AVEY TARE; KRIA BREKKAN

Pınar Üzeltüzenci 12 03 2009

0


Gözün kapalı, rastgele bastığın ilk nota, kalbin aynasıdır…İşte bu yılın ikinci “Animal Collective sunar”ı: Grubun büyükbaşlarından Avey Tare aka Dave Portner’ın, eski Mum şarkıcısı ve müstakbel eşi Kria Brekkan aka Anna Valtysdottir’le birlikte yeşerttiği “Pullhair Rubeye”. Gitar, piyano ve vokal varyasyonlarından oluşan bu abartılı derecede basit albüm, ikilinin arasındaki müzikal uyum kadar yaşanmış duygusallık ve bununla paralel gelişen yakınlık hissiyle birlikte harikalar yaratıyor. Bu kadar doğal bir şekilde komplike, yumuşacık ve sürpriz bir kayıta tanık olmayalı uzun zaman olmuştu.

Brooklyn’de oturdukları dairede beraber çalıp söylerken ortaya çıkan şarkı parçacıklarını ne yapacakları konusunda bir türlü içlerine sinen bir çözüm bulamayan çift, birkaç talihsiz teyp kaybetme, bunu umursamama, bulamama, aramama sonra hiç beklemezken yeniden karşılaşma gibi kadern cilveleri sonucunda şarkıları tersten kaydetmenin nasıl olacağını denemeye karar vermiş ve sonuç onları kader denilen şeyin belki de gerçek olabileceğine dair iyimser bir ruh haline büründürtecek kadar hoşlarına gitmiş.

Kria’nın sesi zaten inanılır gibi değil, en sevdiğiniz oyuncak bebeğin dile gelip hafif ürpertici ve nahif sesiyle şarkılar söylediğini hayal edin. Biraz korkunç gelebiliyor evet ama aynı şiddette büyüleyici bir yandan da. Avey’in nerelere kadar haykırıp çığlık atabildiğini zaten biliyoruz. İki ucube yanyana gelince de; ki ortada bir de aşk şevki var, şarkılar direk kalbi ve ruhu hedefliyor; ağlatmanın kıyısına kadar getirip mutluluktan gülümseten anlamsız bir hüzün etrafında şekillenen melodiler; birer dünya dışı masal anlatıyor hissini veren vokallerle bağışıklık sisteminini çökerten, müptela etme özelliği tavanlarda bir albüm. Bu arada laf aramızda çok da eğlenceli. Nasıl oluyor da oluyor, orası muamma… Tabiatları uymuş vesselam… Konsept yok, plan yok program yok. “Evimizde böyle yaşıyoruz, hayatımız böyle geçiyor” albümü ve bahsi geçen evin içinde bir televizyon yok. Daha ziyade, cızırtılı bir radyo, fotoğraflardan kolajlar ve kremalı kahveyle, çikolatalı kurabiyeler. Birlikte battaniye altında rüzgarı ‘seyretmeye’ bayılan iki sevgilinin ‘işte hayatımız’ı ve bunun soundtrack’i. İki kalbin ortak harikası ve ilk çocuğu.

Avey Tare bizim doğal oluşunda bu kadar ısrar etmemize rağmen, albümdeki her bir şarkı için epey bir kafa yorduklarının altını çiziyor. Bu yüzden noise olarak nitelendirmek yanlış olurmuş. Daha ziyade ambient ve çelişkili bir şekilde aynı zamanda da ayık bir albüm yaptıklarına inanıyor. Aksini iddia eden kim, biz de aynen öyle düşünüyoruz. Ayık olması dışında. Yani en azından dinlerken ayıltan cinsten bir kayıt değil. Zihin açıcı ve şaşırtıcı olduğu doğru ama en büyüleyici albümlerin, hiptonik yapıda oldukları oybirliğine dönersek, “Pullhair Rubeye”ın da bu parmak ısırtan etkleyiciliğinin insanı ayakta hayallare sürükleyebilme yetisi olduğunu söylemezsek çatlarız. Edinin, hayallere dalın, kulaklıklarınızı takıp sokağa çıkın, kuşlara filan bakın. Çok naif ve çok güzel…

Bu yazı Bant adlı dergide yayınlanmıştır. Tüm hakları Bant dergisine aittir.