Alain de Bottoncuyuz

Elif Demirci 01 08 2006

0


Bir Alain de Botton kitabını elinize alıp okumaya başladığınızda, kitabın isminden ya da görüntüsünden dolayı, bin bir zırva öğütte bulunan bir “Bestseller” okuyor gibi görünebilirsiniz. İsmi “Aşk Üzerine” yazan bir kitabı alıp okumak da çoğunlukla kadınların tercihi gibi düşünülebilir. Yağız “delikanlı”larımız, öyle aşk meşk üzerine kitaplar okumaz düşüncesi, belki de onları Alain de Botton kitaplarıyla hiç tanıştırmamıştır ama aslında Botton, aşktan çok daha fazlasını yazar.

“Aşk kadınların işidir.” düşüncesi bir çok toplumda duygusal erkek oranını oldukça düşürmüş, hatta duyarsız erkek tipini gündeme getirmiştir. Erkekler daha çok dünyayı kurtarmak, atomu parçalamak gibi işlerle uğraşırken, söylenceye göre kadınlar oturup aşk üzerine kitapları okuyup hayatlarının aşkına kavuşmayı beklerler. İstisnalar kaideyi bozmaz ama durum hemen hemen böyledir. Hatta daha da vahimi, toplum öyle bir çağa doğru yönelmiştir ki, artık aşktan söz etmek, metafizik bir güçten söz etmek haline gelmiştir. Bunun nedeni acaba her an aşktan söz edilmesi midir?

Dünyayı makinelerden kurtarmaya çalışan ve başlangıçta oldukça felsefi noktalara değinen Matrix neden sonunda aşık bir süper kahraman yaratmıştır. Elektra olmasaydı Daredevil, Mary Jane olmasaydı Spiderman filmi olmaz mıydı? Hollywood’un yapmak istediği neydi? Sürekli aşktan bahsederek aşkı, aslında alışılmış basit bir olgu haline getirmek miydi, yoksa senaristler gerçekten aşkın yüceliğine inanıyorlar mıydı?

Aslında bu oldukça bilindik bir komplo teorisidir. Yıllardır da söylenedurur ama yanlış olmadığını kabul etmek gerekir ki, bir olgudan sürekli bahsetmek o olguyu gün geçtikçe daha alışıldık hale sokar. Bu yüzden, unutulmasını ya da üzerine durulmasını istemediğiniz bir şeyi, ya başka bir gündemle unutturmalısınız, ya da o olguyu sürekli göz önünde tutmalısınız.

Karanlık fikirli düşünürler, sanayi devriminden sonra zaten bir çok olgunun yok olduğuna inandılar. Hayatın artık anlamsızlaştığını söylemek bir yana zaten hiç anlamı olmadığını da düşünenler vardı aralarında. Kimileri haklı çıkışlarda bulundular ve hayatta materyalizmin yüce iktidarını anlattılar. Tamamen materyaller üzerinden bir hayat yaşadığımızı kabul etmek güç ama aşkın doğasının da tüm bu toplumsal değişimler sonucunda deforme olduğunu biliyoruz. Nasıl mı? Botton okuyoruz. Günümüzün aşklarını, kadınlarını, erkeklerini ve ilişkilerini sanki bizi anlatırmışçasına Botton’dan dinliyoruz.

Kitabın ismi “Aşk Üzerine” ama aslında kitap tamamen aşk üzerine değil. Marx’tan Sokrates’e şaşırtıcı bağlantılar bulan Botton, tamamen aşkı değil, gündelik hayatını yaşayan bizleri anlatıyor. Kitabı elinize alıp okumaya başladığınızda tuhaf bir yüzleşmeyle de karşılaşıyorsunuz. Önce kitabın ana karakterinin yaşadıklarının kendi yaşadıklarınıza benzerliği içten içe canınızı sıksa da, sonraları kendinize karşı dürüst olmanız gerektiğine karar veriyorsunuz. Aşk Üzerine, erkek karakter üzerinden ilişkiyi değerlendiriyor ve çoğunlukla, bir kadın tarafından okunuyorsa, erkeklerin yaşadığı buhranları derinlemesine değerlendirmenize fırsat tanıyor. Ama bu değerlendirme gazetelerin eklerinde bulunan ya da kadın dergilerinin %60’ını oluşturan basit değerlendirmelere benzemiyor. “Erkeğinize gizemli davranın, onu kıskandırın” gibi öğütlerde bulunmak kesinlikle Botton’un işi değil. Çünkü o aslında, işini tam anlamıyla profesyonelce yapan bir ilişki profesörü ve Botton kitapları da dolayısıyla bir ilişki ansiklopedisi haline dönüşüyor.

Alain de Botton kariyerini gündelik hayat üzerine yazarak yükseltmeyi tercih etti ve gündelik hayattın felsefesini yaparken, kadın-erkekten, seyahatlerden ve Proust’tan etkilendi. Hatta Botton’un son zamanlardaki planlarına göre mimari de gündelik hayatın öykülenmesine yer alacakmış.

Bu metin Nokia CP adlı dergide yayınlanmıştır. Tüm hakları Nokia CP dergisine aittir.

Etiketler:  ,