Kendi kurallarıyla John Erik Kaada

Pınar Üzeltüzenci 01 08 2006

0


Deneme yanılma yoluyla öğrenmek, bir şeylere ulaşmanın belki de en insancıl yolu. Hiçbir şeyin kimseye ait olmadığı, her şeyin potansiyel ve özgür malzeme olarak kullanılabildiği dünyasında Kaada’nın hayatı, başlı başına bir film müziği…

John Erik Kaada, kendini bir müzisyenden ziyade bir ‘sound artist’ olarak tanımlıyor. Şu ana kadar yayınladığı kayıtları bir kutuya koyup çalkaladıktan sonra ortaya çıkan sonuca bakarsak; her ne kadar ‘catchy’ özellikleri ilk dinleyişte ağır basıyormuş gibi gözükse de aslında Kaada hazretlerinin alt yapıda çevirdiği işlerin hakikaten hayret verici olduğu görülebilir. Eline geçen her türlü enstrümanı, memleketi Norveç’in karakteristik serinkanlığında bir tavırla enine boyuna birbirine geçiren ve herhangi bir ‘deneysel’ filmin rahatlıkla soundtrack’i olabilecek sinematiklikte ve cinsiyetsiz sesinin çekiciliğiyle Kaada müziği uzaydan gelmiş gibi. Şu ana kadar yaptığı (biri şirketi Ipecac’ın patronu Mike Patton’la birlikte olmak üzere) dört albüm dışında Kaada’nın daha rock temellere dayanan ve ilk göz ağrısı olma özelliğine sahip Cloroform isimli bir grubu ve envai çeşit film için yaptığı soundtrack albümleri bulunuyor.

Kaada’nın yeni  albümü  “Music for Moviebikers” sanatçının film müziği geçmişinin iyiden iyiye sindirildiği bir kayıt. Bilumum uydurma enstrümanın yanı sıra 22 kişilik bir orkestra eşliğinde bir klisede kaydedilen albüm üç haftada herhangi bir stüdyo sihirbazı dokunuşu olmadan gayet organik bir süreç dahilinde bitirilmiş. Kaada albümünü “severek dinlediğim 13 şarkı” olarak gayet mütevazı bir şekilde tanımlıyor. Biz de kafanızda gördüğünüz ama kimseye anlatamadığını hayali manzaralara mükemmel bir soundtrack olabileceğini savunuyoruz. Kaada’yla yeni albümü, müziğe ve filmlere bakış açısı hakkında konuştuk…

Bize grubun Cloroform’dan bahsetsene biraz; hala devam ediyor değil mi?

Evet en azından şimdilik devam ediyor. Hatta bu yıl tam beş adet ayrı Almanya turuna çıkacağız. Arada sırada sorunlar yaşamıyoruz değil, her grup gibi bizim de kavga ettiğimiz oluyor ama bir şekilde sonunda hep biraraya geliyoruz. Çocukluktan beri arkadaşız sonuçta; bu yüzden grubu dağıtmak o kadar kolay olmayacak sanırım.

Film müzikleriyle neden bu kadar ilgilisin? Birçok müzisyen bir film için müzik yapmayı aşırı sınırlayıcı bulduğunu itiraf ediyor. Senin için tersi geçerli herhalde?

Sınırlayıcı olduğunu konusuna kesinlikle katılmıyorum. Bunun yerine duruma başka bir açıdan bakmayı tercih ediyorum. Eğer yönetmen ve de film seni belirli bir tarzda müzik yapmaya zorluyorsa, çok daha fazlası ve iyisinin becerilebileceğine inanıyorum. Kendinizi rahat ve hakim hissetmnediğiniz bir müziği yapmaya çalışmak, tecrübe edinmek açısından çok tatminkar bir süreç olabiliyor. Mesela, bir film karesinin belirli bir enstrümana ihtiyacı olduğu durumlarda müziği yapan kişi olarak bunun oarada olmasından sorumlusunuz. Böylelikkle sadece oraya gereken o yabancı enstrümanı ve müzik türünü yakından tanımakla kalmıyor,  yeni müzisyenlerle tanışıyot ve işin teknik kısmı konusunda da bir şeylr öğreniyorsunuz; işte bir mikrofonu klarnetin neresine koymanız gerektiği gibi.  Tabii bunları öğrenmek için illa film müziği yapmanız gerekmiyor ama ben olabildiğince fazla şey bilmek ve öğrenmek istediğimden film müziği işini de severek ve büyük bir açlıkla yapıyorum. Böyleliklle her gün ufkum biraz daha genişlemiş oluyor.

Mike Patton’la ortak yaptığınız albümden bahsedelim. Böyle bir işbirliği fikri ilk olarak kimden çıktı? Şarkıları yazma ve kayde etme süreçleri nasıl geçti?

Kaada olarak Tomahawk’ın Avrupa turnesinin alt grubuyduk. Yolculuk esnasında yaptığımız muhabbetlerin birinde Mike’a yeni Kaada albümü için aklımda olan fikirlerden bahsettim. Ne demek istediğimi, albümün ana konseptinin nasıl olması gerektiğini hemen anladı, çok beğendi ve kendisinin de katmakisteyeceği fikirleri olabileceğini söyledi. Birkaç gün içinde sayesinde şarkılar yepyeni fikirler ve deneylerle resmen yeniden doğdular. İnternet ve posta yoluyla fikir alış verişinde bulunarak “Romances” albümü üzerinde neredeyse iki yıl boyunca çalıştık.

Yakın zamanda başka isimlerle de ortak çalışma planların var mı?

Evet, var. Ama kim olduklarını şu anda açıklayamam. Gizli.

Albüm ve şarkılarını neye göre adlandırıyorsun?

Her seferinde değişiyor. Eğer aklıma güzel bir şarkı adı ya da şarkı sözü fikri geliyorsa, unutmadan hemen üzerlerinde çalışmaya başlıyorum. Bu yüzden aslında evin içinde her yere dağılmış bir şekilde duran bir sürü şarkı sözü ve başlık taslağıyla dolu kağıt parçacıkları var.

Şarkılarında baskın olan sinematik hissiyatın yanında gizliden gizliye zeki ve inceden bir mizah anlayışı kulağa çarpıyor. “I’m almost always right” (neredeyse her zaman haklıyımdır) dizelerindeki gibi. Bu absürd ve sloganvari sözlerin arkasında ciddi manalar yatıyor mu?

Buna dinleyenlerin karar vermesini tercih ederim. Ben müziğin bir takım rehberler ve ipuçlarıyla filan anlatılmasına, açıklanmasına karşıyım çünkü müzik içinde doğru ya da yanlış diye bir şeyin geçerli olduğuna inanmıyorum. Eğer bir insan dinlediği bir şarkı içinde mizah buluyorsa gerçek olan odur; bir diğeri ciddiyet buluyorsa o da gerçektir. Müziği yapan kişi müziği hakkında ne kadar çok açıklama yapma gereği duyuyorsa, o müzik o kadar boktan ve tekdüzedir genellikle.

Canlı performansların sırasında birlikte çaldığın standart bir grubun var mı? Yoksa her albümde değişik müzisyenlerle mi çalışmayı tercih ediyorsun?

Aslında ufak tefek değişiklikler oluyor ama genelde favori müzisyenlerimle birlikte çalışmayı tercih ediyorum.

Yeni albümün “Music for Moviebikers” öncekilerden ne şekilde farklı?

Öncelikle daha melodik olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca enstrüman ve ses açısından da daha zengin bir kayıt oldu. 22 adet müzisyenden ouşan bir orkestrayla çalıştım. Genelde bütün sesleri bilgisayara kaydederek çalışırdım ama bu albümün tamamını bir kilisede kaydettik. O yüzden garip bir atmosferi oldu.

Müzik dinlerken uyuyamayanlardan mısın?

Evet, benim için müzik çalarken uyumak imkansız. Kulaklarım hemen dikiliveriyor ve bütün dikkatim müziğe yöneliyor.

Favori bir soundtrack albümün var mı?

Gereksizce şişirilen Amerikan stiline pek düşkün değilim; onları fazlasıyla frapan buluyorum. Avrupalı kompozitörleri tercih ederim. Bella Bartok, Phillip Glass, Stravinsky ve Mahler gibi eski adamları çok dinliyorum. Aslına bakarsanız yaptığım her film müziği işi farklı bir tarzda oluyor. Şu sıralar bir spaghetti-western filmi üzerinde çalışıyorum bu yüzden Bruno Nicolai, Marcello Giombini, Francescio De Masi, Martelli, Luis Enriquez Bacalov ve tabii ki Ennio Morricone gibi isimleri dinliyorum.

Müziklerini yapmak dışında filmlerle ilişkin nasıl? Sinemayla oyuncu ya da yazar gibi niteliklerle de ilgileniyor musun ya da böyle planların var mı?

Hayır. Ben sadece müzikleri yapıyorum. Bundan da memnunum.

Bu aralar neler dinliyorsun?

Bugün Lady Sovereign ve Le Tigre eşliğinde sallandım evin içinde…

Sence müzik içgüdüler üzerinden mi yola çıkmalı yoksa çok daha planlı programlı mı olmalı?

Her ikisi de olabilir. Müziğin ve müzik yapmanın kuralları yok bana soracak
olursanız.

Müzik yaparken uygulamaya çalıştığın, seni motive eden herhangi bir takıntın var mı? Seni müzik yapmaya iten ve yapıyor kılan herhangi bir şey?

Ben bunu sürekli yaşıyorum. Duyduğum herhangi bir ses bana ilham verebiliyor. Farklı müzisyenlere, kayıt tekniklerine ve türlere ulan merakım beni hep aramaya itiyor ve bir müzisyen olarak geliştiriyor.

Müziğinin nerelere ve kimlere ulaşmasını istiyorsun? Kariyer planları yapıyor musun?

Kariyer filan gibi şeyleri pek düşünmüyorum ama umarım daha çok uzun süreler müzik yapmaya devam edebilirim, başka bir meslek filan istemiyorum hayatımda. Dünyanın farklı yerlerinde bağlı olduğum dağıtımcı firmalar müziğimin hemen hemen her yere ulaşmasını sağlıyor; bunun için onlara minnettarım. Hala, Şili ya da Güney Kore’den hayran e-mail’leri aldığım zaman inanamıyorum. Ben burada yaptığım bir şeyi, dünyanın öbür ucundan başka bir insanın dinleyip, takdir etmesi inanılmaz bir şey.

Hala Oslo’da yaşıyorsun. Fazlasıyla gezen bir müzisyen olarak hiç Avrupa’nın daha merkezinde bir yere taşınmayı düşünüyor musun?

Yaşamak isteyebileceğim o kadar fazla şehir var ki. Ama bu aralar bütün çalışma düzenimi Oslo’da kurduğumiçin taşınmak gibi planlar yapamıyorum. Yine de yaşlandığım zaman Barcelona’ya taşınabilirim. Harika bir şehir bence, çok büyüleyici.

Bu metin Basatap adlı dergide yayınlanmıştır. Tüm hakları Basatap dergisine aittir.