Böyle de bir açı var: Aswefall

Pınar Üzeltüzenci 01 06 2006

0


Düşerken dans etmeyi becerenler. Sıradaki parça karşı köşede sizi izleyen birinden sizin için geliyor…

Fransız Clément Vaché ve İsveçli Léo Helldén’in ortak projesi Aswefall’un ilk albümü “Bleed”, basitliğiyle şaşırtan bir albüm. New wave, electro ve rock gibi hangisinin hangisinden türediği iyice yılan hikayesine dönen türlerden ilham alarak, gayet tanıdık yine de heyecan verici bir sound’a sahip albümün tek kötü tarafı sadece sekiz parçadan oluşması. Albüm siz daha aklınızı ilk şarkıdan alamamışken bitiveriyor. 80’lerin karanlık new wave’cilerini hatırlatan, vızır vızır  bas partisyonları ve tekrara dayalı melodilerin domine ettiği şarkıların hepsi gayet melankolik, soğuk ama dans etmemenin pek mümkün olmadığı kadar da dinamik. Referans grupları arsında Nick Drake ve Depeche Mode’un aynı anda gösterildiği bir projeden bahsediyoruz. Halen Paris’te ikamet eden ikiliden Clément Vaché’yle konuştuk.

Birlikte müzik yapmaya nasıl başladınız?

Clément Vaché: 2004 yılında, Leo İsveçli bir turist olarak Paris’de dolandığı sırada tanıştık. Laf  lafı açtı, ikimizin de müzikle uğraştığına geldi konu. Leo eskiden Jay Jay Johanson’la falan çalıştığından bahsetti. Sonra “birlikte bir şeyler denesek mi?” diye düşündük ama tabii o zamanlar bir albüm yapmak gibi şeyler aklımızın ucundan geçmiyordu. Sadece new wave/elektronik müzik diye kafamızda canlandırdığımız şarkılar yapabilir miyiz diye bakacaktık.

Baktınız ki yapabiliyorsunuz…

Evet. Ortaya çıkan şeyleri önce biz beğendik, sonra arkadaşlarımıza dinlettik, onlar da beğendi. Sonra da bir plak şirketine göndererek işi resmiyete döktük.

Günlük hayatınızda başka neler yapıyorsunuz? Müzik dışında meslekleriniz neler?

Leo şu anda Paris’te bir kitapçıda çalışıyor. Benim de Paris’de Daphonics isimli bir müzik dükkanım var, orayı işletiyorum. Bunun dışında Kill the DJ plak şirketinin düzenlediği partilerde DJ’lik yaparak da para kazanıyorum.

Çoğunlukla elektronik alet edevatla yapılıyor olmasına rağmen müziğinizin gerçekten organik bir tarafı da var. Bilgisayar ve software’ler dışında neler kullanıyorsunuz müzik yaparken?

Aslında dijital kayıt ve software’lerden olabildiğince uzak durmaya çalışıyoruz. Tabii ki kayıt için bir bilgisayar kullanıyoruz çünkü parasal açıdan gücümüz ancak ona yetiyor. Ama Prophet 5 ve 600 gibi analog synth’lere, 808 ve Drumtracks gibi drum machine’lere bayılıyoruz. Leo da eski bir Gretsch gitar ve Fender bir bas kullanıyor.

Şarkıları söyleyen insanlar kimler?

“Bleed” albümünde benimle birlikte başka birkaç kişi daha şarkı söylüyor. Nouvelle Vague albümünde söyleyen Daniella D’Ambrosio, Departure Lounge grubundan Tim Keegan ve Fransız bir şarkıcı olan Edo’nun seslerini duyabilirsiniz.

Şarkı sözlerini kim yazıyor peki? Genel olarak neden bahsediyorlar?

Şarkıları söyleyen kişi, şarkının sözlerini de yazdı. Farklı insanlar tarafından yazılmış olalarına rağmen genel bir bütünlüğe sahip olmaları da şaşırtıcı aslında. Sözler genelde unutulmuş arkadaşlıklar, boş anılar ve imkansız aşklar üzerine kurulu.

‘Take Me With You’ gibi mi mesela…

Evet. O şarkıyı Tim Keegan yazdı. Anladığım kadarıyla farklı ülkelerde yaşayan iki kişinin imkansız aşkıyla ilgili. Ayrıca gerçek bir öyküden esinlerek yazıldığını da söyleyebilirim.

Müziğinizde garip bir çelişki saklı. Aynı anda hem çok hüzünlü, hem de bir partide çalınabilecek kadar dinamik ve dans edilebilir bir niteliği var. Bu bilinçli bir tavır mı? Dans ve hüzün arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Aslında bilinçli bir tavır olduğunu söyleyebiliriz. Albümde genç olmayı tema edinmek istedik. Gençlik çok yoğun bir dönem. Duygusal olarak acayip acılar çekiyor ve genele ayak uydurmakta zorlanıyorsunuz; ama aynı zamanda inanılmaz bir enerjiniz olduğu için koşabildiğiniz kadar hızlı koşma isteğiyle yanıp tutuşuyorsunuz. Bütün bu çelişkili durumu müzikal olarakj anlatmaya çalıştık; sen de fark ettiğine göre başarmış sayılırız.

“Bleed”in temel derdi bu mu?

Kısaca iki kelime: Yaşamak ve düşmek…

Aswefall’un manası nedir peki?

Mecazi anlamda yaşayan herkesin bir düşüş sürecine tabi olduğunu düşünüyoruz. Düşer poziyondayken de olan bitenleri farklı açılardan gözlemlemek mümkündür. Müzik ya da genel anlamda sanat bu düşüş anlarını yakalamak adına elimizde olan tek şans. Biz de öyle yapıyoruz; bir yandan düşüyor, bir yandan da düşerkenki halimizi seyrediyoruz.

Bir Fransız olarak, orada yapılan elektronik müziğin, dünyanın diğer yerlerinden nasıl bir farklılık gösterdiğini söyleyebilirsin?

Bilemiyorum. Leo İsveç olduğu için bu konu hakkında daha evvel hiç düşünmemiştim. Yine de bunun yerine Fransız olup da güzel müzik yapan birkaç isim sayabilirim sana. Chloé, Krikor, Joakim,  I-cube. Bu arada bir dolu bağımsız underground pop-rock grupları da çıkıyor, onları da heyecanla takip ediyorum.

Müzikal kahramanlarınız kimler?

Vaché: Sanırım en sevdiğim yazarları söylemem daha uygun olur. Müzik yapmam da müzisyenlerden çok yazarların etkisi var. Joseph Conrad, Tanizaki, Suzume, Mishima ve Raymond Carver.

Son günlerde neler dinliyorsun?

Bir müzik dükkanı sahibi olduğum için her hafta en az 60 değişik albüm dinliyorum. Keisnlikle bir plak bağımlısı olduğumu kabul ediyorum. Yeni Sonic Youth albümü “Rather Ripped”i çok beğendim. The Raconteurs ve The Fujiya Miagi’ninkiler de çok güzel. Lawrence ve Ada gibi her zaman çok sevdiğim şeyleri de dinliyorum. The Troy Pierce’in yeni albümü, sonra Alva Noto ve Ryuichi Sakamoto projesi de harika.

Canlı performanslarınızda sahne set up’ınız nelerden oluşuyor?

Bu konuda epey sıkıntılı bir dönemden geçtik. Her türlü olsılığı denememize rağmen istediğimiz sound’u bir türlü elde edemedik uzun süre; ama şimdi her şey yavaş yavaş yerine oturuyor. Şu anda sahneye dört kişi çıkıyoruz; gitar, bas, elektronikler ve vokal. Canlı davul da kullanmak istiyoruz ama şimdilik drum machine’ler daha ucuz olduğundan bu fikri biraz ertelemek zorunda kaldık…

Aswefall olarak birlikte DJ’lik yapıyor musunuz? Yoksa sen tek başına mı çalıyorsun?

Şimdilik Aswefall olarak DJ’lik yapmıyoruz. Ben DJ’lik yapmaya başlayalı 15 yıl oldu. Düşündüğüm zaman çok korkunç geliyor; diğer insanlar içkilerini yudumlayıp eğlenmelerine bakarken ben pikap başında olmak zorundayım!

Bas ve elektrik gitar müziğinizde çok önemli yer kaplıyor gibi. Rock müzikle ilişkiniz nasıl? Pek kötü olmasa gerek…

Doğru. Aslında ben DJ’lik yapmaya başlamadan evvel bir new wave rock grubunda davul çalıyordum. Leo da pop ya da rock, akustik müzikle hep içiçe olmuş. Elektrik ve bas gitarı tabii kiçok seviyoruz ama aynı derecede drum machine’lere ve electro’nun o tekraraya dayalı hipnotik hissine de bayılıyoruz. Müziğimizin hipnotik bir özelliği olması bizim için çok önemli. Bu iki etkileşimi biraraya getirip, denge kurmaya çalışıyoruz.

Bu aralar neler yapıyorsunuz? Yeni kayıtlar, başka projeler var mı?

Şu anda Mylo için bir remiks yapmakla meşgulüz. Yeni albümüzü de bu yaz içinde kaydetmeye başlayacağız. Yani ufukta tatil filan gözükmüyor…

Bu metin Basatap adlı dergide yayınlanmıştır. Tüm hakları Basatap dergisine aittir.

Etiketler:  ,