AKM’nin açılımı nedir?

Erdem Dilbaz 20 05 2009

0


Toplumlar tarihlerini yaratıyor. Sapkın tutkularla yaratılanlar çoğunlukta mıdır bilmiyorum. Burada, öyle olduğu hissediliyor. Toplumlar tarihlerini korumak için ellerinden gelini yapıyorlar. Ortak bilincimizi koruyorlarsa ne güzel. Sadece ortak bilinç yaratıyorlarsa vah halimize. Toplum dediğimiz devlet dediğimizle karışıyor olmasın? Öyleyse toplumu devlet mi yaratıyor?

Dediğimiz gibi, bizim burada öyle hissediliyor. Bilgisi, görgüsü olmuş devletimizin kültürümüze verdiği önem dilden dile dolaşıyor. Yakında “yüz yıldır” olacak.

Kendini milad alacak ülkenin kültür-sanat başkenti tartışmasız Taksim. Öngörüsü olan biri elbette Taksim’in göbeğine bir kültür merkezi açar. Fena da olmaz. İlk günlerinde İstanbul Kültür Sarayı’dır. Cadı Kazanı kaynarken sahnede, mekanı alevler sarar. Kazandaki büyü yıllar sonra etkisini gösterir. Atatürk Kültür Merkezi (AKM) devşirilir.

Enginlere sığmam tasarım!

Mimari tasarım mantığında yeniliklerle doludur AKM. O dönem için. Dış perdeleri ilk giydirme cephe örneklerinden biri, içerideki devasa tavanlar ise hem ilk hem son tatminkar boşluklardır. Yandaki otoparkı da davet etselerdi betona ve çeliğe modern mimarinin doruklarına çıkardı bu bina. İhtiyaç fazlası da olmazdı, özel sektörün girişimi ile işlenecek alan çoktan İstanbul Modern Sanatlar Müzesi olurdu. İçerisinde atölye çalışmaları, uluslararası projelerin çıktıları ya da çıkartacakları, genci yaşlısı olurdu. Şu an olmuyor, belki 5 yıla İstanbul Müzesi olur.

Hayati Tabanlıoğlu’nun tasarladığı AKM binası şimdi gene Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından şekillendiriliyor. Avrupa Kültür Başkenti (AKB) Ajansı ile imzalanan devlet protokolünün desteğiyle. İçeride yapılacak değişikliklerden sonra Aralık ayının sonunda AKM açılırmış gibi yapacak. 2010 Avrupa Kültür Başkenti gece yarısından sonra balkabağına dönecek. Yılbaşı partisi sonrası Mayıs 2010’da tam kapasite çalışacak kültür merkezi. Dış cephesinde büyük değişikliklere gidilmeyecek. Mimar sınırlar dahilinde oynayacak. Genelde yüksek olan mimar Murat Tabanlıoğlu yapılacak ana değişiklikleri sıralıyor: “Salonların akustik yapısı elden geçirilecek, sahne arkası teknolojisi restore edilecek, arka taraftaki kullanılmayan boğaz manzaralı terasa restaurant yapılacak, aydınlatma led teknolojisiyle yapılacak, giriş meydanı yeniden düzünlenecek, bina sağlam ama yeniden bugünün deprem şartnamesine uygun hale getirilecek, ısınma sistemi değişecek. Yapı çevre dostu olacak.”

Arkitera.com’dan gördüğümüz yeni planlar ile elimizdeki eski planları karşılaştırıyoruz. İçerinin akustik hesaplamalarının yapılması sevindirici. Bir de “Design Shop” için yer açıyorlar, gelirlerini satacaklar. Asma kat çıkılacak bir alan ve çok amaçlı bir başkası daha yaratılacak. Dikkatsizliğimden kaçırmış olabileceğim bir alan var ki dillere destan: 9. tekil şahıslardan bile duyduğumuz az çalışanına rağmen çok genişimli olan beton tarlaları! Bakalım gelecek bölümlerde mimarımız 6 kibrit çöpüyle AKM yazabilecek midir?

Dışı çelik kaplı, içi ‘otokrasi’* parçacıklı

AKM’nin bir de içerisi var. Ruhunun derinliği mi denir, kalbiminin gömüldüğü yer mi,bilimsiz; T.C. Kültür Bakanlığı tarafından belirlenen yönetmeliği. İşletme yönetmeliği. Devletana memesini kültüre dayıyor. AKM’yi içiriyor bu yönetmelik vasıtasıyla. İçeriği şekilleniyor. Dijital çöplükte internet sitesi aranıyor. Yeri çöplüktür diye tahmin ediliyor. Gene de bulunamıyor. Dışarıda hayat akıyor. İçeride kaplumbağa terbiyeli çorba yapılıyor. Biletler tükeniyor, oraya insanlar neden geldiklerini biraz anlıyor, pek bilmiyorlar.

Anne gibi devlet, adını sahiplenmiş sanatın. Bale devletin balesi, opera devletin operası. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü sanatçıları AKM’ye adda’ya gönderiyor. Sanatçılar bir gitmek istemiyorlar, gitmeyip ne yapacağını düşünecekse, bir gitmek istiyorlar. İnanın bir suçu yok akademisyenlerin veya rektörlerin veya sanatçıların. Karar emir oluyor, emir uzun yoldan geliyor, emir deviri kesiyor. Devir hep aynı kalıyor. Klişesine kurban, hep çift maaş lafları dönüyor hep de ince belliler son anda sahne gerisine bırakılıyor. Ne alıp veremediğimiz var bizim bu sanatçılarla!? Çay da mı içmeyecekler, para da mı kazanamayacaklar? Yazık dilimizin kasına. Çekiştirilecek şey değil insan eti, makası devlet memesinden alacaksın. Kurumlar devletin, toplum devletin, kamu da devlet kamu malı da. Sen de ben de devletin o halde. Cennet devletin ayaklarının altından çekilmediği sürece cehennem kültürün üstünde duracaktır.

Arkadaşlar, Dostlar, Romalılar! Evet, hepinize duyurulur. AKM’nin yönetimine el koyuyorum. Gelecek 5 yıl benim planlarım doğrultusunda ilerleyecek. Yönetim ve mimari ile vizyon tüyünden yapılmış içerikteki değişiklikleri ve nasıl geliştirileceklerini aşağıda okuyacaksınız. Vereceğimiz malzemelerle siz de zihninizde canlandırmalar yapabilir, kültür dünyasına fikirlerinizle katkıda bulunabilirsiniz.

AKM’nin bir geleneği var. Beğenmeyebiliriz. Beğenmeyelim o halde. Bu gelenek klasik sahne ve gösteri sanatları çalışmalarını insanlara ulaştırıyor. İyi yapıyor. Bu devam etsin bir yandan. Fakat artık çağdaş sahne ve gösteri sanatlarına da içerik sağlayabilsin.

İşin vizyoner tabanı değişiyor: AKM zamanını yakalayan, çağdaş sanatların kültür merkezi oluyor!

Bunun olabilmesi için öncelikle yönetim katını karıştıralım.  Şu anki yönetim şekli, düğün salonu işletmeciliğinin gelişmiş versiyonu. Gün alınıyor, çalışmalar sahneleniyor. Biletler yarım şişe su fiyatına satılıyor. Bedavaya verildiği de oluyor. Bedavaya bilet olur mu güzel kardeşim, olmaz! Değer birimi paraysa öğrensin insanlar bu işin değerini. Sosyal sorumluluk projelerini kabul et, gene de o biletin parasını birilerinden al. Al ki cebinden yeme. Benim cebimden de yeme be eşşoğlusu.

İnsanlarla temas etmeli AKM. İnsanları davet etmeli, kendilerini bu mekanın paydaşı olarak görmeliler. Bu nedenle sanatsal yönetimden biri idari yönetime demelidir ki “sivil toplum örgütleriyle de ticari kurumlarla da iletişim halinde olacağız, onların projelerini bize ulaştırın, bizim ortaklık teklif ettiklerimizi çözüme bağlayın”. Bireysel başvuruların da yapılabileceği bir alan olmalı. Hatta çok mu beğendik gelen projeyi, bir oda iki masa üç bilgisayar verilmeli. Eski arabadan çıkarken kafalara dikkat edilmeli.

AKM’nin yanındaki otoparkta benim de gözüm var. Orası harika bir kompleks olur. Bu bina içinde teknoloji laboratuvarı bulunmalı. Teknolojik etkileşimli sistemler geliştiren hem sanatçılar, hem de meraklıların sayısı gün geçtikçe artıyor. Yurtdışında da DIY (do it yourself) ürünlerin tedarikçileri ve geliştiricileri bulunuyor. Ars Electronica’dan know-how almaya lokalden de ufak bir danışma kurulu giderse bu iş çözülür. Ayrıca mükemmel akustiğe sahip konser salonu. İstanbul Müzesi fikrimden da vazgeçmedim. Üç isteğimizi tek bir mekanda biraraya getirebileceğimizi kanıtlayabilecek data’mız varsa üçünü birden gerçekleştiririz.

AKM benim, ben AKM’nin

Hiç demiyorsunuz “Bu toprağa hortumu kim tutuyor, para nereden geliyor?”. Arada bahsettim, unutmuşsunuz. Devletten kopmak yok. Devlete zorla katılmak var. Demokrasi katılım demek, konuşum demek, düşünüm demek. Kapıları zorlayıp kaçırıyoruz devleti. Yanımıza oturtuyoruz. Anlaşıyoruz. Mali kaynaklarını onlardan daha verimli kullanacağımızı ispatlıyoruz. Değişimden bahsediyoruz. Bence kesin, hayal benim değil mi, anlaşıyoruz. Ayrıca yeni binanın işletmesini özel bir kurum yönetiyor. Onlarla da şöyle anlaşıyoruz; biz size sanat danışmanlığı hizmetimizi sunuyoruz. Siz de paranın kralını kazanıyorsunuz. Biz de o paradan hizmetimizin karşılığını alıyoruz. Ortak oluyoruz. Taksimin göbeğini kontrolsüz işletmiyoruz.

İdari birim ve bina personeline yönelik kurumsal projeler geliştiriyoruz. Hele ki idari kesime özen gösteriyoruz. Sanat ve popüler kültürle ilgili konuşmalar, isteyenlere eğitimler veriyoruz. Hayatlarına estetik sorunsalını dahil ediyoruz. Ediyoruz ki pazarlama ekibini güçlü ve dinamik tutuyoruz. Görsel tasarımlara, kurumsal kimliklere, renklere ve şekillere önem vermelerini sağlıyoruz. Terminolojiyi ortak jargonu serbest bırakıyoruz. İşler yoksa nasıl ilerler?

Atatürk Kültür Merkezi’nin adını sanını değiştirmiyoruz. İnsanların ismine değil içine aidiyet hissetmelerini istiyoruz. Yeniliklerle karşılaşacaklarını bile bile, programa bile bakmadan içeri girmelerini istiyoruz. Sadece bar ve restorantlarla bunu sağlamıyoruz, katılımcı yapısıyla ana kucağı baba göbeği bir yer haline dönüştürüyoruz AKM’yi.

*Diğer anlamıyla; amaca yönelik hızlı ve rahat bir yönetim  alternatifi. Bürokrasinin karşıt anlamlısı.

Referanslar:

Mart 2007, Emine Merdim Yılmaz
Ars Electronica

Etiketler: