
Ne için sanat sorularını artık sorma bilincini geçtiyseniz ve “kendini ifade et” sloganlarının sıkı bir takipçisiyseniz, yavaş yavaş İstanbul sokaklarında da görme ihtimalimizin yüksek olduğu “Street Art” kurcalamalısınız.
Şehir üzerine bugüne kadar çok anlatan olmuştur. Kimi trafiğinden dert yanar, kimi terkedilmez oluşundan. Kimine sorsanız şehirden uzak bir hayat düşünemez, kimisi içinse şehir asla çekilmezdir. İnsanlara bir yandan cazibeli gelen bu şehir hayatı, kalabalık bir işbirliği gerektirdiğinden yüksek frekans kaosa sahiptir. Tabi bu durumda da şehirli ile şehir arasındaki aşk, sallantılı ve ironik bir forma bürünür.
Şehri benimseyenler ve tadını çıkarmasını bilenler varsa, onlar için kalabalıklar oyun sahalarına dönüşür. Sanat aktiviteleri, sokaklara taşan sergiler ve karmakarışık kocaman bir kültür yığını. Neresinden tutarsanız kendinize ait bir keyfi yakalama şansınız yüksektir şehirde. En iyi filmleri önce şehirli izler, son çıkan oyunları onlar oynar, sadece tv’de gördüklerimizle aynı yerde onlar kahve içer. Her şeyin her an olabildiği bu gelişmiş topraklarda doğanın yerine, taş binalar ve onları süsleyen renkler yapar sanatı. Şahane bir göl kenarı evinde yeşilin sanatının, kağıt parçaları, tabelalar ve boyalarla anlatılmışıdır.
Türkiye’de graffiti alanlarının olmaması, sokak boyama sanatını uygulamaya ilk geçirenleri epey zorluyor. Trenleri ve altgeçitleri kendilerine oyun alanı belleyen graffiti’cilerin başına gelmeyen de kalmamıştır yasak nedeniyle. Ama onlar yine de sanatın isyankarlığı ile boyamayı sürdürüyorlar. Önce tag’lerle başlayan, bir duvar boyu resimlerden stencil’e kadar uzanan bir sanat etkinliği hem de.
Son zamanlarda dikkatinizi çekmiştir ki, özellikle Teşvikiye, Taksim ve Bağdat Caddesi gibi alanlar sanatsal aktivitelerle dolup taşmakta. Havaların da ısımasıyla “sokak sanatı” adı altında açılan sergiler, caddelerden yürüyüp geçen sokak müzisyenleri ve ışıklandırılmış parıl parıl sahneler sanatın sokakla ilişkisini gözler önüne seriyor. Türkiye’de bu şehirli ve sanat aşkı yeni yeni filizlenmiş olsa da, Avrupa ve Amerika’da “kendini ifade et” felsefesinin yeni nesle çoktan aktarılmış olmasıyla daha fazla kendini göstermektedir. Özellikle de Almanya sokakları, Amsterdam, Tokyo şehir sanatının sınırlarını sonuna kadar zorlar. Bir bakarsınız karşınızda kocaman bir beyaz perde de bir gölge şovuna alet edilmişsinizidir. Tuvalet yazılarından tutun da, gördüğünüzde ruhunuzu okşayan sanat elemanlarına kadar sokak sanatçıya çoktan devredilmiştir bile.
Tokyo, şehir tasarımı ve mimarisi açısından dünya üzerindeki en fantastik şehirlerden biri. Dünyanın en mükemmel çelik konstrüksiyonlarına, en tuhaf dükkanlarına ve renklerine sahip Tokyo, sanatın da dijitallikle iç içe geçtiği bir şov şehridir adeta. Berlin’in sanatla içiçeliği zaten malum. Postmoderniteyi fazlasıyla benimsemiş Berlin sokakları, moda şovlarıyla, müzik gösterileriyle ve en kendini bilmez posterlerle kaplıdır. Özgürlüğün en çok hissedildiği Amsterdam “ova”sında ise, belki görmeyi asla hayal edemeyeceğiniz yerlerde en şaşırtıcı objeler gizlidir.
Lafı çok uzatmayalım da, şehrin sokaklarında kimler cinliklerini gösterip neler ortaya çıkarmış bir görelim. Belki bakarsınız yaratıcılığımızı tetikleyen birşeyler görüp biz de sokaklara atabiliriz kendimizi sanat için. Kısacası, herkesin sanatı kendine; “yani herkes için sanat, sanat için herkes.”
Bu metin Burger King – Whop adlı dergide yayınlanmıştır. Tüm hakları Whop dergisine aittir.
Elif Demirci → 01 03 2007
0