Okan Bayülgen’in son senelerde yapmakta olduğu ismi farklı, konukları da içeriği de aynı, eleştiriye kapalı program formatına bakınca, akla Türkiye’de eğlence anlayışının geçirdiği değişimler ve yeniliklerin kaçınılmaz şekilde dogmaya, tahammülsüzlüğe dönüştüğü düşüyor.
Özellikle bir aydır neredeyse her gün gazetelerin magazin eklerinde Bayülgen’in programındaki tartışmalar, ifşalar, kırılıp küsme haberleri yer alıyor. Bayülgen’in artık kendi tarzının girdabında kaybolduğunu düşünenler için tam da soğuma sebeplerini ortaya koyan, eleştirilen davranışlarından bir şablon oluşturacak haberler bunlar. Genç nüfuslu bir ülke olarak her sene yeni üniversite öğrencilerinin katıldığı bir topluluk, medyayı ve medyanın yalanlarını Bayülgen’den öğrenedursun, acaba Bayülgen’in kendisi, sahne arkasını gözlemlediği bu yalancı medyanın neresinde duruyor?
Ekran mesaisinin henüz başlarındayken Bayülgen, belki radyo şovlarında kitlesinin potansiyelini çoktan tanıdığından ve kendini tanıttığından dolayı sabırsız ve agresifti, henüz oluşmamış bir eğlence kültürünü televizyonda oturtmaya çalıştığının farkındaydı. Canlı yayına bağlanan izleyicilerini aniden bağlantıyı keserek yüzüne kapattığı telefonlarla cezalandırması, bu despot tavrın altında yatan nedenlere hak veren, dengini ekranda görmemekten muzdarip kesimin içinin yağını eritirdi. Bayülgen’in telefondaki tutuk bir seyirciyi çarçabuk tartarak düşünceyi kavrama yetersizliğini, gündüz kuşağının kadın programlarından yadigar kalıp hal-hatır sorularını veya yersiz samimiyetini yerden yere vurabilmesi, Türk televizyonculuğunda gece şovlarının bir eşikte olduğunu gösteriyordu.
Bayülgen’in programı, TRT’nin özel kanallara mirası sayılabilecek ünlüler geçidi haftasonu programlarında, şarkı aralarına sıkıştırılmış “ay sonu borç yüzünden kasabın önünden geçemeyen memur” veya “sarhoş şoförün polisle karşılaşması” temalı skeçlerin neredeyse tek alternatifi olan Cem Özer’in “Laf lafı açıyor”unun mütevazi çizgisinin çok ötesinde, mizah dergisi okumayanlara da sivri bir mizah sunarak amme hizmeti veriyor, hazırcevap modern zaman filozofu Okan Bayülgen’i seyretmek adeta entelektüel gelişmişliği işaret ediyordu. Halbuki Gece Kuşu’ndan Televizyon Çocuğu’na evrimi, Zaga’dan Disko ve Medya Krallığı’na terfisi sırasında, önceden hesaba katılmayan reyting uğruna orjinalliğini, sivri zekasını ve yaratıcılığını aşamalı şekilde kaybetmeye başlaması; seyircisiz/konuksuz/hesap kitapsız formatını halka açarak hem çok seyircili, hem çok konuklu bu yeni program düzeninde kendi yerine bir başkasını koysa aynı şekilde gerçekleşebilecek kadar otomatikleşmiş, aynı programın seyreltilmiş/sulandırılmış versiyonlarına çevirmesi; destekçisi gençlerin alkışlarını fazla ciddiye alarak kendi düşüncelerinden başka düşüncelere geçit vermemesi, sırt çantalarını kenara bırakıp bond çantaya geçmiş, üniversite sonrası dönemini yaşayan genç kesim için Bayülgen beğenisinin sonu oldu.
Bayülgen’in farklı görüşlere tahammülsüzlüğünün en yakın örneğini Yeşim Salkım’la tartışması esnasında gözlemledik. Geçtiğimiz haftalarda Okan
Bayülgen, programında “Serdar Ortaç formülü” şeklinde tanımladığı şarkı yazma tarzını alaycı biçimde eleştirirken, Yeşim Salkım son albümü için şarkı aldığı Serdar Ortaç’ın bu şekilde eğlence malzemesi edilmesine karşı duracak gibi olduğunda ortalık karıştı. Kendi programında kameralar önünde nakavt edilmek gibi bir alışkanlığı olmayan Bayülgen, bu uyarıyı gurur meselesine çevirip televizyonculuk ilkelerinden, gıyapta konuşmanın etiğinden dem vurduğunda, seyircisinin yersiz tezahüratlarıyla sadakatle desteklendi, öyle ki daha diyeceğini bile tamamlamadığı halde alkışlarla sık sık sözü kesildi. Şartlanmalar ve artçı espiriler sayesinde düşüncelerini ya gülerek ya protesto alkışlarıyla ifade eden bu gençlik, tutması gereken tarafı ezberlemişti zaten.
Programında tahtada ders anlatır gibi gülünecek ve eleştirilecekleri sırayla öğreten Bayülgen’in öğrencileri, Serdar Ortaç’ın Bayülgen’in nazarındaki pozisyonundan da haberdardı. Bu düzende alışık olmadıkları tek şey, bir başkasının Bayülgen’i eleştirebileceğiydi. Program akışını aksatarak hatta tamamen dondurarak, ısrarla haklılığını ve dokunulmazlığını kanıtlamak isteyen Bayülgen, Yeşim Salkım’la oldukça gramatik görünen, “öyle dedin/demedim, sen nereden çıkardın/çıkarmadım, aşkolsun/aşkolmasın, sen de böyle yapacaksan/ben böyle falan yapmıyorum” düzeyinde soyut bir tartışmaya girdi. Okan Bayülgen sevenlerine göre ise bu durum Yeşim Salkım’ın onları, o seviyede bir yüksek eğlenceyi anlayamadığı şeklinde tezahür etti.
Takip eden haftalarda bir Türkiye güzelinin çok dil bildiği iddiasını simultane çeviri yeteneklerini test ederek çürüten Bayülgen, yola Ece Vahapoğlu’nun benzer yalanını yüzüne vurarak devam ediyor. Halbuki özel hayatına paralel şekilde, hayat bilgisi dersi seviyesinde sorulara yanıt veremeyen mankenlerin cehaletini savunduğu günler çok da geride kalmadı. Ne kadar çelişki içerse bile, Okan Bayülgen tam da Türkiye’de gözlemlenen politik anlayışa benzer şekilde, kendi versiyonunda “ben seçmedikçe, demokrasi değildir” diyor. Nasılsa stüdyo sınırları içinde kurduğu kah Disko kah Medya Krallığı’nda asıp kesmesine, acımasızca eleştirmesine alkış tutanlar, ertesi gün benzer kişilere takdir rica ettiğinde bu sefer takdirle alkışlayacaklar; ağzından çıkan her tür çelişkili beyan, istisnasız alkışla ve kahkahayla beslenecek.
O hedefe oturtmadıkça akıl edip de eleştirmeyi düşünmeyen dekor gençliği, üniversitesinin adını taşıdığı pankartlardan başka pankartlara, başka düşüncelere saygı duymayacak. O gençlik ki, isyanın domestik olanıyla tatmin oluyor; popüler kültüre eleştirisini, Okan Bayülgen’i izleyerek, edilgen şekilde dile getiriyor. Onun işaret ettiği çarpıklıklara gülüyor da, kendi halinin çarpıklığına aymıyor.
Şimdilerde görünen o ki; şimdilerde isyankar bir ruh, popüler olanı elinin tersiyle iten, sorgulayan bir birey olduğunu iddia eden Bayülgen’in en politik ve en tutarlı tavrı, kendi gibi kolejli, sanat için solculuğa soyunmuş (Bayülgen’in tabiriyle) rok müzisyenleri konuk etmesinden ibaret kalıyor. Sözkonusu müzisyenlerin rock müziği anadilde yapmak uğruna katlettiği Türkçe ve bol keseden kullandığı gurbet/hasret/çile/bile/yar/diyar kafiye formüllerinin, elektro gitar cilalı olsa da pop altyapılı şarkılarının düşük kalitesinin ise, Serdar Ortaç’ınkilerin yanında, esamesi okunmuyor.
Bir sevip bir dövdüğü popüler figürleri, seyircinin kan şekerini bir anda yükselterek keyif versin diye programında demirbaş eden Bayülgen’in sohbetleri bu yüzden maalesef artık karın doyurmuyor, sadece öğün atlatıyor.
Bu yazı Radikal 2′de yayınlanmıştır. Tüm hakları Radikal 2′ye aittir.


Meral Oral
1 yıl önce
Onceleri sevmezdim ama yaptigi proglamlarla yeterince gundemde olmayi basariyor ve bence zeki bir insan
tyler durden
1 yıl önce
okan bayülgen bence gece uyuyamıyanlar için yaptığı programcıdır.
eşi benzeri türkiye de yok.
adam televizyonu sevmiyo izlemeyin diyo örneğin saat akşam 20:00 de aile bir araya gelir sohbet etmesi gerekirsen dizileri izler vs. ama gece saat 00:30 da türk toplumunun çoğunluğu uyuduğu için uyuyamıyanların tek adresive tercih meselesi siyasi duruşunu belli eden az kişilerdendir..
saygılar sevgiler
benkimim
1 yıl önce
hagi programının bilmiyorum ama yaptığı bir programın başlangıcında SOKAĞA CIKSANA HAYAT SOKAKTA diye başlıyordu .
yaptığımız sergiye gelen Okan Bayulgen , sokakta içtimizi görünce ortalıkta sizin eviniz yokmu gençler evlerinize gitsenize siz niye sokakta içiyorsunuz niye bukadar gürültü yapıyorsunuz diye bisürü arkadaslarimizi rahatsiz eden Okan bayulgen evet.
biz sokaktayızda sen nerdesin yahu?
HÜLYA
1 yıl önce
Sorun Okan Bayülgen’de değil de,TV Programlarının “Halk istiyor,biz de verelim” anlayışında…Bu anlayışla yapılan programlar bir kesim için izlenemez bir hale geldi. Tamam,”İzlemesinler” demek de kolay ama TV ucuz ve her an el altında bir eğlence aracı, bazıları için bir alışkanlık. Okan Bayülgen de bu yozluğu eleştirerek bu kesimin içinin yağlarını eritiyor, eritirken de bol bol hata yapıyor elbette ancak, yine de bir eğlence programı izlenecekse, en azından akıllı komiklikler yapan (bu arada zaman zaman can da sıkan)bu adamı izlemek en iyisi, daha da iyisi TV izlemek yerine, benim gibi daha çok radyo dinlemek, film seyretmek ve kitap okumak, inanın can sıkılmıyor….
Mehmet
2 yıls önce
Bu konuda ilk defa iyi bir yazıyı okuyorum. Uzun yıllardır kör kütük Okanlaşmış bir topluma karşı duruşunu belirten bir yazı daha önceden okumamıştım.
Bu konuyu dile getirdigimde her zaman çevremden almış olduğum tepki Okanlaşmışlığın vermiş olduğu tepkisellikti. Ona karşı olmak bir nevi, kültüre, bilgiye, entellektüellüğe karşı olmak gibi bir durum sergilemekti. Kör kütük Okanlaşmış toplum genci, Okanı kendine idol belirlemiş, saldır dediğinde saldırıyor, yücelt dediginde yüceltiyordu. İroni aslında işin temelindeydi her zaman programında konuk ettiği ve kişinin entellektüelliğine, genel kültür bilgisine saldırarak afişe ettiği kişilerle hergün farklı bir mekanda görüntüleniyor olması aslında kim olduğu konusunda yeteri kadar bilgi sahibi yapıyordu bizleri fakat Okanlaşmak olarak tabir ettigimiz hastalığın bir yan etkisi olacak ki bunları görmek yerine her zaman kendinie daha çok destek olan bir topluluk gördük.. Asıl sorgulanması gereken Gençlik denen kesim saldırdıgında ve öldürdügünde olaydan fazlasıyla zevk almakta fakat kişinin şarkılarıyla türküleriyle kendinden geçercesine eğlenmekteydi işte size bir ironi daha..
Şimdi çıkalım işin içinden… !