Bir Amerikan İkonu, Scott Fitzgerald

Umut Hanioğlu 08 07 2011

4




` En zengin erkeğin istediğinde en güzel kızı elde ettiği, bir geliri bulunmayan sanatçının yeteneğini bir düğme imalatçısına satmak zorunda olduğu sistemden bıktım usandım.`
Scott Fitzgerald`ın ilk romanı ‘This Side of Paradise’ Amory Blaine isimli kahramanının çocukluğundan yirmili yaşlarının ortasına kadar olan yaşantısını anlatıyor. Roman 1920`de yayınlandığında müthiş bir ilgi uyandırmış ve Fitzgerald`ın geniş kitlelerce tanınmasını sağlamıştı.
Francis Scott Fitzgerald Amerikan edebiyatının en tanınmış yazarlarındandır. ‘Kayıp kuşak’ olarak adlandırılan, Birinci Dünya Savaşı yıllarında yirmili yaşlarını süren ve aralarında Ernest Hemingway, John Dos Passos, Erich Maria Remarque ve Fitzgerald’ın bulunduğu edebi grup yirminci yüzyılın önemli modern edebiyat eserlerine imza atmıştır. Bu eserlerin bazıları arasında Dos Passos’tan ‘Manhattan Transfer’, Remarque’dan All Quiet on the Western Front’ Hemingway’den ‘The Sun Also Rises’ ve ‘A Moveable Feast’ sayılabilir. Scott Fitzgerald en çok ‘Muhteşem Gatsby’ romanıyla tanınır. Diğer önemli eserleri arasında ‘Tender is the Night’, ‘The Diamond as Big as the Ritz’ ve yazara ilk ciddi başarısını kazandıran ‘This Side of Paradise’ sayılabilir. Bu yazıda bu ilk romandan bahsetmek istiyorum.
Amory Blaine, orta-üst sınıfa mensup bir ailenin tek çocuğudur. Annesi Beatrice`e çok düşkün olan Amory kendisinden çok şeyler beklenilen, ‘geleceği parlak’ birisidir. Romanın giriş kısımlarında Amory`nin okul yılları deneyimleri, edindiği arkadaşlar ve gittiği partiler ve balolar eğlenceli bir dille anlatılıyor. Yazarın Amory`nin annesi Beatrice ile ilgili detaylara ve anne ile oğul arasındaki konuşmalara bolca yer verirken babadan neredeyse hiç bahsetmemesi kayda değer ilginç bir ayrıntı. Annesinin dostu, Katolik din adamı Monsignor Darcy, Amory için bir baba figürü işlevi görüyor. Bu kişinin ölümüne kadar süren ilişkilerinde Amory kendisi ve dünya hakkındaki düşüncelerini ve hayallerini Darcy’ye anlatıyor ve ondan hayat hakkında tavsiyeler dinliyor. Darcy bir mektubunda Amory`ye onu adeta oğlu gibi gördüğünü ve ikisinin aynı ruha sahip olduğunu söylüyor.

Romanda işlenen en belirgin tema, Amory`nin kişiliğinin oluşması, hayatta yapmak istediklerinin hayalini kurması ve kendi içine bakarak nasıl biri olduğunu, olmak istediğini bulmaya çalışması olarak özetlenebilir. Kahramanımız Princeton’daki okul yıllarından başlayarak şiir yazan, edebiyata meraklı  bir gençtir. Roman boyunca kendi yazdığı veya arkadaşları tarafından yazılmış şiirleri okuruz.  Amory edebiyatla uğraşmadığı zamanlarda da romantik maceralar yaşamaktadır. Kur yaptığı ve sevdiği kadınlar romanda önemli bir yer tutar. Ne yazık ki tüm ilişkilerinin sonu hüsran ve ayrılıktır. Özellikle evlenmeyi istediği fakat daha iyi bir işi olan başka bir erkekle evlenen Isabelle, Amory`i duygusal olarak yıkacaktır. Isabelle’den ayrıldıktan sonra Amory bir süreliğine kendisini tümüyle içkiye verir. Sonunda toparlanır ve şehri terk ederek kırda yaşayan akrabalarını ziyarete gider. Burada da Eleanor isimli bir başka dilberle aşk yaşayacaktır. Eleanor da egzantrik bir kimse olduğunu beraber ata binerlerken kendisini uçurumdan atmaya kalkışarak kanıtlar.

Romanın en son bölümünde Amory bir otomobile biner. Arabada biri çok zengin bir fabrikatör, diğeri ise onun uşağı görünümünde iki adam bulunmaktadır. İki adam ve Amory Amerika`daki ekonomik sistem üzerine bir tartışmaya girişirler. Bu tartışmada geçen şu alıntı Amory`nin ve belki Fitzgerald`ın düşüncelerini ortaya koymaktadır: ` En zengin erkeğin istediğinde en güzel kızı elde ettiği, bir geliri bulunmayan sanatçının yeteneğini bir düğme imalatçısına satmak zorunda olduğu sistemden bıktım usandım.`

This Side of Paradise, olumsuz eleştiriler de alır. Princeton Üniversite’sinin rektörü okulun öğrencilerinin kitapta anlatıldığı gibi zevk ve eğlence düşkünü, avare züppeler olarak resmedilmelerini hiç de hoş karşılamaz. Francis Scott Fitzgerald, This Side of Paradise`ın çok yüksek bir satış rakamına ulaşmasının (iki yılda 49,075 adet) ardından Zelda Sayre ile evlenir. Kendisi de varlıklı bir ailenin kızı olan eşini alıştığı biçimde yaşatmak için durmaksızın yazar da yazar. Fakat Cote D’Azur ve İsviçre`de yaşadıkları ‘tatlı hayat` Zelda`nın akıl hastanesine kapatılması ve Fitzgerald’ın alkolizmin pençesine düşmesiyle son bulur.