
Okuyacağınız röportaj sanırım uzun zamandır yaptığım en ciddi, doyurucu ve eÄŸlenceli röportajlardan biri oldu. Dapayk’la minimal müziÄŸin ardındaki kartelleri, para akışını, minimal techno kılavuzunu ve daha bir çok ÅŸeyi konuÅŸtuk. En çok da kendisini.
Dapayk, Marek Bois ya da gerçek ismiyle Niklas Worgt, Berlin’de minimal raconu en iyi kesenlerden. Sözünü kesinlikle esirgemeyen, aÄŸzına geleni söyleyen, bu yüzden dokuz köyden kovulan, ama sonuçta hep geri çağırılan biri. Sebebi ise yaptığı iÅŸte en iyilerden biri olması. Para için deÄŸil, istediÄŸi için müzik yapıyor olması belki de. Ya da zaman içinde ruhunu paraya tercih etmeden, hala müzikal idealleri uÄŸruna saklıyor oluÅŸu.
Dapayk drum&bass ve breakbeat’le baÅŸladığı müzik servüneninde uzunca süredir dört dörtlük ritimlerle ilgileniyor ve minimal müziÄŸin kalesi Berlin’deki en güçlü derebeyliklerden birinin kralı. En sıkı minimal techno parçaların üretildiÄŸi beat fabrikası Rrygular, rave sound’unu minimal’le birleÅŸtiren Mo’s Ferry ve son denemelerini gerçekleÅŸtirdiÄŸi yeni oyun alanı Fenou, derebeyliÄŸin en önemli üç kapısı. Berlin’e özgü minimal müziÄŸin köklerine inmek isterseniz, bulacağınız isimlerden biri Niklas Worgt ve label’ları olacaktır. Yaklaşık 9 yıldır bildiÄŸi yoldan ÅŸaÅŸmadan ilerleyen Niklas Worgt, trend’lerden nefret ediyor. Ayrıca son albümünün kapağında da kibarlık edip bağıran bir kel adam koymuÅŸ, yoksa oradan bize orta parmağını gösterecekmiÅŸ!
Biraz kızgın gibi gözükse de, sakallarının ve öfkesinin ardında bilgeliği yatıyor. Minimal dünyanın en önemli ve harbi adamlarından biri, örümcek kafalıların, rantçıların, azılı düşmanı gündüzleri Dapayk, geceleri Marek Bois karşınızda.
Techno ve 4/4 müzikler üretmeye baÅŸlamadan çok önce drum&bass ve breakbeat scene’inin içindeydin. Dapayk olarak yayınladığın son albümünde breakbeat kırıntıları ve türevi oyuncaklar dikkat çekiyor. Bu durum eski günlere bir gönderme mi içeriyor, yoksa eski günlere duyduÄŸun özlemin su yüzüne çıkmasının doÄŸal ve önlenemez bir sonucu mu?
Belki de ikisi birden. Berlin’de herÅŸey düz beat’ler ve minimal techno üzerine kurulu. Bir yerden sonra herÅŸey sıkıcı bir hal almaya baÅŸlıyor. Aslına bakarsan ÅŸu ana dek ürettiÄŸim çoÄŸu techno parçada da bu tür aksak ritim oyunları var. Parçanın groove’unu güçlendirmek için sıklıkla bu yola baÅŸvuruyorum. Åžu ana kadar da baÅŸarılı oldum gibi görünüyor. Bir çok prodüktör, aksak ritimlerin oyun alanına girmekten çekiniyor. Benim deneyimlerimin söylediÄŸi ise tam tersi: Kitle her zaman çeÅŸitliliÄŸi sever.
Hala drum&bass scene’iyle bir bağın var mı? Mesela Goldie’nin son albümünü dinledin mi?
Hayır dinlemedim ama kesinlikle bakacağım. Açık olmak gerekirse drum&bass’in son 10 yılda pek deÄŸiÅŸtiÄŸini düşünmüyorum. Yaklaşık bir ay kadar önce Berlin’deki tek drum&bass kulübü olan Icon’a gittim. Beynim reset’lendi adeta. Eski günlere döndüm. Tüm bu minimal ‘pling plong’undan sonra çok hoÅŸuma gitmitti. Ama hala 90′lardaki gibi bir sound var bir yandan. DeÄŸiÅŸen çok fazla bir durum yok senin anlayacağın. Bu yüzden de aslında arada bir içimden geliyor drum&bass dinlemek ve neler olduÄŸuna şöylece bir göz gezdirmek.
Önce Marek Bois debut’sü sonrasında ise Dapayk’tan albümler ardarda geldi. Bu iki alter ego arasındaki prodüksiyon paylaşımı nasıl oluyor. Mesela bu parçalar ortak bir havuzda mı üretildi yoksa her iki isim için de ayrı ayrı mesai mi harcadın?
ÇoÄŸunlukla direk olarak bir proje üzerinde çalışmam. Belirli dönemlerde parçalar üretirim ve yeterince olduÄŸuna kanaat getirdiÄŸimde onları birleÅŸtirmenin yollarını ararım. Ama ÅŸunu söyleyeyim, bir parçayı yapmaya baÅŸladığım ilk anda onu hangi projeme dahil edeceÄŸimi bilirim. Bu yöntem beni sound’a konsantre olma anlamında çok ileri noktalara taşıdı. 2 sene önce yaptığım Dapayk parçaları da benzer ÅŸekilde üretildi. Åžimdi yine yeni Dapayk koleksiyonunu bir albümde birleÅŸtirdim.
Oldukça somut ve tutarlı bir sound’un var. Ses heykellerin seni en sonunda hep Dapayk Solo ya da Marek Bois’e götürüyor. Bu yol hiç ÅŸaÅŸmıyor. Rrygular, ve Mo’s Ferry label’ları da aynı konsept ve tutarlılık içinde yaÅŸamlarını sürdürüyorlar. Hatta son kız kardeÅŸ Fenou’yu da katabiliriz. Sen label’ların hakkında neler söyleyeceksin?
Bir label sahibi olarak sana söyleyecebileceÄŸim en önemli ÅŸey, label’ın bir sound’u ve kendine ait bir stili olmasıdır. Müzik fanları senin label’ının ismini duyduklarında nasıl birÅŸeyler duyacaklarını adeta bilmeliler. Adı söylendiÄŸinde akıllarda belirli bir sound oluÅŸmalı. Etrafta ne bulursa yayınlayan pek çok label var. Biz ise 8 yıldır benzer ÅŸekilde yolumuza devam ediyoruz ve gerçekten hatırı sayılır bir hayran kitlesine ve takipçiye sahibiz diyebilirim. Ayrıntı vermek gerekirse, Mo’s Ferry ile deneysel rave sound’u üzerine gidiyoruz. Minimal ve breakbeat ya da rave elemanları üzerinde dönen bir crossover projesi. Rrygular ise minimal techno DJ tool’ları üzerine kafa yoran bir platform. Buradan yayınlanan parçaların benzer ses karakterleri ve dans pistine yapışan özellikleri var. Fenou ise deneysel pop ve minimal-house label’ı. Harmonik yapılarla ilerleyen daha huysuz denemeler.
Güncel elektronik müziğin gelişimi hakkında ve özellikle son dönemde giderek daha popüler olan nudisco ve deep house çılgınlığı hakkında ne düşünüyorsun?
Unutma ki her trend’in kendi anti-trend’i de vardır. Minimal denen ÅŸey bir kaç yıldır çok büyük ÅŸeyler baÅŸarıyor ama aslına bakarsan hala kemikleÅŸmiÅŸ techno dinleyicileri için pek de birÅŸey ifade etmiyor. Ayrıca belirli bir türü uzun süre dinleyen insanlar bu türden sıkılıyorlar. Bazen sadece eski bilindik müzik türlerinde yeni parlayan isimleri bulmaya ihtiyaçları oluyor. Bulup çıkardıkları o ÅŸeyleri ‘yeni’ olarak bağırlarına basıyorlar. Deep house ya da nudisco her zaman buradaydı. Sadece bir kaç müzik dergisinin ve önemli insanın bu türleri itmesi ve popüler etmesi gerekiyordu. Bu iÅŸ her zaman böyle olmuÅŸtur, böyle olmaya da devam edecek. 2 yıl daha ver ve sonrasında yeni bir ÅŸey gelecek. Ben trend’lerle hiç ilgilenmedim. Biz her zaman bu konuda olabildiÄŸince köşeli olduk. 5 yıl önce yayınladığımız bir parçayı çaldığın zaman bile insanların müziÄŸimiz hakkında yapacağı yorumlar pek deÄŸiÅŸmez. Her ÅŸey yerli yerindedir. Hiç bir zaman hype’ların içinde yer almadığımız için de sanırım insanlar bizden hiç bir zaman sıkılıp bir kenara fırlatmadı. Biz her zaman onların müzikal dünyasının bir köşesinde durmayı sürdürdük.
İsimlerinden hangisi en çok senin zevklerini yansıtıyor?
Bu sorunun cevabı tabii ki Dapayk Solo! Tabii ki bu diÄŸer projeleri sevmiyorum demek deÄŸil. Ama mesela Dapayk & Padberg‘de Eva ile orta yolu bulmamız gerekiyor ya da Marek Bois ile minimal techno kılavuzuna baÄŸlı kalmam gerekiyor.
‘Devil’s House’ albümünün üretim sürecinde sana en çok ilham veren ÅŸey neydi?
Berlin kışı. Almanya’da kışlar olabildiÄŸince gri’dir. Böylelikle karanlık sound’lar üzerinde çalışmak bir ÅŸekilde daha kolay hale gelir. Bu arada bir sürü David Lynch filmi seyrettim ve son albümde de isim dahil bu sürecin yansımalarını görebilir, duyabilirisiniz…
Dapayk ismine nasıl karar verdin? Eva Padberg ile nasıl tanıştınız? Marek Bois ve Dapayk bir Dr. Jeykl ve Mr. Hyde vakası mı?
Dapayk aslında kazara seçilmiÅŸ bir isim. Daha önce baÅŸka isimler kullandım. 90′ların sonlarında bir giriÅŸimci beni yerleÅŸik bir canlı hareket olarak istedi ve son telefon görüşmemizde posterlerin yarına yetiÅŸmesi gerektiÄŸini ve ona bir isim vermem gerektiÄŸini söyledi. Tam o sırada arkadaşımın evindeydik ve duvarda bir örümcek gördük. Arkadaşım Bulgar’dı ve bana Bulgarca’da ‘”payk”ın örümcek demek olduÄŸunu söyledi ve böylelikle “Da Payk” doÄŸmuÅŸ oldu. SöyleniÅŸi çok hoÅŸuma gitti ve zamanla onu bir kelime haline getirdim. Gerçek ve derin bir anlamı olmayan bir isim olsun istedim ve iÅŸte aradığım ÅŸey de tam “Dapayk” gibi birÅŸeydi. O günden beri bu ismi kullanıyorum.
Eva’yla okulda tanıştım. Ortak bir arkadaşımız vardı ve ona aşıktı. Eva’yı yaptığımız partilerden birine çağırdı ve bende onunla o partide tanıştım. Tanışmamızdan yaklaşık 10 yıl sonra da evlendik. Marek Bois ise tamamen aramızda yaptığımız bir ÅŸakanın ürünü ama bunu sana İngilizce olarak anlatmam nereyse imkansız. O yüzden boÅŸver gitsin! Marek ismini daha önce bazı parçalarımda da kullanmıştım. Bu alter ego ortaya çıktığında sadece Marek’e bir soyadı eklemek kalmıştı. Marek Fransızca’da ahÅŸap demek. Sert sound eden kuru bir müzik!
Parçalarını oluşturan iskeletin en önemli kısmı senin için neresidir? Genellikle bir parçanı hem prodüksiyon, hem tema anlamında nasıl bir sürecin sonunda oluşturursun?
Bas! Genellikle beni bir groove’a yaklaÅŸtırması muhtemel bir sample’la iÅŸe baÅŸlarım. Sonra oltalayacak bir oyuncak bulmaya koyulurum. İlk baÅŸta bu sadece bir loop da olabilir. Daha sonra ise aranjmanı bitirip bir sound haline gelecektir. Bazen ilk sample’dan eser bile kalmayabilir.
Albümünün ismi neden ‘Devil’s House’?
Bazı parçaları iki yıl önce Dapayk & Padberg‘in ‘Black Beauty’ albümü üzerinde çalışırken bitirmiÅŸtim aslında. Bir kaç tane de karanlık parça vardı elimde. Sonrasında ise seyrettiÄŸim filmlerden de etkilenerek hayali bir film için bir soundtrack yapmaya karar verdim. Bazı parçaları birleÅŸtirmek, bazılarını ise bölmek için üzerlerinde tekrardan çalışmaya koyuldum. Amacım 1. parçadan, son parçaya kadar yolunu kaybetmeden, ama birbirinden farklı parçalar dinleyerek yolun sonuna gelmekti. Berlin kışları karanlık bir hikayeyi seslendiren müziklere yardımcı oldu. Etrafındaki herÅŸey ve herkes olabildiÄŸince griyken, bir filmde ÅŸu repliÄŸi buldum; -”Come to the devil’s house.” Albümün moduna ve loop’una hayli uymuÅŸtu. Elimdeki bir oldskool enstrüman ile de çok iyi gitti. Albümün ismi de böylelikle hazırdı.
Albümün kapağında bağıran bir adam var. Neden veya kime bağırıyor, arkasındaki hikaye nedir?
Tüm albüm bir ego yolculuÄŸu! Bir kendini beÄŸenmiÅŸlik. Bu imgeye bir alternatif herhalde olsa olsa ‘orta parmağı göstermek’ olabilirdi. Daha önce yaptığım her albümde bir ÅŸekilde insanlarla uzlaÅŸmam gerekiyordu. Bu sefer iÅŸler deÄŸiÅŸti. Sadece çok sevdiÄŸim parçaları yayınladım bu sefer! Herkesin sonuna kadar anlayacağını ve beÄŸeneceÄŸini de düşünmüyorum. Sanırım ÅŸu anda bir ‘minimal techno weirdo’ olarak pozisyonum çok daha saÄŸlam bir yerde!

Sound kozmosun hakkında ne söyleyeceksin, fazlasıyla büyük ve derin…
Teşekkürler! Yapmaya çalıştığım, genel minimal jargonunun biraz ötesine geçmeye çalışmaktan ibaret aslında. Her şey olabildiğince-az ya da çok- geleneksel techno.
Şu günlerde beğendiğin prodüktörler ve plak şirketleri hangileri?
Olene Kadar‘ı çok beÄŸeniyorum. Bizim label’dan yayınları olan yeni bir isim. Åžu ana kadar bilinen her kuralı hiçe saymasına raÄŸmen sonuçta hala harika parçalar üretebiliyor olması beni çok etkiledi. Bir de From Karaoke To Stardom. EÄŸer Olene Kadar deneysel ise, FKTS da minimal benzeri düsturda deep olur herhalde. Ayrıca Dave Aju‘nun Circus Company‘den yayınladığı iÅŸleri de çok beÄŸeniyorum.
Müzik yapmak için müzik haricinde nelerden etkilenirsin?
Ben baÅŸka müzikleri ve prodüktörleri pek dinlemem. EÄŸer parçalarımıza söz lazımsa etrafımızda, Berlin müzik sahnesinde olup bitenlerden bahsederiz. Sound olarak ise bu biraz daha farklı. ÇoÄŸunlukla field recording’le ilgilenirim ve parçalarımda da yer veririm. Bazense bilgisayarın başında doÄŸal sesler çıkarmak için uÄŸraşırım. Tüm bunlarn bana her zaman yararı oldu ve müzik üretiminde yeni yollar bulmamı saÄŸladı.
Berlin gece hayatını ve yaratıcılığını seviyor musun? Yoksa başak bir yeri mi tercih edersin?
Berlin harika! Gerçekten! EÄŸer diÄŸer ÅŸehirlerle kıyaslamak istiyorsan, burası kesinlikle partiler ve elektronik müzik için en iyi yer. Berlin’de tek sorun giriÅŸimcilerin genellikle aynı konseptlere takılıp kalmaları. EÄŸer birkaç yıldır getirisi iyi olan bir parti konsepti varsa bunu neden deÄŸiÅŸtirelim ki diye düşünüyorlar. Buraya gelen her parti turisti de aynı deneyimleri yaÅŸayarak ülkelerine dönüyor. Kötü olan, her hafta aynı ÅŸeyler oluyor! Bir süredir dışarı çıkmamaya baÅŸladık çünkü daha gecenin başında beklentilerimizin nasıl karşılanacağını biliyoruz. Son altı aydır daha küçük çaplı kulüpler de açılıyor. Yeni clubbing alternatifleri üzerine gidiyorlar. Neler olacağını yaÅŸayıp göreceÄŸiz. Gürcistan ya da Japonya’da harika partiler gördüm. İnsanlar gittiÄŸim bu yerlerde müziÄŸe çok daha fazla deÄŸer veriyorlardı sanki. Almanya’da 20 yıldır techno partileri yapılıyor ve bazen buradaki insanların bundan artık olabildiÄŸince sıkıldığını düşünüyorsun.
Neden bir kaç arkadaşınla birlikte Richie Hawtin’i Uri Geller’e benzeten fotomontajlar yaptınız? Label’ın ismini de M_anus’le deÄŸiÅŸtirmiÅŸsiniz…
Aslında bizim olayımız Richie Hawtin ya da M_nus çatısı altındaki insanlarla deÄŸil. M_nus zaman içinde gerçekten çok büyüdü ve bu durum gerçekten de çok büyük bir çalışmanın ürünü fakat, tüm bu ünün yanında bir sorumluluk da getirmeli. BaÅŸarı ve paranın insanları nasıl deÄŸiÅŸtirdiÄŸini görmek gerçekten üzücü. Birçok sanatçının M_nus‘a geçtikten sonra nasıl bir deÄŸiÅŸim geçirdiÄŸine kendi gözlerimizle tanık olduk. Biz buna “m_nus okulu” diyoruz. Bazen bu label’a dahil olan sanatçıların gerçekle olan baÄŸlarının koptuÄŸuna inanıyorsun. Biz genellikle davranmayı ÅŸeçtikleri ÅŸekillere suskun kalarak, sadece başımızı sallamayı yeÄŸledik. Bir arkadaşım bu fikirle geldi ve m_nus logosunu çöpe atan bir piktogram yaptı. Buna gerçekten tepkiler aldık. Pek çok yerden. Bir çoÄŸu da kiÅŸisel tepkilerdi. Bir çoÄŸu için label hakkında olumlu ÅŸeyler söylemiyor olmak, kutsal bir ÅŸeye saygısızlık etmekti sanki. Bazıları bunu neden yaptığımızı, nedenlerimizi merak ediyordu. Bazıları ise sonunda birilerinin birÅŸeyler söylüyor olmasından dolayı mutluluklarını dile getiriyordu.
Bir süre böyle devam etti, sonra pek çok insandan bu tür hicivli resimler almaya baÅŸladım. M_anus logosu da o zamanlarda yaratıldı. Aslında m_Anus ismi de bizzat bir m_nus sanatçısından geldi. İsmi tabi ki bende saklı olan bu zat, bir keresinde “there’s a record coming out of m_nus!” dedi. Bunu öyle garip bir ÅŸekilde telaffuz etmiÅŸti ki, bizim aklımızda bir anda m_nus, m_anus’a dönüşüverdi. Bir kaç içkiden sonra bunu aÄŸzımıza doladık galiba. Sonrasında ise tüm M_nus ekibinin Kontakt fotoÄŸrafında Star Wars kahramanları gibi siyahlara bürünerek verdiÄŸi pozlar. Richie’nin en önde olduÄŸu ve Magda’nın Richie’nin elindeki bir LED kutucuÄŸa tapındığı o garip fotoÄŸraf. İşte o an dedik ki; -”Yeter bu kadar. Bu yeni bir din mi?” Sonra da Richie’nin elini kameraya doÄŸru uzattığı o poz var. Bunu ilk gördüğüm akÅŸam TV’de Uri Geller‘in ÅŸovu vardı ve ne kadar da benziyor dedim içimden. Gariplik ve çılgınlık babında baya ortak noktaları var diye düşündüm. HerÅŸey, “Biz yeni bir dine inanan insanlarız, yeni İsa’mız Hawtin’in yolundan ilerliyor ve aydınlatılmış bir küp ÅŸeklindeki tanrımıza tapınıyoruz” der gibiydi. Bu gerçekten gülünç!
‘Minimal Hype’ ve ardındaki ‘business network’ hakkında neler söylemek istersin?
EÄŸer minimal bir müzik türüyse, artık underground olarak yoluna devam etmesi neredeyse imkansız. GeçmiÅŸteki bir çok müzik türü gibi, önce bir sırdır, sonra kulüple ilgili olur, sonra hype, sonra reklam anlamında baÅŸarılı olur, sonra da yüksek dozdan ölür! Artık insanlar Richie Hawtin‘in parkta verdiÄŸi röportajda çevrecilikten bahsettiÄŸinde, sadece kendi çıkarlarını ve reklamını düşündüğünü anlamak zorunda. -”Vinyl kesinlikle gereksiz, vinyl almayın!” dediÄŸinde bunu söylemesinin sebebi, çevre için kötü olduÄŸunu düşünmesinden ziyade, kendi ÅŸirketi Beatport’un çıkarlarını düşünüyor olması. Beatport techno’nun itunes’u gibi. Neredeyse bir MP3 monopolisi. Her MP3 satıldığında Richie Hawtin ve ortaklarının cebine para giriyor. Bu yüzden tabii ki vinil fanları için üretilen teknolojiler ilgisini çekmiyor. Çünkü böyle para kazanmıyor! Böylece laptop’unda geliÅŸimine katkıda bulunduÄŸu programla parçaları ne kadar kolay mikslediÄŸini gösterdiÄŸi her sefer, daha çok insanın bu siteye girip birÅŸeyler satın aldığını hayal ediyor olmalı. Çok para kazanan bir techno süperstar imajı burada da iÅŸe yarıyor. Çünkü pek çokları aynı onun gibi olabilmek için can atıyor. Artık bir bilgisayar programı ve bir kaç MP3′le DJ olabilmek mümkün. Bir anlamda insanların ihtiyaçlarıyla ve duygularıyla oynuyorlar.
Bu arada tüm bu söylediklerimin büyük iÅŸ dünyasında normal karşılandığını da eklemeliyim. Tabii ki ürününüzü buluÅŸturabileceÄŸiniz en yüksek potansiyel insan sayısıyla buluÅŸturmaya çalışırsınız. Ama bu büyük kurumsal bir ÅŸirketin izleyeciÄŸi yoldur. Underground müzik için geçerli, para için deÄŸil. EÄŸer mainstram yolu seçtiysen bu bir karardır, ama lütfen hala “doÄŸru” veya gerçek olduÄŸunu idda etme!
Sen ve senin gibi sanatçıların bu konudaki duruşu nasıl?
Sanırım bir çok insan benim gibi scene’de olup bitenlerle pek de ilgilenmiyor. Pek çoÄŸu baÄŸlantılarla ilgilenmiyor. Tek ilgilendikleri her hafta partilemek ve çalmak. DiÄŸer yandan aynı ÅŸekilde scene sayesinde büyüyen ve kendini olup bitenler konusunda sorumlu hissedenler de var. M_nus ikonuyla alay etmeye baÅŸladığımzdan beri bir çok insan dile gelmeye baÅŸladı. Pek çok insan bizim gibi düşünüyor. Beni sakın yanlış anlama. Richie Hawtin ve arkadaÅŸları harika insanlar, ama bu oluÅŸumun ardındaki ticaret aklı bize müziÄŸin ikinci planda olduÄŸunu gösteriyor. Bu bence çok üzücü bir durum. Ben bazı M_nus sanatçılarıyla bizzat arkadaşım ve onlar bile bir noktada Hawtin’in fazla ileri gittiÄŸini düşünüyorlar.
EÄŸer kendini odyofil bir müzik aşığı olarak gösteriyorsan, partini büyük bir konser salonunda vereceÄŸinde iki kere düşünmelisin. EÄŸer insanlara 4-5 kiÅŸiden oluÅŸan senkronize bir live set vadediyorsan-ki burada sadece ayrıntılarda varolan bir müzikten bahsediyoruz- gerçekleÅŸtirilecek en iyi performans bile böyle bir konser salonunda bu ayrıntıları açığa çıkaramayacaktır. Sonuçta büyük bir alanda parti yapıyor olmak müzikle mi, yoksa oraya kaç kiÅŸi geleceÄŸi ve giriÅŸte kaç para ödeyeceÄŸi ile mi ilgili? Richie Hawtin her zaman çok para kazandı ve yeni bir mesih olmayarak da çaldığı her alanı doldurmayı bildi. Ama sanırım bu ona yeterli gelmiyor…
Techno benim için hiçbir zaman kolay para kazanma yollarından biri olmadı. Tabii ki müziğim ve performanslarım sayesinde yaşamımı sürdürüyorum ama bunu underground ideallerimi kaybetmeden de gerçekleştireceğim yollar var. Tüm bu M_anus olayı birilerini aşağılamaka ilgili değil. Olup bitenleri bir şekilde değiştiremeyiz, ama onlarla alay edebiliriz değil mi?
Sıradan bir günün nası geçer anlatır mısın?
Genellikle sabah 10′da kalkarım ve ilk iÅŸ e-postalarıma bakarım. Sonra label ofisine giderim ya da tüm günü stüdyomda geçiririm. AkÅŸam üzeri 4-5 gibi 2 köpeÄŸimle yürüyüşe çıkarım ve sonrasında ya yine stüdyoma veya ofise dönerim. 9-10 gibi iÅŸ günüm sona erer. ArkadaÅŸlarla görüşürüz, ya da kanepede kendime vakit ayırırım.
Çocukluğunda en sevdiğin oyuncak ve çizgi film hangisiydi?
Bir sürü lego benzeri inÅŸaat tuÄŸlalarım vardı. Sanırım sahip olduÄŸum en iyi oyuncaklar. Tüm günümü onlarla oynayarak geçirirdim. BaÅŸlarda DoÄŸu Almanya’da Batı programlarını izlememiz yasak olsa da Tom & Jerry’ ve sonrasında The Simpson’u çok seviyordum.
Türkiye ve İstanbul hakkında neler biliyorsun? Burada çalmak ister misin?
İstanbul’un tarihi hakkında çok ÅŸey okudum. Ama ne yazık ki sadece bir kaç kez aktarma yapmak için hava alanı dışında birÅŸeyi görme fırsatım olmadı. Oradaki partiler ve scene hakkında sadece iyi ÅŸeyler duydum. Gelip kendim görmeyi gerçekten çok istiyorum.
Gelecek projelerin ve müzikal planların nedir?
Åžu anda label’daki sanatçılarımız Marcel Knopf and Kleinschmager Audio ile yeni prodüksiyonlar üzerinde çalışıyoruz. Rrygular’dan yeni EP’ler yayınlayacağız. Ayrıca bir kaç gün önce Mr. Stathik için yeni bir remix yaptım.
Son olarak söylemek istediğin birşey var mı?
Evet! Hype’a inanmayın!
Bu metin HalfStereo.com‘da yayılanmıştır. Bütün hakları HalfStereo.com‘a aittir.
Christopher Çolak → 18 01 2009
0