
Jörg Föllert’in kendine sahne adı olarak Wechsel Garland’ı seçmesinin bir sebebi var. Cevabı aşağıda saklı olan bu sorunsaldan evvel, Garland’ın son albümü “Easy”e de bir kulak verin ki şaşırmayın.
Wechsel Garland’ın açılımı, Köln ikametli bir tek-adam müzik projesine tekabül ediyor. Kendisi müzikle ‘uğraşmaya’ seneler evvel evinde bulunan çeşitli enstrüman ve nesneleri deneyerek başlamış, zamanla bu nesneler akordiyon, gitar, melodika, Fender Rhodes vs. gibi entrümanlara ortak olmuşlar ve Garland’ın müziği daha bir şekillenmiş. Garland, yeni yayınlanan “Easy” de dahil olmak üzere kendine ait üç, bir de Japon müzisyen World Standard’la paslaşarak kaydettiği ortak albüme sahip. Hepsi birbirinden ‘cool’ atmosferlere sahip bu kayıtları ilk dinlediğinizde garip bir sıkışmışlık, belirli şeylere tek taraflı küskün olma durumu, yine de bariz bir iç huzuru gibi karakteristikleri hemen fark edebiliyorsunuz. Tropicalia, trip hop ve lounge gibi kolay dinlenebilir addedilen türlerden keyfine göre aldığı ilhamları, yormadan hüzünlendiren yeni bir şekle sokmak gibi meziyetleri de var Garland’ın.
Bu arada Wechsel Garland bir Köln sakini; ama pek bildiğiniz gibi değil. Şehirler ve sound’lar (babalar gibi, hani Almanya diye söylüyoruz, Düsseldorf-Kraftwerk örneğine ramen) onu pek ilgilendirmiyor. Ona kalsa dünyanın herhangi bir yerinde de müzik yapmaya devam edebilir. Elbette eder; ama bu, şu anda Köln’ün serin ve mesafeli havası altında kendine biçtiği paylarla yaptığı buzlu çay tadında müziklerden aşırı dozda etkilenmemizi pek etkilemez. Pek tabii ona değil, bize soracak olursanız…
Son albümünün adı “Easy”. Bu başlık, müziğinin easy listening niteliğine bir gönderme mi?
Hayır, kesinlikle alakası yok. Aslına bakarsanız bu başlığı bir şaka olarak düşünmek gerek. Şarkı sözleri ikili ilişkiler etrafında dolaşıyor; “Easy” de buna gönderme yapan çok ciddi bir şaka aslında.
Wechsel Garland ismi nerden geiyor? Judy Garland’la alakalı bir durum var mı? Böyle bir isim seçerken insanların telaffuz zorluğu yaşayacağını düşünmedin mi?
Judy Garland benim çocukluk kahramanım. Oz Büyücüsü’nü kaç defa seyrettiğimi hatırlamıyorum bile. O yüzden evet, ismimin onunla bir ilgisi var. Bunun yanında o kadar da akılda kalıcı bir şey olmasın istediğim için, herhangi belirli bir manaya sığınmadan Wechsel kelimesini de isim olarak atadım.
Albümlerindeki bütün enstrümanları sen mi çalıyorsun?
Çoğunu ben çalıyorum; ama tam olarak nasıl çalınmaları gerektiğini bilmediğim için sonradan üzerlerinde bir sürü editing yapmam gerekiyor.
Gustavo Cerati kim? Onunla çalışmaya nasıl karar verdin?
Gustavo, Arjantinli bir müzisyen. Onunla bir konser vermek için gittiğim Buenos Aires’te tanıştım. Aslına bakarsanız Güney Amerika’da gerçekten ünlü biri. Zamanında Soda Stereo adında epey uzun süren ve çok ünlü ve başarılı olan bir grubu varmış.
Bir ara bir televizyon kanalı için çalışıyordun. Hala devam ediyor musun?
Arada bir çalışıyorum. 10 yıl boyunca aralıksız screen/designer olarak çalıştım. Şimdi biraz daha fazla prodüksiyonla uğraşmak ve kendi müziğime konsantre olmak istiyorum.
Hala Köln’de mi yaşıyorsun?
Evet.
Oradaki müzik kültürünün ve eğilimlerin seni bir şekilde etkilediğiniz söyleyebilir miyiz?
Sanmıyorum. Köln’de dominant olan iki tane müzik akımı var. Drum & bass ve techno/club/Kompakt kültürleri şehri müzikal anlamda ablukaya almış durumda. Ben kendimi her ikisine de yakın hissetmiyorum; doğal olaral onlardan etkilendiğimi de söyleyemeyeceğim.
Rock mı elektronik müzik mi? Kalbin hangisi için çarpıyor?
İkisi için de değil tam olarak herhalde. Her ikisine de pek yakın hissettiğimi söyleyemem. Elektronik yollardan kayıt yapıp editliyorum ama kendimi bir çeşit düğme mühendisi gibi de görmüyorum. Dürüst olmak gerekirse synthesizer’lar benim için hala gizemini koruyan aletler. Onlar hakkında aslında yeterince derin bilgi sahibi olmadım ve asla kendime ait bir klavyem olmadı. Rock müzik konusunda da aynı şeyleri söyleyebilirim. O şekil bir müzik yapma biçimi de benim için bir muamma. Kendimi rock ya da elektronik müzikten ziyadde, pop müziğe daha yakın hissettiğimi söyleyebilirim aslında.
Peki müzik yapmak için belirli bir ilham ya da itici güce ihtiyaç duyuyor musun? Seni tetikleyen şeyler neler?
Etrafımda olup biten her şey benim için bitmez tükenmez birer ilham kaynağı. Çok klişe bir cevap belki bu ama gerçekten öyle. Bahsettiğim şey sadece olaylar ve insanlarla da ilgili değil ayrıca; müzik adına da karşıma çıkan, beni bir şekilde yakalayan her şeyden etkileniyorum. Ve bunlar bir şekilde birikip beni ve yaptığım şeyi etkileyerek müziğimin oluşmasını sağlıyorlar. Epey ilkel bir yöntem belki ama ben böyle çalışıyorum.
Müzik yapmaya birtakım enstrümanlarla oynayarak başladığını duymuştum. Bu hala geçerli mi? Yokda artık daha planlı programlı olmayı öğrendiğini söyleyebilir misin?
Hmm. Bunu duymak garip geldi şimdi. Aslında kabul ediyorum, başlarda bırakın müzik yapmayı; enstrüman çalmak konusunda bile hiçbir şey bilmiyordum. Benim için bir oyun gibi başladı her şey ama sonradan işin çehresi biraz değişti. Yoldan çıktım diyebiliriz. Artık benim için denemek, müzik yapma sürecimin sadece bir kısmını oluşturuyor; deneysellik odak noktam değil. Sadece yürüdüğüm yolda başa çıkmam gereken ‘sorunlardan’ biri, o kadar.
Müzik yapmaya ayırdığın zaman, o ‘eski’ günlerden daha az mı artık?
Sanırım. Çünkü şu anda üç çocuk babası bir kişiyim ve onlarla alakalı bir dolu sorumluluğum var. Bunun dışında bütün zamanımı müziğe ayırsam da dinleyene bu sürecin o kadar da yeterli geleceğini dşünmüyorum. Olsun ama ben halimden memnunum; hayatım ailem ve müzik etrafında gelişiyor; bu süper bir şey.
Yani hayatında hiç resmi bir şekilde müzik eğitimi almadın mı?
Üzerinde konuşmaya değecek kadar değil. Babam bana piyano ve flüt çalmayı öğretmeye çalışmıştı ama o zamanlar kafam başka şeylerle dolu olduğu için pek ilglenmemiştim doğrusu.
Bir şarkıyı ne kadar zamanda bitiriyorsun?
Maalesef hızlı çalışan bşr insan değilim. Genelde tek bir şarkı için en az birkaç hafta uğraşıyorum. Bu bazen ayları da bulabiliyor. Aslında bir gün içinde bitirebilmeyi diledğim şarkılarım da olmadı değil; ama bu hiçbir zaman gerçekleşmedi…
Bir albüm yapma fikri, şarkılarının arasındaki ortak noktalardan mı oluşuyor? Yoksa bir albüm uğruna şarkıları yaparken, aralarında denge kurmaya mı dikkat ediyorsun?
Albüm yapmak çok uzun bir süreç aslında. Bu zaman içinde bir sürü karar alıp, bozuyorum ama yine de bu belirli bir reçete dahilinde olmuyor. Genelde bir şarkıyı olabildiğince hızlı bir şekilde biirmeye çalışırım. Evet, ben de o “içinden gelen neyse odur” inanışına sıkı skıya balı insanlardanım. Ama bu konuda o kadar da başarılı olduğumu söyleyemem. Çünkü bir şarkıyı ne kadar erken bitirireem, o kadar paranoyak oluyorum, kendime güvensizliğim o anda açığa çıkıyor ve sil baştan çalışmaya yeniden başlıyorum.
Bugünlerde en sevdiğin enstrüman hangisi?
Piyano ve davul. Çünki ikisinin de tam olarak nasıl çalındığını bir türlü öğrenebilmiş değilim. Gizemli olan çekicidir ne de olsa…
Birlikte çalışacağın şarkıcılara nasıl karar veriyorsun?
Bu belirli bir konsept dahilinde gelişen bir şey değil. Seslerini ve yaptıkları şeyleri sevdiysem hemen konuya giriyorum. Size bir sır vereyim mi? Aslında hayatta en sevdiğim şey bir kadın ve bir erkeğin birlikte söylediği şarkılar. Böyle olunca ortaya ne kadın ne erkek, hiçbir şeye benzemeyen bir ses çıkıyor ve aslında benim de tam olarak aradığım sesler de bu gibi şeyler. Tek bir yere ait olmayan, belirli bir kimliği olmayan sesler…
Şu sıralar seni heyecanlandıran müzikler ve müzisyenler kimler?
Bugünlerde 18 yaşımdayken dinlediğim şeylere doğru bir flashback yaşıyorum. The Cure, Cocteau Twins, Alien Sex Fiend ve Dead Can Dance gibi şeyler dinliyorum bolca. 20 yıl evvel onlarla yatıp kalktığım düşüncesi aklıma gelince bu epey garip bir duygu. Geçtiğimiz yıl içinde de epey güzel yeni müzisyenler keşfettim. Joanna Newsom, Hanne Hukkelberg ve Devendra Banhart bunlardan bazıları. Sonra her zaman favorim olarak kalacak Gary Wilson, Tekeo Toyama, Karen Dalton, Justin Hinds, Hoagy Carmichael, Pharoah Sanders, Fred Neil ve Mathieu Boogaerts gibi isimler de var.
Bu metin Basatap adlı dergide yayınlanmıştır. Tüm hakları Basatap dergisine aittir.
Pınar Üzeltüzenci → 01 06 2006
0