Çocuğunuz arkadaşlarıyla oynamıyor, tüm zamanını odasında geçiriyor diye üzülmeyin. O bir ‘nörd’ olabilir:
Çocuğunuz arkadaşlarıyla oynamıyor, tüm zamanını odasında geçiriyor diye üzülmeyin. O bir ‘nörd’ olabilir:
“Annem diyo ki, adaptör çok ısınmış, kapatçakmışız” Küçükken adımız çıkmış bir kez Barbie’lerle, bilgisayar başındaki erkek çocuklara yanaşmaya çalışırdık, sen anlamazsın diye iteklerlerdi bizi. O zamanlar “Annem diyo ki, adaptör çok ısınmış, kapatçakmışız” en çok karşılaştığımız bahaneydi. Lektrogirl de şimdi “mixer çok ısınmış, kapatmak lazım” gibi bahanelere aldırmaksızın, C64 ve 8-bit tutkusuyla kadınlara DJ’liği öğretme misyonuna [...]
Her siyasi düşün grubu, iktidar olsun olmasın, isterse ara ara olayazsın, yahut ezelden ebediye muhalefet olarak kalsın, varlığını meşru kılmak için bir ötekinin varlığına ihtiyaç duyar. Çok denyodur lakin siyasi düşünce tarihinin ağdalı mücadelerinin özü budur.
Ne için sanat sorularını artık sorma bilincini geçtiyseniz ve “kendini ifade et” sloganlarının sıkı bir takipçisiyseniz, yavaş yavaş İstanbul sokaklarında da görme ihtimalimizin yüksek olduğu “Street Art” kurcalamalısınız.
“Bir sayfa, grafik kısaltmalar, diagramlar ve resimler tasarlamak ya da bir fikri açıkça ve tam olarak anlatmak, sözcüklerin bileşimler haline gelmesiyle ancak bir tutku haline gelir. Buradaki tekil güç, başarıyı kanıtlar.” Ladislav Sutnar’ın Jaroslav Hulka’ya mektubundan, New York 1943
Bazı yaralar kolay iyileşmez, bazı şakalara herkes gülmez. Sonra İsveç’ten bir kız gelir döne döne, döne döne İsveç’ten bir kız gelir.
Bir Alain de Botton kitabını elinize alıp okumaya başladığınızda, kitabın isminden ya da görüntüsünden dolayı, bin bir zırva öğütte bulunan bir “Bestseller” okuyor gibi görünebilirsiniz. İsmi “Aşk Üzerine” yazan bir kitabı alıp okumak da çoğunlukla kadınların tercihi gibi düşünülebilir. Yağız “delikanlı”larımız, öyle aşk meşk üzerine kitaplar okumaz düşüncesi, belki de onları Alain de Botton kitaplarıyla [...]
1982 yılında ilk kayıtlarını yayınladığı günden beri Touch, hem sonik hem de görsel anlamda yenilikçiliği inançla birleştiren samimi karakteriyle sakin, sessiz ama epey güçlü ve istikrarlı bir profil çiziyor.
Deneme yanılma yoluyla öğrenmek, bir şeylere ulaşmanın belki de en insancıl yolu. Hiçbir şeyin kimseye ait olmadığı, her şeyin potansiyel ve özgür malzeme olarak kullanılabildiği dünyasında Kaada’nın hayatı, başlı başına bir film müziği…
Düşerken dans etmeyi becerenler. Sıradaki parça karşı köşede sizi izleyen birinden sizin için geliyor…