Büyük harflerle KLOSTROFOBİ

Pınar Üzeltüzenci 12 01 2009

0


Björk’ün altıncı stüdyo albümü Volta, uygun bir şekilde, su yolunda kırılıyor.

İçgüdülerini dinlemeye ve onlara, pişman ettirecek kadar, hak ettikleri cezayı vermeye özen gösteren bir müzisyen Björk. Söz konusu müziğine dönüşecek bir şeyse, onu enine boyuna ‘içten’ bir şekilde evcillleştirmeyi ve belirli bir konsept dahilinde yola sokmasını biliyor. Bu bağlamda yavaş yavaş, kendini bilinçli bir vurdumduymazlıkla korkulası zeki sanatçı statüsüne taşıdığı da malum. Hanımefendinin her albümü disiplinlerarası sanat sergisi mübarek. Her sıkıştığını hissettiğinde pencereden sokağa bakması, elektrikli ev aletlerini karıştırması ya da TV’de günün haberlerine göz atması yeterli oluyor. Biraz kabartma tozu bulanmış mikser gürültüsü, biraz trafikte sıkışmış araba kornası, biraz dünyanın bir ucundaki doğal felaket özetinden bahseden içli TV spikerinin anonsu. Björk’ün sonraki tuhaf  albümü için gerekli ve de yeterli olan malzemeler.

Björk’ün oyun oynamayı sevdiğini biliyoruz; frapanlığa ve abartma sanatına olan hayranlığını da. Homogenic zamanlarından beri şiddetini ifşa etmek konusunda hiç bu kadar direkt olmamıştı. Yine de her daim kontrol manyağı ve mükemmelliyetçi bir kişinin kendini koyverip gitmesi de o kadar da rahat bir şekilde olamıyor. Hatta bunun için müzik dünyasının en piyasa yapan prodüktöründen yardım istemek gibi uçuk davranışlarda bulunmasının da bir yararı.

Volta, Timbaland, Antony ve diğer bütün acayip konuk sanatçılara rağmen yine sırılsıklam Björk, yine kendisi dahil bir şeye benzemiyor. Çoğu anti-Björk müzik dinleyicisinin şikayet ettiği, melodilerin ilk 10 dinleyişten önce anlaşılamadığı  dağınık şarkı yapıları burada. Ama anlık tatminler bunlar. Her seferinde başka bir ucundan tutunabilmeye de yarayabilecek bir çeşit özgür dinleyiş alternatifi olarak da yorumlanabilir. Bu kadar yoğun, feryat figan bir bağrış çağrış, iç sıkıp darallara sürükleyebiliyor çünkü sadece vokaller değil, hemen hemen bütün enstrümanlar bağırıyor albümde. Gerçekten ana haber bülteni kadar daraltıcı bir şiddeti var. Her an bir şey olacakmış gibi tetikte ve şarkı bittiğinde içinizde bıraktığı o yarım kalmışlık hissi de cabası. Saf ve içten geldiği konusunda ısrarcı bir şiddet albümün her yerinde yani.

Basit hatta yavan olduğunu düşünerek, bile bile gözümüzden kaçırdığımız ayrıntılardan harikalar yaratmasıyla şaşırtıcılığını perçinleyebilen Björk’ün bu özelliği, şarkı sözleri, albüm isimleri ve tabii ki albüm konseptlerinde kendini ifşa ediyor. Bu sefer kuyudan çekip çıkardığı kelime Volta. Hem italyan bir bilim adamının, hem de Afrika’da bir nehrin adı olan Volta kelimesine şans eseri rastlamış ve ihtiva ettiği anlamları öğrendiği vakit albümün adının bu olacağına karar vermiş. Sonradan gelen Volta’nın Orta çağdan kalma bir dans çeşidi olduğu ek bilgisi de ismi çok daha anlamlı ve kutsal kılmış ve taşlar yerine, tabii ki yine içgüdüsel olarak, oturmuş.

Björk’ün en büyük ilham kaynaklarından biri olan doğa, bu albümde biraz farklı yönden dişlerini gösteriyor. Homogenic’te dijital bir sertlik mevzu bahisti, Volta’da benzer atmosfere yol açan bir şiddet olmasına rağmen bu sefer doğal yollardan oluşmuş: Birkaç yıl önce meydana gelen Tsunami felaketi. Unicef’in davetiyle afet alanına giden şarkıcı, elbette tanık olduklarından çok etkilenmiş ve politik mevzuları sorgulamaya gidecek kadar aklı karışmış. Son birkaç yıldır kocası, sanatçı Mathew Barney’le birlikte New York’ta ikamet ettiğinden kelli, Bush, Beyaz Saray ve dünyayı bu hale getirenler gibi problemler zinciri onu kabuslar görtürtecek kadar etkilemiş Tsunami’nin itici gücüyle.

Björk’ün kötü bir şey yaptığını söylemek biraz cesaret isteyen bir şey çünkü albümleri dinleyiciyi kendinden şüphe ettirecek nitelikte genelde. İlk dinleyişte sevmeyip bir kenara koyduğu kayıtlara, üç ay sonra şans eseri denk gelip aşık olan kişiler çoktur. Burada belki kısık sesle de olsa Björk’ün müziğinin yorucu olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Her zaman değil, aşırı hissiyatları dile getirmek ya da onlarla yüzleşmek istenildiğinde daha iyi giden bir müzik sanki. Mükemmel bir şekilde aynı anda hem sonuna kadar deneysel, hem de pop kalmayı becerebildiği o naçizane anlarda.

Her zamanki gibi bu albümü yeni ve cesur bir macera olarak görecekler de vardır, sıkıcı bir Björk toplaması olarak da. Bizim görüşümüz ise biraz daha orta yollu. En iyi iÅŸi deÄŸil belki ama artık ailenin deli dahi kontenjanından olduÄŸu için biraz kafasına göre takılmasına göz yumabiliriz; bu arada evin içinde birkaç deÄŸerli eÅŸyayı kırabilecek olma ihtimaline karşı bile…

Bu yazı Rolling Stone’da yayınlanmıştır. Tüm hakları Rolling Stone’a aittir.

Etiketler: