Saba Tümer diyetiyle hazmı kolay ünsüzler

Elmira Cancan 23 03 2010

0


Saba Tümer’i, oynamaya yerin dar geldiği İzmir’den kendini İstanbul’a atıvermiş, çalışkan, azimli, (akrabası Show TV kurucularından olduğundan ünü cebinde garanti) İzmirli bir güzel olarak, lazer marifeti bembeyaz dişleri ve komşuda çay saati gibi diz dize, samimi sohbetleriyle tanıdık.

Tümer, uyku mahmurluğuna denk gelen bir saatte konuğuna, magazin sayfalarında hakkında çıkan haberlere savunma/tekzip imkanı yaratacak yavan sorular sorduğunda; “Ayol biz bizeyiz şurada, bir kaç milyon izliyor alt tarafı!” deyip, olur da lafın şakası anlaşılmazsa diye koştur koştur güldüğünde; kameraların arkasında ekipten bir arkadaşa bakıp aralarındaki bir espiriyi muzipçe hatırlattığında ve dolayısıyla izleyiciyi bu canciğerlik denkleminden dışarda bıraktığında hiç yadırgamadık. Geç saatte televizyon izlemenin cezası gibiydi Tümer; damıtılmış, Comic Sans fontla görüntünün altından geçen renkli haber başlıklarından temizlenmiş, içerik bakımından sıkıştırılmış Televole gibiydi. Konuklarının her biriyle, birbirlerine sadece ön adla veyahut takma isimle hitap ettikleri on seneleri deviren dostluklar paylaştığından, hem onlara hem onlarla gülebiliyor, tanık olduğu muhteşem anıları referans gösterip, “bir de şeyi anlatsana” direktifleri vererek ünlüyü, bu yönünü bilmeyenlere, daha insani, daha komik, daha sevilebilir şekilde tanıtıyordu. Ancak stüdyoda yan koltuğuna konuk olarak seçtiği kişi, bu ışıltılılı camianın dışından olup da, internete koyduğu video sayesinde tanınan İsmail Lopus örneğindeki gibi belgisiz bir sıfat misali koltuğa kurulduğunda, işte o zaman gördük ki Saba’nın konuğa muamelesi, ona karşı yokluğu sezilen empatisi, insanın içini acıtan, hüzün buğusu bir durum yaratıyor.

Bilmeyenine kısa bir tasvir yapayım: Geçtiğimiz hafta Saba Tümer’in konuğu, Youtube’a koyduğu videosunda duşa girip Gülben Ergen şarkısı söyleyen İsmail Lopus’tu. Lopus, sezonluk kamarot olarak çalıştığı gemilerde en iyi ihtimalle uzaktan gördüğü büyük şehre, anlam veremediği ünü sayesinde yeni karıştığından, program boyunca içinde bulunduğu durumu çözmeye çabalamaksızın mütemadiyen boş bulundu. Saflığının açık örneğini canlı yayına bağlanan Gülben Ergen’in “nasılsın” sorusuna “iyiyim” diye kestirip attığı mahçup cevabından da gözlemlediğimiz Lopus, kurnazlıkla atağa geçeceği, sürüp gitmesi gereken yılışık bir diyaloğun yazısız kurallarını henüz bilmiyordu. Videodaki poz kesen hallerine epey uzak yabanlığıyla, gecenin yıldızı olduğu halde, ikiye bölünmüş ekranın sol tarafında onunla konuşulmadıkça önüne bakadurdu. Gülben ve Saba da eteğini belden katlayıp kısaltan kolejli kızlar misali, İsmail’in çocuksu erkeksiliğiyle, yakışıklılığıyla, inceden de değil, kalın kalın, fosforlu kalemle altını çizerek dalga geçtiler. Peki neden? Çünkü İsmail’i birkaç gün sonra programında ağırlayıp, garibanlığının bıçaksırtı gülünçlüğünden rant sağlamak isteyen Beyaz gibi, Saba Tümer de biliyor ki, Youtube videolarında saklı bu ünsüz harfleri bir gecede ünlü ederse, ilk darbeyi kendisi vurursa, leşi çıkana kadar ortada dönüp duracak görüntü/beyan/şarkı/şiir kirliliğinde en büyük parsayı o toplamış olacak. Ünlülerin açık kapatmakta ustalaşıp, gazeteci tuzaklarından etkilenmez hale geldiği bir çağda en yüksek reyting kaynağı, ünlü olmanın matematiğini bilmeyen, bir şey üretmediğinden hazmı kolay ve unutulması aynı derecede çabuk gerçekleşecek çakma/sanal ünlülerin prematüre doğuşuna vesile olarak, her şeyi kamera şakası gerçekliğinde yaşayan bu dalgın hergüninsanlarını, sabah işe giderken otobüs camından özel otoların içine doğru hayaller kuran, hayat hikayeleri saman kağıda basılmış bu gösterişsiz kişileri sahneye çıkarmakla geliyor.

Türk medyası haute couture magazinde kar olmadığının farkına vardı; bir sanatçıyı saçından makyajına, fırfırlı gece elbiselerinden Maksim gazinosuna, üvertürlükler assolistliğe kadar yaratmak hem büyük emek gerektiriyor, hem sonrasında onca çabayı terse sürüp, üstüne çullanmak da absürd görünecek. O da magazini prêt-à-porter veyahut “yapılmışı var” şeklinde gerçekleştirmeye karar kılıyor. Nasılsa her yeni gün Youtube’a bu oyuna alet olmakta sakınca görmeyecek kişilerin başrollüğünde yüzlerce video yüklenecek. O halde arzla talebi, görülmek isteyenle, gülmek isteyeni buluşturmak medyanın görevi. Bu buluşmada, izleyiciye ne kadar gülüp, konuğu ne kadar ciddiye alması gerektiğini de yine kendisi örgütlüyor. Roller belirlenmiş; İsmail de, sıradaki diğer kurbanlar da, ellibininci gösteriminde bile televizyonlarda gecenin en yüksek reytingini alan Kemal Sunal filmlerine alternatif olarak, kendi versiyonlarında “gerçek hayat Şaban’ı”nı oynayacaklar. Bilinçlenip kendilerini naza çektiklerinde, daha çok para veya, olmaz ama, saygı istediklerinde tedavülden kaldırılacaklar. Toplumsal hafızamızda iyice tozlandıklarına kanaat getirildikten sonra da, medyadaki iyi niyet avcılarının sözde merhamet sponsorluğunda “şimdi neredeler?/bir gecede ünlü olanlar” başlığı altına toplanıp, sirk hayvanları gibi yanyana, eş değerde sergilenecekler. Gururunu hatırlayanı çıkarsa içlerinden, onlar da terslenip, hadleri bildirilecek. Sebepsiz ünleri, silkelenir gibi hoyratça kenara itilişleriyle çoktan son bulduğundan, ellerinde kalan kayganlaşmış gerçeklik bağları, benseningibiontanesinibirgecedeyarattım bombardımanıyla tamamen koparılacak.

Kadınların fevkalade ciddi durmayı strateji edindiği, ana haber bülteni sunmanın büyük ödülden sayıldığı bir alanda, Tümer’in neşe dolu, gamsız tavrıyla kontrast yaratarak başarı kazanması aslında hiç de sürpriz sayılmaz. Zira kuruluşuna yakınen tanıklık ettiği Show TV, TRT’nin Han Duvarları ekollü haber turlarına “beşdakkadabeşiktaş haber” anlayışıyla resti çekmişti. Akşamları TRT Haber’le Edirne’den Ardahan’a, her şehirde teker teker ne olup bittiğini dinlemekten yorulmuş, diyet yaşamaya hasret halkımız, bulaşık, çamaşır makinası, mikser gibi orta sınıfla yeni yeni buluşan ve hayatı kolaylaştıran bu tarzı anlayabildiği için, çok sevdi. Maymun Çarli’nin ana haber bültenine konuk olup çeşitli konularda fikrinin sorulmasıyla hazım kapasitesini genişletti, şimdi Papağan Yaşar’la röportaj yapan Tümer tartışmasız katlanılabilir, hatta sevimli geliyor. Saba Tümer de, şefkat temsil etmeleri sebebiyle hemcinslerine biçilmiş kadın programlarındaki “şehit anası”, “kayıp evlatlar”, “çözülmemiş namus cinayeti” temalarını elinin tersiyle itip, aynı saatte program yaptığı diğer kanallardaki erkekler kadar acımasızca avını didikliyor. Ertesi günün ana haber bültenine malzeme çıkarmayı iyi biliyor.

Yara almadan savaşmak için zırhını kuşandığı, duyarlı kadınlığını sakatlayıp yarı-erkeksiliğe bürünmeyi göze aldığı bu camiada Saba Tümer’in etçilliği, neyi istediğini en iyi medyanın takdir ettiği halk, vejetaryen menü seçmedikçe sürer gibi geliyor.

Bu yazı Radikal 2‘de yayınlanmıştır. Tüm hakları Radikal 2′ye aittir.


Etiketler:  ,