Değişiklik iyidir: Caribou

Pınar Üzeltüzenci 01 11 2005

0


Müzik eleştirmenlerinin sevgilisi Kanadalı Dan Snaith, ne yapıp edip kendi etrafında bir mit yaratmayı başarıyor. En son Manitoba’dan Caribou’ya dönüşmesi ve akabinde yayınladığı “The Milk of Human Kindness” albümüyle gönülleri fethetmişti. Şimdi ise plastik hayvanlardan bir çiftlik kurmakla meşgul…

Dan Snaith’in her yeni albümü adeta bir ilk albüm gibi tınlıyor; kökleri yahut geçmişi hatırlanmayan albümler. İlki genel anlamda IDM, ikincisi electronica ve indie arasında gezinen bir albüm ve son olarak da Caribou adıyla yayınladığı, daha homojen bileşimlerden oluşan, bol Krautrock ve psikedelik etkileşimli “The Milk of Human Kindness”. Bu yüzden geçtiğimiz sene the Dictators isimli adı sanı pek duyulmamış bir post punk grubunun andropoz zamanlarının en sinirli günlerini yaşıyan lideri Handsome Dick Manitoba tarafından isim hırsızlığıyla suçlanması sonucu adını (hatta belki albüm adı bile ona göndemedir) Manitoba’dan Caribou’ya dönüştürmek zorunda kalışının da pek önemi kalmıyor.  Dan Snaith’e bu konu da dahil, bir dolu soru sorduk. Kendileri bizi kırmadı ve o meşhur keskin zekasından ödün vermeyerek sorularımızı yanıtladı…

Bugünlerde hayat nasıl? Zamanının çoğu hala müzikle dolup taşmış bir şekilde mi geçiyor, yoksa başka şeyler yapmaktan da zevk almaya başladın mı?

Bu sene nisan ayından beri devamlı turnedeydik. Şimdi de Super Furry Animals’la birlikte büyük bir Amerika turnesinin ortasındayız. Çok eğleniyoruz ama evet; hayatım hala baştan aşağı müzikle bezenmiş durumda. Gerçi şu anda grup halinde müzik dışı bir hobi edinmiş durumdayız. Tur minübüsümüzün tepesine lastik hayvanlardan oluşan minik bir hayvanat bahçesi inşaa ediyoruz. Bu proje bu aralar bizim için en önemli olan şey.

Bütün o isim hakkı davalarını bir kenara bırakırsak; Caribou’yu, Manitoba’dan ayrı bir proje olarak mı değerlendirmeliyiz, yoksa Caribou adıyla yaptığın “The Milk of Human Kindness” albümünü yeni Manitoba albümü olarak mı görmeliyiz?

Her ikisi de aslında. Yaptığım müziği yayınlamak için bir isme ihtiyacım var ve Caribou ya da Manitoba olması bir şey değiştirmiyor. Sadece bariz bir şekilde yeteneksiz ve terbiyesiz birinin kalkıp bana ne yapmam gerektiğini söylemesi canımı sıkmıştı; ama şimdi bu konuyu neredeyse hiç düşünmüyorum bile.

İsmini değiştirdikten sonra ne hissettin? Herşeye baştan başlayabileceğini düşündüren bir özgürlük duygusu mu, yoksa başa dönmenin getirdiği stres mi? Kimliğini kaybediyor gibi mi hissettin, yoksa yeniliyor gibi mi?

Beni strese sokan şey albümü yaptıktan sonra farklı bir isimle çıkartırsam kimsenin beni tanımama ve bu kadar zaman yaptığın işin boşa gidebileceği ihtimaliydi. Bunun dışında zaten yaptığım müzik dahilinde kendimi çok özgür hissediyorum çünkü hiçbir zaman iki albümüm birbirine benzememiştir. İsmim değişsin ya da değişmesin, iş müzik yapmaya gelince asla kendimi herhangi bir şeyle sınırlamam ya da öyle hissetmem mümkün değil.

Şarkılarının hepsini birden aynı anda yazdığını okumuştum. Bu biraz kafa karıştırıcı bir yöntem değil mi? Yoksa albümlerinin bir bütün gibi tınlaması için özellikle izlediğin bir yol mu?

Sadece sıkılmamak için geliştirdiğim bir metot bu. Hiç ara vermeden ve başka bir şey yapmadan günlerce tek bir şarkı üzerinde çalıştığım zaman, ortaya çıkan şeyin iyi mi kötü mü olduğunu bile anlayamayacak hale geliyorum ve yaptığım şeyi bozmak isteyebiliyorum. En iyisi şarkıyı bir süre kendi haline bırakmak ve sonra gelip neye ihtiyacı olup olmadığını, bir şeyler ekleyip çıkartma gerekliliğini bir daha düşünmek. Aslında bunun dışında şarkı yapmak için öyle izlediğim kesin bir yol yordam filan da yok, sadece içimden gelen şeyleri yapıp sonunda bir şeye benzemelerini umuyorum o kadar.

Müziğinde bariz bir Krautrock etkileşimi hissediliyor. Özellikle “The Milk of Human Kindness”da acayip şekillerde Neu! ya da Can gibi grupları anımsatan şarkılar var. Bu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen Krautrock’ın hala en ilham veren müziklerden olmasını ve asla yaşlanmamasının sebebi ne sence?

Bence bunun en büyük sebebi, bu albümlerin rock müzik kaydetmek için bol boş vakit olduğu bir dönemde yapılmış olmaları. Silver Apples, Faust ya da senin bahsettiğin gruplar o zamanlara kıyasla gerçekten çok deneysel işler yapıyorlardı ama bir yandan da pop müziğine sıkıca bağlıydılar. İşte sanırım bu tür bir açık görüşlülük, kendilerini sıkmadan istedikleri müziği yapabilmeleri gibi şeyler yüzünden şimdi bile herkesi etkilemeyi başarıyorlar. Özellikle benim gibi deli müzik manyaklarını.

Peki seni heyecanlandırıp, ilham veren güncel müzikler yok mu?

Snaith: Tabii ki, hem de epey var. Aklıma ilk gelenler Lightning Bolt, Animal Collective, Madlib sonra Blaze ve Kanye West ve diğer Roc-a-fella prodüktörlerinin yaptığı hip hop’lar. Bu sıralar bence etrafta bir sürü güzel müzik var, yani bunu benim gibi bu konuda fazlasıyla titiz biri söylüyor, öyle düşün!

Caribou adını, tıpkı Manitoba’da olduğu gibi, akla Kanada’yla ilgili birşeyler getirdiği için sevdiğininden bahsetmiştin. Kanadalı olma durumu senin için neden bu kadar önemli? Üstelik şu anda İngiltere’de yaşıyorsun. Sence yaptığın müzik yaşadığın yerlerden izler taşıyor mu?

Müziğimin Kanada’yla filan bir alakası yok. Yani herhangi bir mekandan etkilenmiyorum. Beni etkileyen tek şey var; o da etrafımdaki nesnelerin nasıl ses çıkardıkları. Yine de sanırım şarkı isimleri falan gibi daha kişisel şeylerde kendimle ilgili bir takım ipuçları veriyorum. İşte Kanadalı olmam falan gibi. Belki de sadece Kanadalı grupların bu aralar fazlasıyla ‘hip’ olduğu gerçeğinden faydalanmak istiyorumdur, kim bilir…

Müzik yazarlarının senin müziğini değerlendirme biçimleri hakkında ne düşünüyorsun? Çünkü her biri diğerinden çok farklı şeyler söylüyor; işte biri elektronik müzik derken diğeri post rock falan gibi isimler koyabiliyor…

Hiçbirini önemsemiyorum. Gazetecilerin işi bu, yapıştıracak etiket bulmak. Böyle kategorizasyon yaparak insanlara dinledikleri müziği başkalarıyla karşılaştırmalarına yardımcı oluyorlar. Bu beni pek ilgilendirmiyor açıkçası. Yayınladığım müzikler hakkında kimin nasıl bir tanımda bulunduğu umruda değil; müziğim basılmaya devam ettiği ve ben yaptığım şeylerden mutlu olduğum sürece herkes istediği şeyi söyleyebilirler.

Beni etkileyen tek şey var; o da etrafımdaki nesnelerin nasıl ses çıkardıkları.

Üniversitede matematik okumuşsun. Bu altyapının müzik yapış şekline ya da herhangi bir anlamda müziğine katkısı olduğunu düşünüyor musun? Sonuç olarak Math Rock diye bir müzik türünün olduğu bir zamanda yaşıyoruz, belki senin müziğindeki o Kraut hissin temeli de burada yatıyordur? Bütün o planlı programlı tekrarlar falan…

Müzik ve matematiği kesinlikle birbirlerinden tamamen ayrı iki kavram olarak görüyorum. Müziğimdeki tekrar unsurunun da matematikle bir alakası olup olamayacağını hiç düşünmedim. Ben sadece sesin kulağa nasıl geldiğiyle ve diğer seslerle olan uyumuyla ilgileniyorum. Matematiği de müziği sevdiğim kadar seviyorum. Aslında sanırım ikisiyle de ilgili beni cezbeden şey onlarla yarışabiliyor olmam. Ben kovalıyorum, onlar kaçıyor; şükürler olsun ki bunun sonu yok.

Geçtiğimiz senelerde Manitoba olarak buraya gelmiştiniz. İstanbul’la ilgili aklında kalan anınların var mı?

Aslında ben İstanbul’a şu ana kadar iki kere geldim. Biri dediğin gibi Manitoba olarak, diğeri de ondan bir yıl önce bir yerde DJ’lik yapmak içindi. Aslında İstanbul tüm dünyada en sevdiğim şehirlerden bir tanesi, hatta bu sene gelemiyoruz diye çok üzülüyorum. Orada müziğe tutkuyla bağlı bir sürü güzel insanla tanışmıştık. İmkanımız olduğu anda yeniden geleceğimize emin olabilirsin.

Sahneye maskelerle çıkmıştınız. Hala böyle şeyler yapıyor musunuz?

Hayır, artık yapmıyoruz. Bir sene boyunca suratlarımızı yeterince terlettikten sonra bırakmaya karar verdik. Ama merak etme, onun yerine sahneye özel başka numaralarımız var.

Animal Collective de maskeleriyle meşhur. Onlar hakkında ne düşünüyorsun?

Çok iyiler, acayip yetenekliler. Birkaç hafta evvel birlikte Londra’da bir konsere çıktık. Etraftaki bütün yeni grup ve müzikler içinde Animal Collective herhalde benim favorim.

Genel anlamda indie olarak adlandırılan gruplar arasında ‘çocukluğa’ ve ‘çocuksu olmaya’ dair bir ortak tavır var sanki. Çocuk çizimiyle yapılmış albüm kapakları, komik fotoğraflar ve sahne kostümleri; çizgi film kıvamında video klipler ve benzeri şarkı sözleri vs gibi… Bu insanlar tarafından ciddiye alınmaktan korkup geliştirdikleri bir mekanizma filan olabilir mi?

Biz, maskeleri sahnede sürreal bir atmosfer yaratmak için takıyorduk, konseri daha eğlenceli bir hale getirmek için, bir nevi şov amaçlı şeylerdi. Diğer gruplar için bir şey diyemem ama kendi adıma şaşkın bir kişi olduğumu itiraf etmeliyim. Çocuk zekasına da hayranımdır. Ayrıca müzik yaptığım zamanlar dışında pek ciddi takılmadığım da bilinen bir gerçektir.

Müziğinde olmazsa olmaz diye nitelendirebileceğin şeyler neler? Sence şarkılarının insanları etkileyen en önemli özelliği ne?

İyi melodiler ve biraz da kişisel ya da duygusal bağ. Bu tabii ki sulugöz şarkı sözleri filan demek anlamına gelmiyor. Şahsen ben dinlediğim müzikte yapan kişinin buna yüzdeyüz inanmış ve kendini içinde kaybetmiş olduğunu düşünmek istiyorum. Çünkü benim için durum bu ve galiba insanlar da ilk dinleyişte bundan etkileniyorlar.

Caribou dışında başka yan projelerin var mı? Ya da yakın gelecekte yapacağın bir ortak çalışma vs?

Snaith: Planladığım kesin bir şey yok. Önümüzdeki sene konserler bitiyor ben de sadece müzik yapmaya konsantre olacağım, o zaman neler olur bilinmez ama şu anda öyle bir durum söz konusu değil.

Artık İngiltere’de yaşadığına göre; hem yapan hem de dinleyen açısından İngiltere ve Amerika’daki müzik piyasası arasında dikkatini çeken farklılıklar oluyor mu?

Çok az. Özellikle benim yaptığım ve dinlediğim müzikler konusunda pek farklılık yok. Dünyanın herhangi bir yerinde belirli müzik türlerine olan benzer davranış şekilleri beni eskiden beri etkilemiştir. Ama bir saniye, aslında şöyle bir fark olabilir. İngilizler konserlerde daha çok içki içip sarhoş oluyorlar, böylece daha iyi vakit geçirebiliyorlar.

Hiç içten içe çok sevdiğin ama itiraf etmekten utandığın bir şarkı ya da müzisyen var mı?

Belki insanları şaşırtacak bazı sevdiğim müzisyenler vardır ama bu yüzden utanacak değilim. Aslında ben gerçek anlamda bir pop müzik fanatiğiyim, radyoda dönen şarkıların çoğunu beğeniyorum.

Senin için 2005 yılının en iyi albümleri nelerdi?

Animal Collective “Feels”, Daft Punk “Human After All” ve Quasimoto “The Further Adventures of Lord Quas”.

Peki tüm zamanların en iyi albümleri?

Neutral Milk Hotel “In the Aeroplane Over the Sea”, Albert Ayler “Love Cry” ve The Zombies “Odyssey and Oracle”…

Bu metin Basatap adlı dergide yayınlanmıştır. Tüm hakları Basatap dergisine aittir.

Etiketler:  , ,