Rubin Steiner: Şeytanın Ta Kendisi


Nu jazz’a yedirilmiş şeytani ayrıntılarla süslediği “Wunderbar Drei” albümünden sonra şimdi 180 derecelik yön değişikliği yapıp hip hop’a saran, sıcaklığı da şeytanın evi derecelerinde olan Fransız dörtlü Rubin Steiner ve dörtlünün şeytan beyni Fred Landier ailemden biri oldu artık…

Rubin Steiner eski bir DJ olan Fransız Fred Landier’in grubunun adı. Böyle bir adamın varlığından haberdar olmam ise birkaç yıl öncesine dayanıyor. Onları Türkiye’ye üçüncü gelişlerinde Babylon’daki iki gecelik performansları sırasında keşfetmiştim. İki gün boyunca sahne arkasında onlarla birlikteydim. Müziklerine deli olmuştum. Fred çok basit ama zekice kurgularla çok mutluluk verici bir müzik yapıyordu. Genel olarak nu jazz diye tanımlayabileceğimiz türde. Ama ne nu jazz… İçinde özellikle Fred’in saplantılı türleri hip hop, punk ve tabii ki caz vardı. Rubin Steiner Quartet o zaman Fred haricinde basta, after party’de çılgın dans figürlerine bir türlü ayak uyduramadığım ve karşısında dans etmeyi bırakıp aval aval onu izlemeye başladığım Sylvestre, trombondo Benoit, visual’larda, perdede yaptıklarına hayran kaldığım François’dan oluşuyordu. Tabii sonradan yazışmaya devam ettiğimiz grubun menajeri Vincent’ı (superfuret!!) da unutmamak gerek. O dönemde yeni çıkan albümleri “Wunderbar Drei” onlar Fransa’ya döndükten sonra bir dahaki buluşmamıza kadar CD rafının her zaman en ulaşılabilir yerinde oldu. Tozlandı, kirlendi, kutusu elimde kaldı, CD trackleri atlamaya başladı, dinlemekten eskiyip püsküdü. Bir gün müzik market rafı deşerken albümün ilk single parçası olan ‘Guitarlandia’nın, aynı zamanda Fred’in arkadaşları olan Ninja Tune artistlerinden birkaçının özel remikslerinden oluşan “Guitarlandia: Remixed By Ninja Tune & French Friends/DJ Vadim/ Up, Bustle & Out/Fog/TTC/Bosco/Elektromenager/Mr Neveux” adlı albümü almıştım.

Fred ve arkadaşları bir süre sonra da H2000’de bir performans için yine karasularımıza girince Travaux Publics (Vincent ve Fred’in top secret sürdürdüğü bağımsız plak şirketi) tişörtümü giyip konser sonrası yine sahne arkasında bitmiştim. Grup üyeleri neredeyse aileden biri olacak. Annem bile tanıyor onları. Rubin Steiner dörtlüsü zaman içinde biraz değişti. Gruptan François ve Benoit ayrıldı. Yerlerine henüz tanışmadığım yeni üyeler geldi. Asıl konuya gelirsek Fred bu arada yepyeni de bir albüm hazırladı. İsmini “Drum Major” olarak belirlemiş bile. Albümün 2005 yılının ilk aylarında çıkacağını söylüyor. Henüz tam olarak dinlemediğim için yorum yapmıyorum. Zaten konu Rubin Steiner olunca pek de objektif değilimdir.

Fred ve yeni grubu bu ay 9 Ekim Cumartesi gecesi 14. Akbank Caz Festivali kapsamında Yeni Melek Performans Merkezi’nde olacak. Akbank Caz’cılar adamın artık caz yapmadığını bilmiyorlar sanırım, çünkü Fred tarzını epey değiştirdi. Neyse canlı dinleyelim de gerisi önemli değil. Onlar sahnede olduğu sırada benim başka zevkli bir iş için Roma’da bulunacak olmam da ayrı bir şansızlık. Eğer Fred ve yeni arkadaşları eski grup kadar iyiyse çok iyi bir gece olur tahminimce ancak tam tersiyse yani yeni grup iyi olmamışsa şu ana kadar okuduklarınızı hemen unutun. Yani iyi değillerse adı geçen konser mekanını hemen terk edin.

Yeni albümün ismi ne oldu? Karar verebildin mi?

Ona “Drum Major” diyordum. Sonunda bu isimde karar kıldım.

Bir önceki albüm “Wunderbar Drei”da ondan önceki albüm “Lo-fi Nu Jazz”da olduğundan daha az sample vardı. Yeni albüm “Drum Major”da sample, analog ekipman ve dijital sound’ların birbirlerine oranı nasıl olacak?

Yeni albümde sample hiç olmayacak diyebilirim. Belki bir ya da iki. Onlar da çok önemsiz şeyler. Bas, gitar, klavye çalıyorum ve bazı parçalarda da kendi vokalimi kullanıyorum. “Wunderbar Drei”dan daha hip hop ve rock’a yakın olacak ritimler. Şöyle de diyebiliriz artık yeni albümde caz ritimleri olmayacak. Biliyorsun önceki albümlerde Örneğin ilk albüm yüzde 95 oranında sample’lardan oluşuyordu. Charles Mingus, Elvis Presley, John Coltrane gibi isimlerden alınan sample’lar üzerinde bilgisayarda oynuyordum ve onları kendi kaydettiğim ses örnekleriyle birleştiriyordum.

Tam bir kolajdı.

Evet her müzikten cut-up teknikleriyle parçalar vardı. O zamanki çalışma şeklim buydu. Parçaları birleştirip tamamen farklı bir şey çıkıyordu ortaya.

Wunderbar Drei’da ise sample’lar yine var ama daha azdı.

Yaklaşık yüzde 70’e düşmüştü sample’ların oranı. Aslında artık gerçek bir albüm yapmak gerektiğini ve olabildiğince çok şeyini kendim üretmek istedim. Sample’larını kullandığım usta cazcılar Charles Mingus ve John Coltrane ya da efsane Elvis Presley için tribute parçalar yaptım, onlardan sample kullanmak yerine.

Mme Douze yine var mı yeni albümde de?

Evet bazı yerlerde şarkı söylüyor yine. Sylvestre de yine bas çalıyor.

Bir önceki gelişinde konuştuğumuzda yeni albümün öncekilerden çok farklı olacağını söylemiştin. Sanırım en büyük farklılık bu sample’lı çalışma şeklinin değişmesi.

Dediğim gibi caz yok yeni albümde. Dört hip hop parça, iki elektro-punk parça, iki surfy-groovy parça ve bir tane de Mme Douze tarafından yazılıp söylenen bir İspanyol baladı var. Çok cool bir albüm oldu toplamda. Yani Beastie Boys, LCD Soundsystem, Death In Vegas ve Savath&Savalas arası bir sound olarak tanımlayabilirim.

Caz, punk, hip hop’a olan zaafını biliyorum. Ancak tam bir de Beastie Boys hayranısın.

Kesinlikle. Onlarla bir gün aynı sahneyi paylaşmayı bile isterdim.

Albümün artwork’ünü yine Mme Douze yaptı değil mi? Onun “Guitarlandia-Remixed By Ninja Tune & French Friends” albümüne yaptığı artwork’e bitmiştim.

Evet. Bu albüm için de garip ve çok güzel renklerde bir artwork çalıştı. Resimsiz sadece bilgisayar çizimleriyle yaptı. Genel görüntü olarak çok renkli bir yabancı gezegendeki bir generaller ordusu var. Ben çok sevdim tasarımı.

Tam olarak ne zaman piyasada olacak “Major Drum”?

2005’in ilk aylarında sanırım.

İstanbul’a çok geldiniz ve epeyce yer gezdiniz. Sylvestre geçen gelişinizde burada bir ev almayı bile düşünebileceğini söylemişti. Senin İstanbul’da en keyif aldığın yerler nereler?

Geçen gelişimizde hani H2000’de deniz kenarındaki festival alanından pek çıkamamıştık. Ancak daha öncesinde epey gezdik. Taksim Babylon’da çaldığımız sene özellikle de.

Evet ilk tanıştığımız performansınızdı. Hatta iki gün üst üste çalmıştınız. Aralarda çok gezdiniz.

Biliyorsun üç ya da dördüncü gelişimizdi o sanırım. O zaman epey gezmiştik. Taksim’den girip Sultanahmet vs birçok yeri gezmiştik. İstanbul’un hareketli halini çok seviyorum ben. Her an bir olağanüstü hal ilan edilmiş gibi filan. İnsanlar sürekli bir telaş bir hareket halinde. Enerji harika.

Sizin canlı performansların en önemli özelliği de visual’lardı. Visual’ları yani performans sırasında müzikle eş zamanlı video’ları hazırlayan François, canlı performans sırasında arkanızdaki perdede muhteşem işler çıkarıyordu. Ancak Fronçois gruptan ayrıldığına göre visual’lardan artık kim sorumlu oluyor ya da visual’lardan vazgeçtiniz sanırım?

Ağustos 2003’ten beri canlı performans grubu biraz değişti bildiğin gibi. François ve trombonda Benoit artık bizimle değil. Birkaç nedenden dolayı ayrıldık. Şimdi çok daha yeni ve heyecanlı bir grup var. Ancak video işine ara verdik diyelim. Artık canlı performanslarda video kullanmıyoruz. Sylvestre şimdi bas çalıyor. Canlı performanslarda double bas’ı evde bırakıyor.

Sylvestre o kadar hareketli o kadar deli ki zaten double bas’la bile yerinde duramıyordu.

İşi daha da hareketlendirdik. Yeni bir davulcumuz da var. Chacha davul çalıyor. Bu arada şu siteye de bir göz at: www.boogers.free.fr. Fransızca bilmeyenler sinir olacak ama tabii ki Fransızca. Ayrıca yeni bir de tromboncumuz var ismi Olive.

Sahnede sana gelirsek? Genelde sampler ile takılıyordun ve bir enstrüman çalmıyordun. Hala böyle değil herhalde?

Artık gitarla çıkıyorum. Ancak sampler da yine var. Ayrıca dediğim gibi vokal de yapıyorum.

Peki grup değiştiğine göre canlı performanslarda önceki albümlerden de çalıyor musun? 9 Ekim’deki İstanbul performansı için hazırladığın özel bir şeyler var mı? Yeni albümün tüm parçalarını çalacak mısın?

Yeni grupla artık eski parçaları çok çalmıyoruz. O tatta olmuyor tabii. O yüzden sadece “Drum Major”dan parçalar ve daha önce hiçbir yerde çalmadığımız funky punky  parçaları çalıyoruz. İstanbul’da da durum böyle olacak ancak “Wunderbar Drei”dan bir parça çalabiliriz belki.

Hangisi?

Espagnolade nasıl?

“Wunderbar Drei”ın en hip hop parçasıydı ve favorilerimden biri olduğunu bilmeyen yok. Arada trompet sololu bir hip hop! İki favori parçamdan birini çalacağına inanmıyorum.

Kesinlikle. Yeni canlı performanslar daha çok elektro hip hop ve bir parça da rock içerikli ama gerçekten çok eğlenceli. Eski performanslardan yani senin bildiklerinden çok farklı belki ama yine aynı enerjide olacak. İnsanları ortalıkta hatta sahnede atlayıp zıplarken görmekten çok mutlu oluyorum.

Travaux Publics işleri nasıl yürüyor? Label’dan yeni projeler neler?

Bu soruyu bilerek mi soruyorsun? Tabii ki bu konuda yazılı ve sözlü açıklama yapmam. Tek cevap  www.travaux-publics.org Ne var ne yok hepsi orada.

Söylemek istediğin başka bir şey var mı?

Fred: Hmm. Biliyorsun resmi sitemiz yenilendi.  www.rubinsteiner.com

Tamamen Fransızca ama! İngilizce versiyonunu da tamamlayın bence en kısa zamanda.

Hepsi Fransızca ama çok güzel esprili bölümler, resimler, hatta eski İstanbul performanslarından da resimler vs gibi çok şey var.

Bu metin Basatap adlı dergide yayınlanmıştır. Tm hakları Basatap dergisine aittir.

Etiketler: