Dave Cooper ve Buruşturup Atmaya Kıyamadıkları

Elif Demirci 01 01 2005

0


Uzaylılar, küçük ve tuhaf bir adam, lezbiyenler ve alternatif “dünyanın sonu” kurguları. Dave Cooper, şimdilerde geçmişteki tüm fantastik kurgularından uzak bir işle meşgul gibi gözükse de, en iyi hatırladığı şey 13 yaşından beri çizgi romanlarla uğraşıyor olması.

Kanada’nın Ottawa şehrinde yaşayan, çocukluğuna dair hatırladığı tek şeyin takıntılı bir şekilde çizmek olduğunu söyleyen Cooper, karısı Julie’nin de desteğiyle gün geçtikçe kariyerinde daha yüksek noktalara adım atıyor. Çizmeye 13 yaşında bir çizgi roman ekibine destek olmak amacıyla başlayan ve kısa zamanda kendi çizgi romanlarını hazırlayan Cooper’ın fantastik, politik ve şaşırtıcı kurguları çoğu zaman hayranlık bırakıyor. 1999 yılında onun bu başarısının farkına varanlar ise, “Sucklecrumpleripple”  üçlüsü adına ona “99’un En İyi Serisi” Harvey Ödülü’nü verdiler.

Cooper son zamanlarda çizgi roman dünyasından oldukça uzaklaşmış bir imaj çiziyor. Onun şu sıralar kafasında dönüp dolaşan tek şey, aslında uzun zamandır da ilgilendiği illüstrasyonları. Kuzey Amerika’daki sergiler için sürekli rahatsız edilen ve işleri gün geçtikçe daha fazla değerlenen Cooper’ın son ilgilendiği proje ise, ona kendisini baba gibi hissettiren çocuk kitapları serisi.

Crumple’ın ürkünç kurgusundan ve görselliğinden, bugünün sergi yıldızı ve çocuk kitabı illüstratörü Cooper, her ne olursa olsun geçtiği yoldan oldukça memnun ve Crumple, Ripple ve Suckle ile hala gurur duyuyor.

Okuduğun ilk çizgi romanı hatırlıyor musun?

Tuhaf Köpek Balığı/Adam hikayesi olan bir Superman çizgi romanıydı. Tahminen 1973-74 yıllarıydı ve ben de altı ya da yedi yaşındaydım. Hafızam aslında çok kötüdür.

Çocukken de büyünce çizgi romanlarla ilgili bir meslek yapacağın aklınıza gelmiş miydi?

Hatırlamıyorum. Doğduğum günden beri sürekli olarak bir şeyler karaladığımı biliyorum ama bunun beni nereye götüreceğini o zamanlar göremiyordum. Sanırım çizmek benim için basit bir takıntıdan ibaretti. Çizgi roman hazırlamak ise benim için o zamanlar çok ulaşılmaz bir konumdaydı. Ta ki, Barry Blair 13 yaşlarımda bana bir çizgi romanda görev almam için gelene kadar. Bir kez bu işe giriştikten sonra bir daha sanki başka seçeneğim yokmuşçasına çizmeye devam ettim.

Tam olarak ne zaman çizgi romancılığın hayatının bir parçası olduğunun farkına vardın?

Bu konuda farkına varışımla ilgili çok keskin bir hatıram yok. Sadece başıma yavaş yavaş gelen bir şeymiş gibi gerçekleşti tüm bu olanlar. Gerçek ve profesyonel bir sanatçı olma hayallerim, çizgi romancı olma hayallerimle birlikte yavaşça gelişti. 19 yaşıma gelene kadar olan biteni çok ciddiye aldığım söylenemez. Bütün her şeyin farkına varıp olgunlaşmam ise birkaç senemi daha aldı.

Son zamanlarda çizgi romanlardan çok illüstrasyon ve sanatla ilgilenmeye başladın. Bu, çizgi romancılığı bırakmayı düşündüğün anlamına mı geliyor, yoksa yeni çizgi romanların için hazırlık mı yapıyorsun?

Sadece zaman, ne olacağını söyleyebilir. Şu anda benim tek söyleyebileceğim, ilgi alanlarımın oldukça farklı noktalara kaydığı. Her zaman yeni başladığım bir çizime devam etmek için yatağımdan heyecanla kalkıyorum. Çizgi romanlarımla ilgilenirken bu derece bir heyecan oluşmuyordu ne yazık ki. Bu sanki kontrol edemediğim ilkel bir güdü gibi. Geçmişte çizgi romanımda oluşturduğum fikirleri ve kahramanları bir saniye bile aklımdan çıkartamıyordum. Fakat şimdi nedense artık işler bana bu şekilde etki etmiyor. Weasels’ı yapmak bana müthiş bir konfor sağladı. Sanki artık daha fazla bir şeyler kanıtlamama gerek yokmuş gibi hissediyorum. Bu güne kadar yapabileceğimin en iyisini bu konuda yaptığıma inanıyorum.

Dönemlerden konuşmuşken, bugüne kadar yaptığın çizgi romanları şu şekilde dört aşamaya ayırmak mümkün mü; Cynthia Petal’ın ilk zamanları, Cynthia Petal’s Really Fantastic, Alien Sex Frenzy! ve Pressed Tongue; Suckle’dan Dan & Larry’e ve son olarak Weasel/Ripple?

Kesinlikle. Kendi kariyerimi düşündüğümde ben de dönemsel ayrımı bu şekilde yapıyorum. Hatta bazen bütün bunları ben değil de, sanki başka biri yapmış gibi geliyor; bu kadar zaman hep başka karakterler olmuşum gibi. İşin komik tarafı ben henüz şimdilerde gerçekten yeni bir döneme adım atmış gibi hissediyorum. Ressam olarak kariyerim gün geçtikçe daha da güçleniyor. Hatta inanır mısın, ilk defa bir çocuk kitabı için teklif aldım. Bunu gerçekten yapmayı çok istiyordum. Baba olmak gibi bir şey hissettirdi bana.

Kendi işlerinle, yine bir Kanadalı çizer olan Chester Brown’ın işleri arasında benzer bir doku olduğunu düşünüyorum. Chester da, geçmişte yaptığı işlere artık bambaşka bir gözle bakmaya başlamış ve hatta ED’in fantastik yönü yüzünden kimi zaman utanıyor. Yani aslında Chester, geçmişteki fantastik kurguları ile şimdi arasına uzun bir mesafe koymak istiyor gibi sanki.

Onun hiçbir zaman neden böyle bir düşünceye kapıldığını anlayamadım açıkçası. Ben geçmişimde yaptığım işleri bir kenara atıp yeni bir döneme geçtiğimi düşünmüyorum. Sadece zevk aldığım ve yaptığım işler daha farklı bir açıdan ilerlemeye başladı.

Onun böyle düşünmesi bana, fantastik çizgi romanların otobiyografik çizgi roman trendine göre çok daha değersiz gördüğü etkisi verdi.

Bu durum bana ise, onun eğlenceli olan şeyleri kaldırıp onların yerine hiçbir şey koymamasını düşündürüyor. Fakat şimdilerde ben de otobiyografinin çok daha zekice kurgulandığının farkına vardım. Hatta belki bu türün en iyisi. Ama yine de, neden daha önce yaptığı işleri bir kenara koymak istediğini anlayamıyorum. ED benim için tüm zamanların en favori ve en mükemmel çizgi romanlarından biri.

Özellikle Suckle’da Ed’in etkisini görmek mümkün. Sence de Suckle ve Ed gibi senin karakterlerinle aranda benzerlik olan başka karakterler de var mı?

Belki tam anlamıyla bir benzerlik değil ama, ne zaman Suckle’a baksam aklıma Moebius ve onun yarattığı müthiş görüntüsü geliyor.

Yine Chester Brown ile ilgili bir benzerliğinizden bahsetmek gerekirse, senin Ripple dönemine dönmek gerekir sanırım. Sen de, fantastik öğelerden oldukça sıyrıldığın Ripple çizgi romanını çıkardığında,  Chester gibi fantazyaya sırtını dönme niyetinde miydin?

Dürüst olmak gerekirse, Ripple tamamen bir anormalliğin dışavurumu. Bir daha onun gibi bir şey yaratabileceğimi sanmıyorum. Hatta Ripple, hani şu görmezlikten gelmeyi sürekli reddettiğiniz hikayelerden biri aslında. Sanki başka bir seçeneğim yok gibi. Fakat oturup “Beni nasıl bir hikaye mutlu eder” diye düşündüğümde, sanırım vardığım nokta gerçekçi bir kurgudan oluşan bir hikaye değil. Hikaye sizden ne isterse, onun kölesi olup bir anda yaratmaya başlıyorsunuz. Weasel’ın yeni serisine adım attığımda da, Ripple’la hiç ilgilenmemeye başlamıştım. Bu her bir yüklenmede, yeniden bir hikayeye başlamanın verdiği süreçten ve işlenmeden zevk almakla ilgili. Fakat “Television Program x-32b” hikayeleri her zaman Weasel’la ilgili gerçekleşmesini beklediğim bir şey. Kalbim o yönde atıyor. Görsel ve anlatı olarak oldukça eğlenceli bir hikaye. Şimdilerde beni böyle bir alana yönlendiren güdü, aslında çizgi romanlarla arama da mesafe koyanla aynı.

Daha gerçekçi bir hikaye yarattığında, fantastik hikayeye oranla daha az bir risk alığını düşünüyor musun?

Hayır, tam olarak değil. İnan bana, ciddiye alınmak herhalde önemsediğim son şey. Ama yine de, gerçekçi eserler yaratarak daha fazla ciddiye alındığınız da çok doğru; fakat benim için bunun hiçbir önemi yok. Gerçekçi hikayeleri onaylamıyorum ben. Hatta bana çoğu zaman bezdirici ve sıkıcı geliyor. Sanki etrafta bir grup tozlu kütüphaneci varmış gibi. Beni çizgi roman konusunda çok titiz bir adam olarak görmek ise mümkün değil. Daha çok bir film ya da bir sanat eseri veya bir mobilya, bir oyuncak gibi benimsenen çizgi romanları seviyorum. Fikirleri kendi içinde barındırabilen, tamamiyle saf bir görsellik ve hikaye.

Bazı sanatçılar geçmişte yaptıkları işlerden utanıyorlar, bazılarıysa geçmiş işlerini sürekli olarak gündeme getirmeyi tercih ediyorlar. Sen geçmişindeki Cynthia Petal veya Suckle için ne düşünüyorsunuz? Sence insanlar artık bu eski ürünleri işaret etmeyi bırakmalı mı?

Evet, hala bu işlerin etkilerini üzerimde hissediyorum. Ama bütün bunların ardında da çok büyük bir emeğin saklı olduğunun da bilincindeyim elbette. Her şeyin nasıl geliştiği, nasıl bütün hikayeyi kafamda kurguladığım, kendimi bu işe nasıl adadığım, Julie’nin bana nasıl bir destek verdiği ve bana inandığı hep aklımda. Fakat tüm bunların yanı sıra, eğer Crumple  kendi işim bile olmasaydı, yine de onu genç bir adam tarafından başarıyla kotarılmış “iyi bir iş” kategorisine sokardım. Geçmişte yaptığını işleri unutmak yerine, onları tüm eksikleriyle kabul etmek çok daha makul bir çözüm bence.

Biraz da şu çocuk kitabı projesinden bahsetmek gerekirse, aklında ne gibi fikirler var?

Yeni kariyerimde, yepyeni karakterlerle işe başlamak istiyorum. Bir kere öncelikle her karakterin farklı bir büyüklüğü ve şekli olsun istiyorum. Bir uzaylı, robot, hayvan veya bir canavar ya da kuş, böcek… Kitabın içinden yaratıcılığın dışarı akmasını istiyorum.

İşlerin arasında bir favorin var mı?

Aslında bütün işlerime ayrı bir saygı ve sevgi duyuyorum ama bu soruyu gördüğümde aklıma gelen ilk şey tabi ki, “Television Program x-32b” oldu. Sanırım “Television Program x-32b”, bugüne kadar yaptığım en kusursuz iş oldu.

Bu metin Nokia CP adlı dergide yayınlanmıştır. Tüm hakları Nokia CP dergisine aittir.

Etiketler:  ,