erkekler olarak çıkmaya devam ettiler. Bunun sorumlusu, Drakula’ydı.</p>
<p style="text-align: center;"><em>“Horlanmış yalnız ruhumdan<br />
Yatağını sermeye bak<br />
Zincire vurulmuş gibi<br />
Sevip bağlandığım alçak.”</em></p>
<p>Vampirin baştan çıkarıcılığı, yalnızca ölümsüz-ölümcül olmasında değil, ‘yasak meyve’ olmasında yatar. İleride Buffy, bu yasağı delip Angel’le, Spike’le hatta bir geceliğine, Drakula’yla birlikte olup, Alacakaranlık’taki Bella ve Edward aşkının öncüsü olacaktır ve bu, Lord Ruthven, Kanlı Kontes-Elizabeth (Erzsebet) Bathory ve Kazıklı Voyvoda-Vlad Tepeş kırması Drakula’nın bıraktığı –vampir avcısı Van Helsing hariç- en önemli miras olarak görülmelidir.</p>
<p>Ama bir kadın bir vampire aşık olacaksa, o vampirin sadece ‘kötü’ olması, elbette yetmeyecekti. Çekici ve baştan çıkarıcı olması gerekiyordu, aynı zamanda da sonsuz gençlik-güzellik vaatleriyle dolu olması. Murnau 1922’de Drakula’yı beyazperdeye uyarladı. Sessiz filmin siyah-beyaz vampiri Nosferatu iyiydi, hoştu ama dişleri bir felaketti. Onu mezuniyetinize çağıramazdınız, garip kaçardı. Anne Rice bunun farkındaydı. Bu yüzden, zamanla ön dişler gitti, sivri ve erkeksi köpek dişleri geldi. Uzun tırnakların yerini manikürlü eller aldı. Dağınık saçlar, çarpık gülümsemeler ve romantik döneme özgü tüm ‘dandy’ cazibe unsurları, bir araya geldi ve Anne Rice’nin vampirleri, yetmişli yıllara damgasını vurdu.</p>
<p>Rice’nin Vampir Günceleri’ndeki ölümsüz erkekler, kıllarını bile kıpırdatmadan kadınları baştan çıkarıyorlardı. İşkence görmüş ‘düşmüş’ vampir (Vampirle Görüşme’de çöplüklerde dolaşıp fare avlayan Brad Pitt), şefkat ve şehvet duygularını aynı anda tetikleyen bir yasak meyveydi. Bir ‘ruh’la lanetlenmiş Angel, çıplak ve yaralı bedenini çekingen bakışlarla teşhir ederken, ‘kötü’ vampir Spike, “İnsanlar hala bu Anne Rice saçmalıklarına kanıyor mu?” diyordu. Tabii ki kanıyorduk. Laurell Hamilton’un vampir avcısı Anita Blake hiçbir şeyi alt üst etmiş filan sayılmazdı. Ama hala bir şeyler eksikti. Angel kendi seçimiyle ‘iyi’ olmamıştı, sürekli acı çekiyordu ve karanlık tarafın cazibesine kapılıp da Angelus’a dönüşmediği zamanlar dışında, arzulanmayı reddeden, biraz fazla dostane bir tarafı vardı. Daha kötü, daha çekici, daha eğlenceli bir ‘iyi’ye ihtiyaç vardı. Spike. Kendi isteğiyle ‘ruh’unu kazandı, sevdiği kadın için ‘dünyayı kurtarmak’ gibi fedakarlıklar yaptı ve arzularını hiçbir zaman gizlemedi. Kilisede –tabii ki çıplak- bedeniyle sarıldığı dev haç onu yakarken bile halinden memnundu. Bir kadın başka ne isteyebilir?</p>
<p style="text-align: center;"><em>“Nasıl kumarbaz kumara<br />
Nasıl şişesine sarhoş<br />
Nasıl kurtlarına bir leş<br />
Bağlandıysa. –lanet sana.”</em></p>
<p>Baudelaire, Angelus’un sadece kaşına gözüne bağlanmamıştı belli ki. Her yazarın vampirlik kurallarını baştan yazdığı şu günlerde vampirlere yüklenen anlamlar –kaçınılmaz bir biçimde- 18. yüzyıl erotizminin (cinsel birleşmenin ya da şehvet düşkünlüğünün sonucu olarak ‘veba’) dışına taşıyor. Uyuşturucu bağımlılığı (yine Buffy’den örnek vereceğim) vampirizmin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Buffy’nin sevgilisi Riley, sistemdeki kara delikleri görüp ordudan ayrıldıktan sonra kendini ‘uyuşturucu’ya veriyor: Gecelerini bir batakhanede, kendini –çoğunlukla bileklerini- vampirlere ısırttırarak geçiriyor ve her küçük ‘doz’ ısırıkla göz bebekleri biraz daha küçülürken, kendinden geçiyor. Tabii seksenli yılların kült filmlerinden Lost Boys’taki Kiefer Sutherland’i de es geçmek olmaz.</p>
<p><img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="size-full wp-image-2431 alignleft" title="Elizabeth Bathory" src="http://muhteviyat.com/files/2011/11/3828abc75aa3038d7652245ecc06c6b1_1279743988.jpeg" alt="" width="274" height="343" />Ama bağımlılık türlü türlü olabilir. Tüketim, en büyük zaaftır. Buffy’de vampirler, insanları kaçırıp bir fabrikaya götürüyorlar. Seri üretim kan.</p>
<p>Kapitalizmin tükettiği, aslında biziz, deniyor. Bir tüketim nesnesi olarak ‘vampir’ ise, Alacakaranlık’ta karşımıza çıkıyor. Ama bundan önce, Macar kontesi Elizabeth Bathory’i analım…</p>
<p style="text-align: center;"><em>“Özgürlüğüm boynuna<br />
Bir pala insin istedim<br />
Alçaldım kalleş zehire<br />
Bana bunu ödet istedim.”</em></p>
<p>‘Kanlı Kontes’i altı yüzden fazla genç-bakire kızı öldürmeye iten, gençlik saplantısıydı. Kızların kanının cildine iyi geldiğine ve onu gençleştirdiğine inanıyordu. Zamanla saplantısı büyüdü, buna bağımlı hale geldi. Ve kendini, gerçek bir vampire dönüştürdü.</p>
<p>Bathory’inin arzusu bugün bir sektöre hayat vermiş olabilir, ancak burada sözü edilen, başka türlü bir şey. İçten ya da dıştan, hiç yaşlanmamak. Doğu Avrupa topraklarından doğan bir mit, Amerikan kültürüne uyarlandığında, gençliğin en büyük erdem – ve tüketim malzemesi- olması da kaçınılmaz. Debussy dinleyen, yüksek sanat düşkünü, bol diplomalı zengin çocukları bu kadar cazip kılan nedir? Stephanie Meyer’in kitaplarının –ve filmin- tek özelliğinin, liseli aşıklardan birinin vampir (ama ‘doğru dürüst bir vampir’ bile değil) olması doğru değil. Alacakaranlık’taki ‘vampirlik’, gençlik, güzellik ve zayıflık saplantısı olan bir kültürün hastalıklarına, anoreksiya/blumia nevroza’ya işaret ediyor. Hiç yemek yemeyen bu çok ‘cool’ çocuklar, güzel giyinip, güzel arabalara biniyorlar. Esas oğlan Edward ise, güneşin altında ‘manyak elmaslar gibi’ parlıyor. Neden olmasın? Sonuçta en değerli tüketim/arzu nesnelerinden biri olan pırlanta, kan dökülerek elde edilir.</p>
<p>‘Vampir’in bu kadar çok yan anlamı varken, yüzyıllardır başı çeken altmetnin –cinselliğin- artık ‘metnin kendisine dönüşmesi’ de kaçınılmaz. Yine Buffy’den bir sahne:</p>
<p>İnsanları ısırmaması için kafasına çip takılan ama bundan habersiz olan ‘kötü vampir’ Spike, Buffy’nin arkadaşı Willow’un odasına gelir ve onu ısırmaya çalışır. Başaramaz ve –kaba bir özetle- şunlar konuşulur:</p>
<p><strong>Willow:</strong> Bu her vampirin başına gelir…<br />
<strong> Spike</strong>: Benim değil!<br />
<strong> Willow: </strong>Benim yüzümden, değil mi? Ben vampirlerin dişlerini geçirmek istediği türden bir kız değilim. Daha çok “benim kızkardeşim gibisin” dedikleri türden biriyim.</p>
<p>Ve Le Vampire’ye dönecek olursak:</p>
<p style="text-align: center;"><em>“Heyhat! Zehir de pala da</em><em>Hafife aldılar beni.<br />
</em><em>Dediler: Pis bir kölesin,<br />
</em><em>Kurtarmaya değmez seni<br />
</em><em>Budala! Çabalarımız<br />
</em><em>Seni ondan kurtarsa da<br />
</em><em>Hortlayıp öpücüklerden<br />
</em><em>Doğacak bir vampir daha.”*</em></p>
<div>
<p>Yeraltı kulüplerinde takılıp, umutsuzca vampire dönüştürülmeyi –kurtarılmayı- bekleyen Goth’lardan söz ediliyor. İnsanlar vampir, vampirler insan olmak istiyor. İnsanların vampirlere olan hayranlığı, vampirliğe geçiş töreni kurallarını (bir vampirin önce kanınızı içmesi ve sonrasında, siz ölmeden hemen önce size kendi kanını içirmesi gerekir) hala ayakta tutuyor. Vampirliğinden acı çeken modern vampir ise, güneşlenmeyi, yemek yemeyi ve sonunda ‘kız’a sahip olmayı arzuluyor. Bu arada, değişimin kaçınılmaz bir sonucu olarak, popüler kültürde iz bırakmış vampir kişilikler ve ‘kadınları’, hayranları tarafından yeniden eşleştiriliyor. Belki ileride sadece bu konu üzerine bir çok postmodern vampir kitabı yazılacak ama şimdilik, kulağa garip geliyor: Lestat, Spike’ye ‘serseri’ derdi, Buffy Edward’ı çocuksu bulurdu, Elizabeth Bathory ise, Bella’nın kanında yıkanmak isterdi muhtemelen…</p>
<p>Son bir not: Konuyla ilgili daha fazla bilgi için, geçtiğimiz senelerde Independent Scholars’ın girişimleriye İstanbul’da düzenlenen Buffyverse (Buffy the Vampire Slayer evreni) konferansının metinlerine bakılabilir.</p>
<p dir="ltr">*Baudelaire, Kötülük Çiçekleri, Erdoğan Alkan çevirisi.</p>
<pre>Bu yazı Radikal Kitap’ta yayımlanmıştır.</pre>
</div>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/yasam/vampirizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Amerikan İkonu, Scott Fitzgerald</title>
		<link>http://muhteviyat.com/yasam/cennete-giden-yol/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/yasam/cennete-giden-yol/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jul 2011 11:24:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Umut Hanioğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Francis Scott Fitzgerald]]></category>
		<category><![CDATA[This Side of Paradise]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2414</guid>
		<description><![CDATA[﻿

` En zengin erkeğin istediğinde en güzel kızı elde ettiği, bir geliri bulunmayan sanatçının yeteneğini bir düğme imalatçısına satmak zorunda olduğu sistemden bıktım usandım.`

(...)Devamını oku &#124;  © Umut Hanioğlu &#124; 
 Edebiyat,  Yaşam &#124; 2011 

© Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#124; RSS &#124; 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-2415" href="http://muhteviyat.com/yasam/cennete-giden-yol/attachment/scottf/"><img class="size-full wp-image-2415 alignnone" title="scottf" src="http://muhteviyat.com/files/2011/07/scottf.jpg" alt="" width="615" height="230" /></a>﻿</p>
<blockquote>
<div>`<em> En zengin erkeğin istediğinde en güzel kızı elde ettiği, bir geliri bulunmayan sanatçının yeteneğini bir düğme imalatçısına satmak zorunda olduğu sistemden bıktım usandım.`</em></div>
</blockquote>
<div>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/yasam/cennete-giden-yol/">Devamını oku</a> |  © <a href="umuthanioglu">Umut Hanioğlu</a> | 
<a href=" Edebiyat,  Yaşam"> Edebiyat,  Yaşam</a> | 2011 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/yasam/cennete-giden-yol/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadının G Hali: Erkeklerimizi Eğitelim Serisi</title>
		<link>http://muhteviyat.com/yasam/kadinin-g-hali-erkeklerimizi-egitelim-serisi/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/yasam/kadinin-g-hali-erkeklerimizi-egitelim-serisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2010 18:13:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Özturhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2267</guid>
		<description><![CDATA[
Tarihin en eski genellemelerinden biri, &#8220;kadınların anlaşılmaz olduğu&#8221;dur. Tabi ki bu fikre katılmıyorum ve bu kadim geyiği yapmış her erkeğe laflar hazırladım:
Her şeyden önce, onu anlamaya merakın yoktu, bir an önce kullanıma geçeyim istedin. Eline kadınların kullanma taimatını vermiş olsalardı bile okumaz, resimlere bakarak çözerim sanırdın. Elinde patlağı noktada da, &#8220;Viyy eneem, kadınlar çok anlaşılmaz&#8220;.
Neyse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://muhteviyat.com/files/2010/11/ghalindeki.jpg" rel="lightbox[2267]"><img class="alignnone size-full wp-image-2268" title="ghalindeki" src="http://muhteviyat.com/files/2010/11/ghalindeki.jpg" alt="" width="600" height="250" /></a></p>
<p><!-- p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 15.0px Arial} p.p2 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 15.0px Arial; min-height: 17.0px} p.p3 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Arial} span.s1 {text-decoration: underline ; color: #2748b7} -->Tarihin en eski genellemelerinden biri, &#8220;kadınların anlaşılmaz olduğu&#8221;dur. Tabi ki bu fikre katılmıyorum ve bu kadim geyiği yapmış her erkeğe laflar hazırladım:</p>
<p>Her şeyden önce, onu anlamaya merakın yoktu, bir an önce kullanıma geçeyim istedin. Eline kadınların kullanma taimatını vermiş olsalardı bile okumaz, resimlere bakarak çözerim sanırdın. Elinde patlağı noktada da, &#8220;<em>Viyy eneem, kadınlar çok anlaşılmaz</em>&#8220;.</p>
<p>Neyse bu aklı <a href="http://www.sezyum.com/">dj sarıyılan</a> verdi, &#8220;<em>Çok kısa ve net maddelersen akıllarına yatar</em>&#8221; felan dedi (arkanızdan dedi beyler). O yüzden elimden geldiğince sütrüktüre bi şekilde, her erkeğin öğrenmesi gereken bir gerçeği anlatıcam bugün. Defterini kalemini çıkart, notunu tut. Sınıfın inek kızından fotokopiyle bi yere gelemezsin ademoğluevladım.</p>
<p>Kadının G Hali &#8220;Gösteri&#8221;ye tekabül eder; hatun kişinin göresi, daha da iyisi görülesi, gösteriş yapası, gerdan kırası, gerim gerim gerinesi ve tüm bunları yapacak ortam bulamazsa gudubetleşesi tutar bazen. Bu doğa olayının şiddeti, hatunun ya da ayın çeşitli evrelerine göre değişim gösterir. Doğanın gücüne inanın beyler; pek çok ıslak rüyanız, bu doğa olayına hazırlıksız yakalandığınız için hüsranla bitti.</p>
<h2><strong>G Halinde Kadına Nasıl Yaklaşmalı?</strong></h2>
<p><strong>G Alarm Kodundaki Kadın Manitanızsa;</strong> yapılacak en doğru hareket onu ve en sevdiği arkadaşını gece dışarı çıkartmak olacaktır. Bu kutlu haberi sabahtan verin ki kızcağız gündüz arkadaşıyla bi ayakkabı felan baksın. Kızların 4,5 saatlik hazırlık töreninde, Spartaküs, Dexter, True Blood, yarım kalan artık hangi diziyse ona takılırsınız. Yalnız gece arkanızdan &#8220;godoş&#8221; diye konuşulmasını istemiyorsanız, çok içmeyin. O kızları birinin eve taşıması gerekecek.</p>
<p><strong>Yalnız G:</strong> Kadının bu haline güzel argomuzda, &#8220;gideri var&#8221; da denmekte. Bir gece çıkmasında rastgeldiğiniz Yalnız G, dolabındaki en frapan kıyafeti giymiş, saçını salmış, büyük kahkahalar eşliğinde kendinden bahsediyor. Birçok erkek bu noktada &#8220;köpek çekme&#8221; taktiğinin işe yaradığını düşünür ve maalesef endişe verici oranda haklı çıkarlar. Oysa siz asil bir beyefendiye benziyorsunuz. Ne yapacağınızı söyleyim; hatuna ilk köpek çekerek pipisini gösterecek arkadaşı centilmence dövün. Bu hareketiniz sizi, Yalnız G&#8217;nin gözünde bir şovalye yapacak. Unutmayın, şovalyeler mutlaka ödüllendirilir.</p>
<p><strong>G Grubu Deneyi:</strong> Aynı kafese kapatılan pek çok dişi farenin, G haline topluca geçtiğine dair elimizde kapsamlı araştırmalar bulunmakta. Daha da fenası, G halindeki bir dişi fareyi, mülayim bir diğer grup dişinin içine bıraktığınızda, diğerlerini hızla aktive ettiği ispatlanmış. İşin en acaip kısmı bu bilimsel gerçeklerde gizli zaten; konunun erkek farelerle nerdeyse hiç alakası yok. Yani çok fazla G halinde kadınla aynı kafesteyseniz, size tavsiyemi fısıldıyorum; khaaaçççhh, hayatın için kggaaaççhh.</p>
<p><strong>Kaçınılmaz G:</strong> O sizin bacınız, doktora hocanız, mesai arkadaşınız, bi noktada gtünü ellemeyi umduğunuz kankanız&#8230; Algını aç ve G krizinin gelişini gör. Aksi takdirde yıllar sürecek bir beddua ve kemgöz lanetine saplanmak üzere evrende, G krizli kadına doğru uçuşan bir zerreciksin. Dangoz laflarınla G halinde kadının pisişik yıldırımlarını hakkediyorsun. Neyse çaresi var; iltifat ve çikolata. Bu iki soruyu ezberle: &#8220;Saçına bişey mi yaptın? Lindt çikolata var, yer misin?&#8221;</p>
<p><strong>Kronik G:</strong> Medikal ösebyo ve tutkal ile tedavi etmeye çalışıyoruz bu bağyanı. Tutkalı gtüne sürüp bi yere sabitliyoruz. Evden ekseriyetle donla çıkışının sebebi bu; eteği sabitlendiği yerde bırakıyo. Valla sonra söylemedi deme, bu kız ocağına incir ağacı diker, eşiklere sürtersin burnunu. Gerçi bana neyse, ben incire bayılırım.</p>
<p><em>Biterken,</em></p>
<p><em>Hayatımda ilk kez sigarayı bırakmaya çalıştım ve çok başarısızdım lan. Oruç tutan tiryakiye kızmıycam bi daha tövbe rabbim, dinimiz amin.</em></p>
<p><em>O reklam var ya hani, süngerden cigeri sıkıp, bi damacana katran çıkardıkları reklamı istiyorum. 7/24 yayınlansın. Parası neyse verelim. Olur bu iş bence.</em></p>
<pre>Bu yazı <a href="http://hayatiminerkegi.blogspot.com/" target="_blank">Hayatımın Erkeği</a>'nde yayınlanmıştır. Tüm hakları yazara aittir.</pre>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/yasam/kadinin-g-hali-erkeklerimizi-egitelim-serisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Söz konusu Okan Bayülgen’se, gerisi teferruattır</title>
		<link>http://muhteviyat.com/yasam/soz-konusu-okan-bayulgen%e2%80%99se-gerisi-teferruattir/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/yasam/soz-konusu-okan-bayulgen%e2%80%99se-gerisi-teferruattir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2010 08:01:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elmira Cancan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[medya kralı]]></category>
		<category><![CDATA[okan bayülgen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2045</guid>
		<description><![CDATA[Okan Bayülgen’in son senelerde yapmakta olduğu ismi farklı, konukları da içeriği de aynı, eleştiriye kapalı program formatına bakınca, akla Türkiye’de eğlence anlayışının geçirdiği değişimler ve yeniliklerin kaçınılmaz şekilde dogmaya, tahammülsüzlüğe dönüştüğü düşüyor. 
(...)Devamını oku &#124;  © Elmira Cancan &#124; 
 Yaşam &#124; 2010 

© Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#124; RSS &#124; 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2046" class="wp-caption alignnone" style="width: 610px;  border: 1px solid #dddddd; background-color: #f3f3f3; padding-top: 4px; margin: 10px; text-align:center;"><a href="http://www.behance.net/akselceylan "><img class="size-full wp-image-2046 " title="okan-bayulgen" src="http://muhteviyat.com/files/2010/04/okan-bayulgen.jpg" alt="" width="600" height="250" /></a><p style=' padding: 0 4px 5px; margin: 0;'  class="wp-caption-text">İllüstrasyon: Aksel Ceylan</p></div>
<blockquote><p><strong>Okan Bayülgen’in son senelerde yapmakta olduğu ismi farklı, konukları da içeriği de aynı, eleştiriye kapalı program formatına bakınca, akla Türkiye’de eğlence anlayışının geçirdiği değişimler ve yeniliklerin kaçınılmaz şekilde dogmaya, tahammülsüzlüğe dönüştüğü düşüyor. </strong></p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/yasam/soz-konusu-okan-bayulgen%e2%80%99se-gerisi-teferruattir/">Devamını oku</a> |  © <a href="elmiracancan">Elmira Cancan</a> | 
<a href=" Yaşam"> Yaşam</a> | 2010 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/yasam/soz-konusu-okan-bayulgen%e2%80%99se-gerisi-teferruattir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıcak bir öğlen üzeri anımsamalar</title>
		<link>http://muhteviyat.com/teknoloji/sicak-bir-oglen-uzeri-animsamalar/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/teknoloji/sicak-bir-oglen-uzeri-animsamalar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Apr 2010 15:25:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rıfat Akçe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[amiga]]></category>
		<category><![CDATA[c64]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=2029</guid>
		<description><![CDATA[
Çok oynardık kardeşimle ben. Halıların çizgileri yol, parkelerde deniz olurdu. Saatlerce trafik yapardık halının çizgilerinde. Dev binalar olurdu, aralarında otoyollar, denizlerde yelkenliler, gemilerde yolcular… Kahretsin ne zevkliydi! Bir günün öğleden sonra uykusu; beş çayı evveli&#8230;
(...)Devamını oku &#124;  © Rıfat Akçe &#124; 
 Teknoloji,  Yaşam &#124; 2010 

© Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#124; RSS &#124; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2033" title="oyunoynamak" src="http://muhteviyat.com/files/2010/04/oyunoynamak.jpg" alt="" width="600" height="250" /></p>
<p>Çok oynardık kardeşimle ben. Halıların çizgileri yol, parkelerde deniz olurdu. Saatlerce trafik yapardık halının çizgilerinde. Dev binalar olurdu, aralarında otoyollar, denizlerde yelkenliler, gemilerde yolcular… Kahretsin ne zevkliydi! Bir günün öğleden sonra uykusu; beş çayı evveli&#8230;</p>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/teknoloji/sicak-bir-oglen-uzeri-animsamalar/">Devamını oku</a> |  © <a href="Rıfat Akçe">Rıfat Akçe</a> | 
<a href=" Teknoloji,  Yaşam"> Teknoloji,  Yaşam</a> | 2010 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/teknoloji/sicak-bir-oglen-uzeri-animsamalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saba Tümer diyetiyle hazmı kolay ünsüzler</title>
		<link>http://muhteviyat.com/yasam/saba-tumer-diyetiyle-hazmi-kolay-unsuzler/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/yasam/saba-tumer-diyetiyle-hazmi-kolay-unsuzler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2010 17:02:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elmira Cancan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Lopus]]></category>
		<category><![CDATA[Saba Tümer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=1999</guid>
		<description><![CDATA[
Saba Tümer&#8217;i, oynamaya yerin dar geldiği İzmir’den kendini İstanbul&#8217;a atıvermiş, çalışkan, azimli, (akrabası Show TV kurucularından olduğundan ünü cebinde garanti) İzmirli bir güzel olarak, lazer marifeti bembeyaz dişleri ve komşuda çay saati gibi diz dize, samimi sohbetleriyle tanıdık.
(...)Devamını oku &#124;  © Elmira Cancan &#124; 
 Yaşam &#124; 2010 

© Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#124; RSS [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2000" title="sabatumer" src="http://muhteviyat.com/files/2010/03/sabatumer.jpg" alt="" width="601" height="306" /></p>
<blockquote><p>Saba Tümer&#8217;i, oynamaya yerin dar geldiği İzmir’den kendini İstanbul&#8217;a atıvermiş, çalışkan, azimli, (akrabası Show TV kurucularından olduğundan ünü cebinde garanti) İzmirli bir güzel olarak, lazer marifeti bembeyaz dişleri ve komşuda çay saati gibi diz dize, samimi sohbetleriyle tanıdık.</p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/yasam/saba-tumer-diyetiyle-hazmi-kolay-unsuzler/">Devamını oku</a> |  © <a href="elmiracancan">Elmira Cancan</a> | 
<a href=" Yaşam"> Yaşam</a> | 2010 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/yasam/saba-tumer-diyetiyle-hazmi-kolay-unsuzler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Eylemler Tasarlamamız Gerekiyor!</title>
		<link>http://muhteviyat.com/yasam/yeni-eylemler-tasarlamamiz-gerekiyor/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/yasam/yeni-eylemler-tasarlamamiz-gerekiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 11:13:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Dilbaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[stk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=1886</guid>
		<description><![CDATA[
“Dünyanın” ayaklandığı zaman olarak 1960’dan 1980’e kadarki zaman aralığını işaret edebiliyoruz. Amerika, Avrupa değil bir tek; hemen her yerde değişim isteniyor. İran’da 1979’da yaşanan İslam devrimi dahi o dönem herkesin iyi kötü bazı hakları almak için ortalığı ayağa kaldırdığını gösteriyor. Hepsi de gereklilik olarak önümüze sunulan politikalara bizim katkımız oluyor.
Devasa kitleleri ilgilendiren sosyal adaletsizlik, barış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://muhteviyat.com/files/2010/03/eylemplani.jpg" rel="lightbox[1886]"><img class="alignnone size-full wp-image-1887" title="eylemplani" src="http://muhteviyat.com/files/2010/03/eylemplani.jpg" alt="" width="600" height="250" /></a></p>
<p>“Dünyanın” ayaklandığı zaman olarak 1960’dan 1980’e kadarki zaman aralığını işaret edebiliyoruz. Amerika, Avrupa değil bir tek; hemen her yerde değişim isteniyor. İran’da 1979’da yaşanan İslam devrimi dahi o dönem herkesin iyi kötü bazı hakları almak için ortalığı ayağa kaldırdığını gösteriyor. Hepsi de gereklilik olarak önümüze sunulan politikalara bizim katkımız oluyor.</p>
<p>Devasa kitleleri ilgilendiren sosyal adaletsizlik, barış talebi, hak arama mücadeleleri 1980’den soğuk savaşın yavaşça sönmeye başladığı tarihlere doğru azalıyor. Tüketim toplumu klişe olmaya başlıyor. Kabulleniliyor. Artık bu dönemden sonra kitlelerin liberal ekonomiyle kazandıkları yeni kimlik söylemleri ile bireyselleşen toplulukların sesi makro düzeyde çıkamıyor. Bir iki örnek verebilirsiniz; yeterli mi? Sesinizdeki umuda inanan kaç kişi kaldı? Bir önceki dönemi gölgede bırakabilir mi yaptıklarınız? Belki insanlar barış söylemlerinden umutlarını yitirdiler, belki de sistemin karşısında değil içinde durmaya çalıştılar. Kim bilir? Hak arama mücadelelerinin ortak söylemleri olan barış, kardeşlik ve eşitlik tavrı o ilk çıktığı güne gömülüyor. Saygımızdan barış, kardeşlik ve eşitliği eylemlere katıyoruz. Yoksa hepimiz fakrındayız karşıt söylemin taleplerimizi yaşatmak için varolduğundan.</p>
<p>Halilye kalabalıkların biraraya gelerek klasik bir ‘eylem koymalarının’ bir anlamı eskiye kıyasla olmuyor. Hele de yazarımız gibi dijital yaşama adapte olmuş, kapitalizmin ürünlerini renkli, faydalı ciciler olarak gören yeni nesiller için eylemler saygı duyulan ama umudumuzu bağlayıp kendimizi feda edeceğimiz davalar değil artık. Zaten, hele de bizim ülkemizde, devletler / hükümetler / insanlık öyle katmerli ki bu eylem tipine bir gıdım laf işlemiyor kimseye. Bir konuya dikkat çekmek için yeni yöntemler geliştiriliyor. Yeni eylem teknikleri planlanıyor. Tüm toplum değil de böyle ufak gruplar sokağa sahip çıkmaya başladıkça da kamusal alan değer kazanıyor. Kamusal alanda yapılan eylemler de içerik açısından zenginleşiyor. Güle oynaya, dansla, müzikle, yeni medya teknolojileriyle insanlar dertlerini anlatıyor. İsteklerini çoğunluğa kabul ettirebiliyorlar. Dönem artık düz ritmlerle kalabalıkları ayaklandırmak ve makro problemlerin peşinden milyonların ayaklanması dönemi değil. Dönem, zekice düşünülmüş çoğulcu katkının sağlanabileceği eğlenceli eylemleri kamusal alana taşınma dönemi.</p>
<h3><strong>Ne kadar eylemceli bir gün!</strong></h3>
<p><a href="http://muhteviyat.com/files/2010/03/cc_petersburg3.jpg" rel="lightbox[1886]"><img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="alignleft size-medium wp-image-1892" title="cc_petersburg3" src="http://muhteviyat.com/files/2010/03/cc_petersburg3-344x230.jpg" alt="" width="344" height="230" /></a>Bu tip aktivistliğin ilgi çekici olması açısından en iyi örneklerinden biri Helsinki’de ortaya çıkan <strong>Complaints Choir (Şikayet Korosu)</strong>: <strong>Tellervo Kalleinen</strong> ve <strong>Oliver Kochta-Kalleinen</strong> tarafından geliştirilen proje <strong>Fince Valituskuoro</strong> kelimesinden geliyor. Bir grup insanın aynı anda birşeylerden şikayetçi olması durumu. Şikayet Korosu farklı kıtalarda birçok kentin misafiri olmaya devam ediyor. Gittiği yerlerde açık çağrıyla koroya katılacak kişilere ulaşıyorlar. Herkesin şikayetini dinliyor, bir yere yazıyorlar. Ardından ekipteki müzisyenle beraber bu şikayetleri belirli bir harmoniye oturtmaya çalışıyorlar. En nihayetin, provalar bitince de, tüm katılımcılar halka açık bir mekanda hazırladıkları parçayı söylüyorlar. Kimi bira fiyatlarından şikayet ediyor, kimi kent yöneticilerin pasifliğinden dem vuruyor. <strong>Türkiye’de cˇu&#8217;m„a* (Contemporary Utopia Management) </strong>organizasyonuyla yürütülen proje, ne yazıktır ki,<strong> MİAM </strong>bahçesinde son buldu.</p>
<p>İlgi çekici diğer bir eylem de 2003 yılında <strong>Kelly Mark</strong>’ın gerçekleştirdiği ‘<strong>Demonstration’. </strong>30 kişi, 2 saat süre boyunca ‘hiçbirşey’ yapıyorlar. Ellerinde tamamen boş dövizlerle, onlara dik dik bakan sahte polisleriyle, yürüyen kalabalık sürekli olarak <strong>“Ne istiyoruz&#8230; Hiçbirşey” – “Ne zaman istiyoruz&#8230; Şimdi!” – “Niye istiyoruz&#8230; Bilmiyoruz!”</strong> diyerek eylemlerini gerçekleştiriyorlar. Sokaktakiler haliyle ne tepki göstereceklerini bilemiyorlar, soru işaretlerini düşünüyorlar.</p>
<p><strong>Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK)</strong> ve sanatçı insiyatiflerinin genel problemi hazırladıkları eylemlere konu olan kişileri eyleme dahil edememeleri oluyor. Evsizler için eylem yapıyorsunuz; hali vakti yerinde insanlar katılıyor. İşçiler için eylem yapıyorsunuz; eyleme katılanlardan yarıdan fazlasının derdi değil bu konu. Çevre diyorsunuz; ağacın dibine tükürerek gelinebiliyor eyleme. New York (Nevşehir) menşeli Right to the City ekibi ise bu probleme çare bulmuş. Kentin ekonomik ve demokratik haklarını paylaşmak adına hak sahiplerine ulaşıyorlar ve onları da eylemlerine dahil ediyorlar.LGBT ve evsizlerin haklarını aramaları için eylemler tasarlayan ekip ilgili kişileri eylemlerine dahil edebiliyor. Örneğin evsizlerin yaşadığı bölgeyi mutenalaştırmak isteyen belediyeye, o alan içinde, evsizler kendi giysilerinden yaz – kış kreasyonlarını podyumda yürür gibi herkese sunuyorlar. Dertlerini karşısındaki kişilerin anlayacağı dile yüceltiyorlar. Bu ironi de ses getirmeye yetiyor.</p>
<h3><strong>Çözümler sorunlu alanın simülasyonunda</strong></h3>
<p><a href="http://muhteviyat.com/files/2010/03/cc_petersburg1.jpg" rel="lightbox[1886]"><img style=' float: left; padding: 4px; margin: 0 7px 2px 0;'  class="alignleft size-medium wp-image-1894" title="cc_petersburg1" src="http://muhteviyat.com/files/2010/03/cc_petersburg1-344x230.jpg" alt="" width="344" height="230" /></a>Kitlelerin buluşması gerekiyor. Yoksa eylemler bir grup insanın tatmin olmasını sağlıyor; etkilerini ilgililer göremiyor. Elbette bir ülkede ya da ortak değerleri olan topluluklarda yeşeren iletişim kültürünün önemi büyük. Hep söyleriz mesela; ‘bizim ülkede neden ses çıkmıyor haksızlıklara?’ diye. Çıkmaz olur mu, çıkıyor. Fakat ses çıkartma tarzı, eylem şekli standart. Geniş kitleleri ilgilendiren toplu iş sözleşmesine karşı bir tutuma, kişisel mahremiyeti hiçe sayan uygulamalara, faili meçhul cinayetlere yönelik yaptığımız eylemlerde kullandığımız yöntemle her konuyu irdelememiz, eleştirmemiz mümkün mü?</p>
<p>Varsayalım; devlet internet üzerindeki hareketlere yönelik bir yasa hazırlıyor ve bu yasa iletişim özgürlüğümüze – imzadaşı olduğumuz uluslararası insan hakları beyannamesine – karşı. Hakkımızı aramak, sesimizi duyurmak için sokağa dökülebiliriz. Ancak internetin sosyal yapısına uygun organik ve dinamik, çok sesli, rengarenk bir eylem düşünmez de sabahları bizi uyandıran anne frekansıyla sokakta bağırmaya devam edersek, kendimize haksızlık yapmış olmaz mıyız? Yaşadığımız sorunu yaşadığımız alanın ne olduğunu göstererek karşımızdakilere iletebiliriz. Yasanın sosyal bağlarımızla örtüşmediğini, bu yasanın bize işlemeyeceğini, hakkımızı arayacağımızı, kontrol altına alınamayacak sözü dinlenecek bir kalabalık olduğumuzu anca o zaman anlatabiliriz. Aksi takdirde sese karşı korumalı perçinlenmiş ilgililerin bizi duymasını beklemeyelim hiç. Onlar bizden önce de 100binlerce kişiyi karşılıksız bıraktı. Talepleri ya geçiştirdiler ya çöplüğü attılar.</p>
<p>Talebiniz neyse sorun yaşadığınız alanın yapısını bir benzerini insanlar içinde yaratın. Simülasyonunu eğlenceli / teatral / dinamik bütünsellik içinde herkese yaşatın. Bulunduğunuz iletişim ağlarının bir haritasını çizin eyleminizde. Sorunlu bölgeye dikkat çekecek kurgular tasarlayın. İnsanlar derdinizi anlamaktan önce hissetsinler. Sesinizi ilk kez duyanların önyargıları varsa bile yaşadığınız sıkıntının insani boyutunu farkettiklerinde zaten size destek olacaklardır. En nihayetinde konunun ilgilileri de bariz olanın karşısında sizi dinlememezlik edemeyecekler. Çünkü bu sefer derdinize ortak olacak birçok insan ilgililere baskı yapmanızda yanınızda olacaktır.</p>
<p>Tüm bunları yaptığınızda eyleminiz bitti mi peki? Hayır; şimdi daha yeni başlıyor. Anca lafınız dinlenmeye başlandı çünkü. O halde ne konuşacağınızı, çözüm önerilerinizi ve karşılıklı çıkarlarınızın optimum noktasını belirleyip pazarlığa başlamanız gerekiyor. Sadece bilgi değil etkileyici bir şekilde onu aktarmak gerekiyor. Ve tabi; tüm bu süreçlerin iyi yönetilmesi.</p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/yasam/yeni-eylemler-tasarlamamiz-gerekiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cihangir Erkeği (Yöresel Lezzetler)</title>
		<link>http://muhteviyat.com/yasam/cihangir-erkegi-yoresel-lezzetler/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/yasam/cihangir-erkegi-yoresel-lezzetler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 13:29:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Özturhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[cihangir]]></category>
		<category><![CDATA[vespa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muhteviyat.com/?p=1826</guid>
		<description><![CDATA[
Cihangir eskiden bağlık bahçelikti. Bu dediğim çok eski tabii; Fatih&#8217;in oğlu Cihangir, vaktiyle burdaki bağ bahçede Türk sanat musikisi sanatçısı gibi dal koklaya koklaya gezerken, Boğaz manzarasına bakarmış. Müstesna semtimiz adını, işte bu romantik şehzadeden almış.
(...)Devamını oku &#124;  © Deniz Özturhan &#124; 
 Yaşam &#124; 2010 

© Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#124; RSS &#124; 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-1827" title="cihangir-erkegi" src="http://muhteviyat.com/files/2010/03/cihangir-erkegi.jpg" alt="" width="600" height="305" /></p>
<blockquote><p>Cihangir eskiden bağlık bahçelikti. Bu dediğim çok eski tabii; Fatih&#8217;in oğlu Cihangir, vaktiyle burdaki bağ bahçede Türk sanat musikisi sanatçısı gibi dal koklaya koklaya gezerken, Boğaz manzarasına bakarmış. Müstesna semtimiz adını, işte bu romantik şehzadeden almış.</p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/yasam/cihangir-erkegi-yoresel-lezzetler/">Devamını oku</a> |  © <a href="Deniz Özturhan">Deniz Özturhan</a> | 
<a href=" Yaşam"> Yaşam</a> | 2010 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/yasam/cihangir-erkegi-yoresel-lezzetler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3in1: Robotlar, Lomolar, Vintage</title>
		<link>http://muhteviyat.com/yasam/3in1-robotlar-lomolar-vintage/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/yasam/3in1-robotlar-lomolar-vintage/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 13:41:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Dilbaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Lomo]]></category>
		<category><![CDATA[Robot]]></category>
		<category><![CDATA[Vintage]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhteviyat.com/?p=1023</guid>
		<description><![CDATA[
Bu yazı yazılırken hiçbir robota, lomo’ya, vintage (vintıc) ürüne, kadına ve erkeğe zarar verilmemiştir. Yazıda bahsi geçen karakterler gerçektir. İsimler ise tamamen atmasyon kombinasyonlardır.
(...)Devamını oku &#124;  © Erdem Dilbaz &#124; 
 Yaşam &#124; 2009 

© Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#124; RSS &#124; 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-1025" title="i_love_robot_lomo_erdem_1" src="http://muhteviyat.com/files/2009/07/i_love_robot_lomo_erdem_1.jpg" alt="" width="566" height="247" /></p>
<blockquote><p>Bu yazı yazılırken hiçbir robota, lomo’ya, vintage (vintıc) ürüne, kadına ve erkeğe zarar verilmemiştir. Yazıda bahsi geçen karakterler gerçektir. İsimler ise tamamen atmasyon kombinasyonlardır.</p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/yasam/3in1-robotlar-lomolar-vintage/">Devamını oku</a> |  © <a href="Erdem Dilbaz">Erdem Dilbaz</a> | 
<a href=" Yaşam"> Yaşam</a> | 2009 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/yasam/3in1-robotlar-lomolar-vintage/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çimen Yetiştirme Sanatı</title>
		<link>http://muhteviyat.com/yasam/cimen-yetistirme-sanati/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
		<comments>http://muhteviyat.com/yasam/cimen-yetistirme-sanati/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 13:42:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Özturhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Bahçe]]></category>
		<category><![CDATA[Çimen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muhteviyat.com/?p=892</guid>
		<description><![CDATA[
Doğru çimi bulduğunuzda aranızda bir çekim oluşur, duygularınız kabarır, onu kilolarca gübreyle şımartmak istersiniz.
(...)Devamını oku &#124;  © Deniz Özturhan &#124; 
 Yaşam &#124; 2009 

© Muhteviyat: Yazarlar birliği. &#124; RSS &#124; 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-894" title="cimen-yetistirme-sanatı" src="http://muhteviyat.com/files/2009/06/cimen_deniz_01.jpg" alt="" width="566" height="247" /></p>
<blockquote><p>Doğru çimi bulduğunuzda aranızda bir çekim oluşur, duygularınız kabarır, onu kilolarca gübreyle şımartmak istersiniz.</p></blockquote>
<p>(...)<br/><a href="http://muhteviyat.com/yasam/cimen-yetistirme-sanati/">Devamını oku</a> |  © <a href="Deniz Özturhan">Deniz Özturhan</a> | 
<a href=" Yaşam"> Yaşam</a> | 2009 </p>
<hr />
<p><small>© <a href="Muhteviyat: Yazarlar birliği.">Muhteviyat: Yazarlar birliği.</a> | <a href="http://muhteviyat.com/feed/">RSS</a> | 
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muhteviyat.com/yasam/cimen-yetistirme-sanati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

